• 12.07.2021 00:19
  • (90)

Cumhurbaşkanı Erdoğan iki gün önceki Diyarbakır konuşmasında yine 2023 Hedefleri’nden bahsetti. Şurada iki yıl kaldığı halde Hâlâ 2023 hedeflerinden bahsediyor olması üzerinde durulması gereken bir konudur.

Parti lideri Erdoğan, bir taraftan daha sıkı muhafazakâr politikalarla, öbür taraftan gerçekçi olsun olmasın, hedefler göstererek seçmen tabanını tutmaya çalışıyor.

2011 Seçim Bildirisinde, yani tam on sene önce açıklanmış olan “2023 Hedefleri”ne önümüzdeki iki yılda ulaşılabilir mi? Bunlar geçerli hedefler midir?

Kişi başına 8 bin dolara düşmüş olan milli gelirimiz, “2023 Hedefleri”nde yer alan 25 bin dolara iki yılda çıkar mı?!.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Diyarbakır konuşmasındaki sözleri şöyle:

Yalan, dalavere, ikiyüzlülükle karşınıza çıkıp sizleri oyalamasınlar. Bu coğrafyayı birlikte medeniyetimizin beşiği haline getirdik. İnşallah yine birlikte 2023, 2053 vizyonuna kavuşturacağız.

HÂLÂ GEÇERLİ Mİ?

Erdoğan’ın 23 Hedeflerine ulaşacağımızı söyleyen başka konuşmaları da var.

İktidardaki bir politikacının iyimser tablolar çizmesi tabiidir. Fakat dozuna dikkat etmek gerekir. İyimser sözlerin içindeki propaganda dozu arttıkça inandırıcılığı azalır.

Şimdi Erdoğan’ın, bir ay önce Yukarı Afrin barajının açılış töreninde söylediği şu sözlere bakalım:

Dünyanın en büyük 10 ekonomisinden biri olma hedefine ulaşmaya artık çok daha yakınız. Konjonktürel sıkıntıları yakında geride bırakacağımızdan, yapısal reformlarla kalıcı kazanımlar elde edeceğimizden kimsenin şüphesi olmasın.” (11 Haziran)

Peki, rakamlar ne diyor?

Evvela, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ve Ekonomi Bakanı Berat Albayrak’ın imzasını taşıyan Orta Vadeli Program’da (YEP) kişi başına gelirin 2023 yılında 10 bin dolar olması hedeflenmişti! Halbuki 2023 Hedefleri’nde bu 25 bin dolardı!

Yarısına bile ulaşamayacağımız gerçeği, Erdoğan ve Albayrak imzasıyla kesinleşmiştir.

Hiçbir veri, 2011’de açıklanan 2023 Hedefleri’nin yarısını bile tutmuyor.

‘DAHA YAKIN' MIYIZ?

2023 hedeflerini yarısına ulaşmak bile hayal görünüyor. Peki, dünyanın 10 büyük ekonomisine “daha yakın” bir duruma yükseldik mi?

Türkiye, AK Parti iktidarının reform yıllarında kazandığı ivme ile 2016 yılında, ekonomik büyüklük itibarıyla 1 trilyon dolara yaklaşmış, 20 büyük ekonomi içinde 16. sıraya kadar çıkmıştı. O zaman “daha yakın”dı.

Fakat hatalı politikalar, hukukta güvensizlik, Merkez Bankası’nın bağımsızlığının kaldırılması gibi bir çok etkenle son beş yılda ekonomimiz hızla küçüldü.

IMF’nin Ekim-2020tarihli Dünya Ekonomik Görünüm raporunda, Türkiye’nin 2020 milli gelirinin 650 milyar dolara indiği hesaplanmıştı. Dünyada da 20. sıraya inmiştik. 2021 performansımız yeterli olmazsa “20 Ekonomi”nin altına inme ihtimalimiz bile söz konusudur. (Talip Aktaş, Dünya Gazetesi, 9 Aralık 2020)

Bu rakamlar ortadayken, iyimser sözler inandırıcı olur mu?

Rakamlarla, verilerle düşünenler için inandırıcı olmaz.

Fakat “karizma” diye bir olgu da var. Büyük sosyolog Max Weber’den beri sosyal bilimlerin konusudur…

AYA DÖRT ŞERİTLİ YOL

Bazı seçmenler Erdoğan karizmasıyla, ne derse inandırıyor. Berat Albayrak, bir seçmenin şu sözünü aktarmıştı:

Cumhurbaşkanımız çıksa, şuradan Ay’a kadar 4 şeritli yol yapacağım dese, Vallahi inanırız.” 31 Mayıs 2018)

Böyle bir seçmen kitlesi var. Gelişmiş demokrasilerde de partisine her şart altında oy veren kitleler vardır. Ama gelişmiş ülkelerde geniş bir kitle lider karizmasına veya parti tutkusuna kapılmadan, sadece ülkenin iyi yönetilip yönelmediğine bakarak oy verir ve bir tür demokratik hakemlik yapar, iktidarları değiştirir.

Parti ve lider tutkunu olmayan kitleler özellikle ekonomiden etkilenirler. Hukuk güvenliği olmasına, huzura önem verirler. Peşine takılıp gitmezler, tercih ederler. Şehirleşme, eğitim ve piyasa ekonomisi bu seçmen kitlesini genişletir.

Türkiye’de de AK Partinin oy kayıpları büyük şehirlerde başladı. İyimser sözler, propagandalar bu kesimlerde etkili olmuyor. O yüzden Erdoğan hamasete, muhalefeti ihanetle suçlamaya, daha sert muhafazakâr davranışlara yöneldi.

Esaslı bir demokratikleşme ve gerçek bir hukuk reformuyla ekonomide esaslı bir düzelme duygusu yaratmadıkça, aşağı giden grafiği yukarıya çevirebileceğini sanmıyorum.