• 30.05.2021 18:31
  • (80)

Merkez Bankası’nın başına gelenler CB sisteminin nasıl işlediği konusunda fikir edinmemiz için mükemmel bir örnektir.

Yirmi ayda dört başkan değişti; Murat Çetinkaya, ardından Murat Uysal, ardından Naci Ağbal görevden alındı, 20 Mart 2021’de Şahap Kavcıoğlu getirildi…

Bu yetmemiş olacak ki, üç ay içinde TCMB Başkan Yardımcıları, Para Politika Kurulu Üyeleri, ve Banka’nın çeşitli Genel Müdürlüklerinde aziller ve atamalar yapıldı.

Buna istikrar demek mümkün mü? Kurumsal güven aşınmaz mı?

Merkez Bankası eski Başkan yardımcısı İbrahim Turhan’ın cevabı:

Aslında görevden alınan kişinin de göreve gelen kişinin de özgeçmişleri güçlü. Bir kararname ile herhangi bir zamanda yönetimi değiştirilebilen bir merkez bankasının başına isterseniz mezarından çıkarıp Milton Friedman’ı getirin. Bu (kurumsal) sabıka kaydıyla hesaplaşmadan güven olur mu?”

Ve yatırım gelir mi?!

KANUN NE DİYOR?

Naci Ağbal bu güveni restore etmeye başlamıştı. Ağbal’ın da azledilmesinin yarattığı güvensizlik yüzünden yirmi günde 5.8 milyar dolar yurtdışına gitti. (Haberler, 11 Mayıs)

Bizde TCMB böyle mi yönetilirdi? Hayır hiç böyle olmamıştı.

Hatta, merhum Ecevit’in başbakanlığındaki DSP, MHP, ANAP koalisyonu döneminde, Kemal Derviş yönetiminde 2001 yılında çıkarılan kanunla Merkez Bankası bağımsız hale getirildi.

Bu kanunda “para politikasının uygulanmasında tek yetkili Merkez Bankası’dır” denildi. (Md. 4/II, b)

Yani siyasetçiler kur faiz işine karışamaz…

Aynı kanunda “TL’nin değerini belirlemek için… yabancı paralarla işlem” yetkisi Merkez Bankasına verildi. (Md. 4/1,a)

Verildi ama CB sisteminde Maliye Bakanlığı ile protokol yapılarak 128 milyar dolar piyasaya sürüldü.

Kanunda “Merkez Bankası bütçe açığını finanse edemez” denildi. (Md. 56)

Denildi ama CB sisteminde Merkez Bankası’nın “ihtiyaç akçesi” bütçeye aktarıldı.

CB SİSTEMİNDE

Merkez Bankası kanundaki bu maddeler değişmedi fakat yönetim değiştirilerek bu hükümler aşıldı.

Evvela 27 Aralık 2017’de çıkarılan 375 Sayılı KHK ile, Merkez Bankası dahil, bütün üst düzey kamu görevlilerini, süreye bakmadan, “kurumsal hedeflere ulaşılamaması” gerekçesiyle azletme yetkisi Cumhurbaşkanına verildi.

Naci Ağbal üç ayda “kurumsal hedeflere ulaşamamış” olabilir mi?!

Bu aslında Cumhurbaşkanı’na istediği an istediği kamu görevlisini uzaklaştırma, yerine istediğini atama yetkisinin verilmesidir.

Halbuki Merkez Bankası Kanunu’nda bağımsızlığı korumak için atamalar sıkı kurallara bağlanmıştı: Beş yıl süreyle atanmak, banka içinde şu kadar sene görev yapmış olmak, Banka Başkanının önerisiyle atanmak gibi ayrıntılı şartlar...

Bu şartlar siyasetçinin keyfi davranışlarını önlemek, liyakati korumak için konulmuştu…

9 Temmuz 2018’de, “CB Sistemine Uyum” için çıkarılan 703 Sayılı KHK ile bu şartlar ya gevşetildi ya kaldırıldı… 10 Temmuz 2018 tarihli CB Kararnamesi ile de “Anayasanın 104 üncü maddesine göre yürütme yetkisinin sahibi olan Cumhurbaşkanı, atamaya yetkili amirlere ait yetkileri haizdir” hükmü getirildi.

İDARE-İ ŞAHSİYE’

Artık merkezi idare tamamen Cumhurbaşkanının tercih, karar ve kararnamelerine bağlıdır. Bu aynı zamanda “liyakat, kıdem, tecrübe” gibi kurumsal ilkelerden ziyade “sadakat, yakınlık” gibi şahsi tercihlerin etkili olması demektir.

Son değişiklikler “Merkez Bankası’nda Berat Albayrak ekibi tasfiye edildi” diye değerlendirildi.

Şimdi kimin ekibi?!..

Bütün kurum yöneticileri Cumhurbaşkanının ekibi olduğunda alt makamlarda şahsi sadakat ekipleri ortaya çıkıyor!

İçişleri Bakanlığı bünyesinde ortaya dökülen tablo da bu değil mi? Bakan “Ben İstanbul’a karışmam” diyor!

AA bültenlerinde bile bu çekişme görülüyor…

Yüksek yargı kurullarına ve yönetimlerine yapılan atamalarda da siyasi yakınlık görülmüyor mu?

Dışişleri’ndeki siyasi büyükelçiler, böyle değil mİ?

İkinci Meşrutiyet döneminde bu yönetim tarzını “idare-i şahsiye” diyerek eleştirirlerdi, “kanun idaresi”ni savunurlardı… Yüz yıl geçti!

Bu sistem tıkanmıştır, Türkiye “kurallar ve kurumlar” sistemine yönelmek zorundadır, “hukuk devleti” yani.