• 1.06.2021 23:19
  • (199)

Taksim’de cami ihtiyacı vardı. Nihayet mimarisiyle de güzel bir cami açıldı. Hayırlı olsun.

Açılışta Cumhurbaşkanı Erdoğan yine siyasi içerikli bir konuşma yaptı. Siyaset katmadan uhrevi ve mimari değerler içiren bir konuşma daha iyi olurdu.

Ben “milletimiz yüz elli yıllık hayaline bugün kavuştu” sözünün üzerinde durmak istiyorum.

Abdülhamid dahil, değil mi?..

İstanbul’un fethini bu sene İBB daha iyi kutladı. Erdoğan da Taksim Camisinin, İstanbul’un fethine bir “armağan” olduğunu söyledi.

Abdülhamid ise fetih kutlamalarını yasaklamıştı!..

Geçmişe “tarih” şuuruyla bakan belki ilk padişah Abdülhamit’tir, Ertuğrul Gazi’yi hatırlayıp türbesini imar etmiştir. Fetih kutlamalarını yasaklamasının sebebi, o zaman toplumda, ekonomide ve siyasette büyük ağırlığa sahip Rumlarda uyanan milliyetçilik duygusunu körüklemekten sakınmasıydı.

Tarih karmaşıktır, hiç birimizin hayalindeki gibi değildir.

YALAN SÖYLEYEN TARİH’

İslamcı kesimde “yalan söyleyen tarih” söylemi yaygındır. ‘Resmi tarih’ anlayışının eleştirilmesi ve farklı gerçeklerin araştırılması gereklidir ve değerlidir…

1930’lardaki kurgusal “tarih tezi”, 1940’larda sessizce bırakılmış, İnönü’nün de teşvikiyle Selçuklu ve Osmanlı araştırmaları başlamıştır.

Kitapları baskı üstüne baskı yapan “Yalan söyleyen tarih” söylemi böyle değildir. Popülist, hamasi ve tepkiseldir.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’a göre “bizi hep yalan söyleyen tarihle aldattılar.” (18 Ekim 2016)

Mesela “Lozan’ı zafer diye yutturmaya çalıştılar.” (29 Eylül 2016)

Bu söylem modernleşme tarihimize uzanmaktadır: “Birileri 150 yıldır ısrarla bizi kökümüzden koparıp devirmeye çalışıyor.” (20 Mayıs 2015)

Şu sözler de Erdoğan’ındır: “200 yıldır bu millete istikamet dayatılıyor. Milletin önüne seçenek konulmuyor. Milletin değerleri dikkate alınmıyor. 200 yıldır doğru olan budur deniliyor ve bu doğru millete baskıyla, şiddetle, ceberut bir devlet anlayışıyla dayatılıyor.” (12 Kasım 2013)

TANZİMAT İHANET Mİ?

Tarihe ideolojik ve siyasi önyargılara malzeme toplamak amacıyla bakmak hem bağnazlık yaratır hem kutuplaşmaları keskinleştirir. Laboratuvar gibi bakmak gerekir.

Çıkışlı, inişli Osmanlı tarihine de laboratuvar gibi bakmalıyız.

Osmanlı modernleşmesi 19. Yüzyılda başlamadan önce, Osmanlı devleti bir “Orta Çağ imparatorluğu” idi. Bunu diyen Halil İnalcık ve Şükrü Hanioğlu gibi saygın hocalarımızdır.

Toprak rejimi, keyfi ve dağınık vergiler, parçalı hukuklar ve iç egemenliklerle Orta Çağ imparatorluğu…

Kuyucu Murat Paşa, on binlerce Türkmenin kafasını kesti, devlette bunu “denetleyecek ve dengeleyecek” hiçbir kurum olmadığı gibi, ulemadan da bir tek itiraz çıkmadı.

Namık Kemal, “Tanzimat’tan önce Osmanlı devleti derebeylikti” diye yazar.

Tanzimat’ın başaramadığı amaç, “devlet-i muntazama” yani nizamlı, düzenli devlet olmaktı. Bugün deyişle hukuk devleti…

Abdülhamid 1876 Meclis açış nutkunda, “gerileyiş ve çöküşün başlıca sebebi nizamsızlık” diye belirtir, tıpkı Reşit Paşa gibi, Namık Kemal gibi, Cevdet Paşa gibi…

Modern-İslamcı Tunuslu Hayrettin Paşa’yı okuyanlar “Osmanlı’nın çöküşünü Tanzimat yüz yıl geciktirdi” gerçeğini görürler.

Popülist tarih söyleminde ise “yüz elli yıl…” bir ihanet gibi gösteriliiyor!

PETRO VE MAHMUT

Bugün geriye baktığımızda birçok hataları görülüyor elbette. Ama ne yapabilirlerdi?

Cevdet Paşa’nın Tezakir’de yazdığı gibi, Çar Petro ile II. Mahmut aşağı yukarı aynı reformları yaptılar… Fakat bizimki başarılı olamadı çünkü ilan edilen reformları yürütecek yetişmiş insan kadrosu yoktu!

Medrese adam yetiştirmiyordu.

Tanzimatçılar modern ilimlere kapı açarak, modern eğitimin ilk adımlarını atarak, ilk ‘üniter’ kanunları çıkararak, bakanlıkları ve Yargıtay, Danıştay, Sayıştay’ı kurarak devletin kurumsal ömrünü 1923’e ulaştırabildiler…

Evet kanunların çoğunu Batı’dan aldılar. Fıkıhta kamu hukuk gelişmediğini Hayrettin Karaman da yazdı. Devleti çökmekten kurtarmaya çalışanlar ne yapabilirdi?

Modernleşme zaruridir. Türkiye’nin istikbali modern hukuk devleti olmaya bağlıdır.

Sayın Erdoğan da kabaca 2011’e kadar modern hukuk vurgusuyla konuşuyor, ülke de iyiye gidiyordu… Yukarıdaki sözleri 2011’den sonradır. İki sebebi var: 2011 seçimlerindeki özgüven patlaması… Son 6-7 yılda da büyüyen sorunları hamasetle karşılama çabası…