• 4.06.2021 07:18
  • (143)

Son örnek İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nde AK Parti dönemindeki şaibeli işlerdir… “Dindar insanlar yolsuzluk yapmaz” şeklindeki toplumsal inanç yıkılmaktadır.

İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun açıklamalarını biliyorsunuz. Mesela İBB’nin KİPTAŞ adlı şirketi bir arsayı satın almaya karar veriyor… Kararı öğrenen “bir vatandaş” derhal o arsayı 49 milyon liraya satın alıyor… Ve aynı arsayı KİPTAŞ’a 130 milyon liraya satıyor! Zamanın kuruyla 27 milyon dolar kazanıveriyor!..

AK Partili Mamak Belediyesinde, Meclis Üyesi Esra Yılmaz, gördüğü yolsuzluklara isyan ediyor, “sizi Mamak Belediyesi‘ndeki akraba çetenizle, maşalarınızla, teşkilattan üstün iş adamlarınızla baş başa bırakıyorum” diyerek istifa ediyor…

Bu tür işlemleri fıkıh açısından Hayrettin Karaman hocamız nasıl değerlendirir bilmem… Ama modern hukukta bu işlere “yolsuzluk” denilmektedir.

Üç açıdan bakalım: Din, siyaset, hukuk…

FIKIH MÜSLÜMANLIĞI

Büyük devlet adamı Hz. Ömer devlet işlerine bakarken kullandığı mumu söndürür, özel işlerinde kendi mumunu yakardı. Muazzam bir ahlak örneği… Başka örnekler de var.

Fakat bunlar İslam düşüncesinde “fazilet, iyi ahlak, takva” örnekleri olarak kaldı; kamu hukukuna dönüşemedi…

İslam tarihinde istibdat yüzünden kamu hukukunun gelişmediğini Hayrettin Karaman da yazıyor. Avrupa tarihinde istibdatları yıkan sosyo ekonomik dinamizm Asya ve Ortadoğu’da olmadığı için siyasi güç hep hukuku bastırdı.

Günümüzde Arap yazar Munsif Merzuki, otoriter Arap rejimlerinin nasıl yolsuzluk kaynağı olduklarını anlatır. Aynı sebepten insan hakları ve hukuk fikri de gelişmiyor. (Arap Dünyasının Krizleri, Küre yay.)

Tunuslu hukukçu Prof. Ali Mezghani “Tamamlanmamış Devlet” adlı akademik eserinde, İslam tarihinde hukukun ve ahlakın din içinde eridiğini, bu yüzden bağımsız hukuk düşüncesinin gelişmediğini gözler önüne sermektedir. (Bilgi Üniv. yay.)

Ali Bardakoğlu hocamız, “Yüzleşme” adlı eserinde, “ahlakın fıkıh kuralları arasında buharlaşması”nı anlatmaktadır. (Kuramer yay. S. 287-355)

Mustafa Çağrıcı hocamız “Din ve Değişim” adlı kitabında “ahlakî özü boşalmış fıkıh merkezli müslümanlık” sorununu yazmaktadır. (Doğan Kitap, s. 35-46, 92-94)

SİYASET AÇISINDAN

Laik diktatörlüklerde görülen yaygın yolsuzluklar, din adına siyaset yapanların iktidarında da el değiştirerek devam ediyor. Hele de siyaset “cihad” duygusuyla yapılırsa, yolsuzluk ve gasp ganimet gibi görülüyor.

Bizde ise, düşünün ki “Haçlı İttifakı” diye suçladıkları Avrupa Birliği, yıllardan beri AK Parti iktidarını “yolsuzlukla mücadele yasalarını çıkarmadınız” diye eleştiriyor.

Ahmet Davutoğlu’nun hükümet programındaki “yolsuzlukla mücadele ve şeffaflık yasaları” bölümü ondan sonraki programlarda buharlaştı ve milletvekilleri onu da bunu da alkışladılar!

AB Raporlarında ve Uluslararası Şeffalık Derneği raporlarında “İhale Kanununda yapılan değişikliklerin yolsuzluk algısını arttırdığı” belirtiliyor.

İhale Kanunu 2001’de çıkarıldığı gibi kalsaydı, bu çapta yolsuzluklar yapılamazdı.

Hatırlatayım ki, “yolsuzluk algı indeksinde” Türkiye 2012 yılında dünyada 54. Sıradaydı, 2020 indeksinde ise 86. sıraya inmiştir! (https://www.transparency.org/en/cpi/2020/index/)

HUKUK AÇISINDAN

İstibdat, adalet, yolsuzluk, şeffaflık sorunları muktedirlerin vicdanlarına, din anlayışlarına bırakılamayacak kadar önemlidir.

Dünya tarihi de Müslümanların tarihi de insanların tarihidir; istibdat, gasp, rüşvet ve kayırma olaylarıyla doludur. Koçi Bey 17. Yüzyılda “reayaya zulüm ziyade olup, âlem harap olmuştur” diye feryat ediyordu.

Batı’da modernleşmenin üç dört asırlık sürecinde tabii hukuk, kamu hukuku ve insan hakları felsefeleri ortaya çıktı. Bu felsefi düşünceler gelişerek bugünkü hukuk devleti, bağımsız yargı, denetim ve denge, hesap verirlik, şeffaflık kavramlarını ve kurumlarını oluşturdu.

Bizde bunlar zayıf olduğundan, “güç bozar, mutlak güç mutlaka bozar” kuralı daha güçlüdür.

İşte, yolsuzluk algı indekslerinde iyi durumdaki ülkeler modern demokratik hukuk devleti niteliğindeki ülkelerdir.

Temiz toplum”un yolu modern demokratik devlettir: Açık, şeffaf, hesap soran ve hesap veren devlet, bağımsız yargı, etkin meclis soruşturması, özgür medya…

Ama bizim iktidar AB’ye söz verdiği şeffaflık yasalarını bile çıkarmıyor.