• 28.07.2021 07:02
  • (150)

İslam dünyasında Tunus on yıldır demokrasi örneğiydi. Arap Baharı’nın içinden bir tek Tunus başarıyla çıkmıştı. Uzlaşarak demokratik bir anayasa yapmayı başaran tek Arap ülkesiydi.

Hele de Türkiye 2011’den sonra adım adım ve bilhassa CB sisteminde demokrasi profilini çok düşürdüğü için, İslam dünyasına demokrasi gözüyle bakanlar artık ön planda Tunus’u görüyorlardı.

The Economist’in 2020 Demokrasi İndeksi’nde Türkiye 4.48 puanla 104 sıraya inmişken, Tunus 6.59 puanla 59 sıradaydı!

Bir Türk olarak bu tablo içimi kanatırken, İslam tarihinin parlak yıldızları 14. asırda İbn Haldun’un ve 19. asırda Hayrettin Paşa’nın memleketi olan Tunus, 21. Yüzyılda demokrasi alanında parlıyor diye de heyecan duyuyordum...

Ama iki gün önce Tunus’ta sivil darbe oldu…

UZLAŞARAK ANAYASA YAPMAK

Şubat 2014’te 11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün gezisini izlemek üzere Tunus’a gitmiştik. Tunuslu İslamcıların lideri Raşid Gannuşi ile orada görüşmüştüm. Olgun, bilge bir şahsiyetti. 2016’da

Dini ve siyaseti ayırıyoruz” diye açıklama yapacaktı:

Bu siyasetçiler için iyi olacak çünkü artık çıkarları için dini manipüle etmekle suçlanmayacaklar. Din için de iyi olacak çünkü artık siyasetin esiri olmayacak.” (AFP, 19 Mayıs 2016)

Laikler de uzlaşmacıydı.

Güçlü sivil toplum kuruluşları olarak sendikalar etkin katkıda bulunuyorlardı.

Abdullah Gül’ün şu sözlerini yazmıştım:

Anayasalarını bizden kolay yapacaklar!” (Hürriyet, 10 Mart 2012)

Öyle de oldu. Biz uzlaşarak anayasa yapamadık, kutuplaşarak CB sistemini getirdik!

Tunus on yıldır demokratik bir ülke, hem de standartları bizden iyi fakat…

On yıl demokratik olgunlaşma için yeterli midir?

İşte, Tunus Anayasası, erkler arasında yetki (güç) çatışması çıkarsa bunu çözecek anayasal bir kurum kurulacağını yazıyordu. Yazıyordu ama anayasa mahkemesi benzeri bu kurum on yıldır kurulamamıştı! Niye mi? Senden benden kavgası yüzünden! Bu ortamda Cumhurbaşkanı Kays Said, hükümeti azletti, parlamentoyu askıya aldı, yetkileri tek adamda (kendisinde) topladı. (The Independent. 26 Temmuz)

TUNUS’UN SİSTEMİ

Tunus’ta yarı başkanlık sistemi var. Parlamenter hükümet ve aynı zamanda halkın seçtiği çok geniş yetkilere sahip bir Cumhurbaşkanı…

2019 Cumhurbaşkanlığı seçiminde demokrat-İslamcı Nahda ve de solcular Kays Said’i desteklemişti! Said’in iki tarafa da hoş gelen eklektik bir söylemi vardı. Birinci turda yüzde 18’de kalmış ama ikinci turda yüzde 72 ile seçilmişti.

Güç zehirlenmesi için fazlasıyla yeterli!

Son yıllarda Tunus ekonomik sorunlarla boğuşuyor. Pandemi ise felaket halini almış durumda. 12 milyonluk ülkede ölü sayısı 17 bini geçmiş, sağlık sistemi çökmüştür. (Al Jazeera 26 Temmuz)

Kitleler sorumlu tuttukları partilere kızıyordu. Biyografisinde ihtiraslı bir adam olduğu açıkça görülen anayasa profesörü Cumhurbaşkanı Kays Said durumu fırsat bilerek darbe yaptı.

Demokratik hukuki kurumlar güçlü olmayınca politikacıda güç zehirlenmesi kolay oluyor.

BUNDAN SONRA?

Nahda Partisi ile diğer partiler halka direniş çağrısı yaptı. Meclis Başkanı Gannuşi, Türkiye’de 15 Temmuz darbesine karşı halk direnişinin kendileri için öğretici olduğu söyledi.

Kays Said, “30 gün süreyle” diyor ama ne yapacak, olaylar nasıl gelişecek bilmiyoruz.

Umudum, Tunus’un normal demokrasiye dönmesidir; doğrusu budur…

Doğrusu bir elde aşırı güç toplamamaktır. Doğrusu, parlamentoda istikrarlı ve etkin hükümetler kurabilmektir… Doğrusu kamu kurumlarının “hizmet kapasitesi”nin sorunları çözüm yoluna koyabilecek yetkinlikte ve liyakatte olmasıdır…

Yani gelişmiş ülke olabilmektir!

Zor ve uzun yol ama bunu bilmek doğru yön tayin etmenin ön şartıdır.

Kardeş Tunus demokrasi içinde gelişmeyi başarmalıdır. Başarısızlık kötü örnek olur.

Halbuki bütün diktatörlük türleri denendi… En yakındaki örnek, Tunus diktatörü Bin Ali’nin nasıl milyarlarca dolar çaldığı biliniyor.

Genelde “gelişmekte olan ülkeler”de, özelde Müslüman toplumlarda herkesin kendi “davası”sı için kavga ederek ülkelerini tahrip ettiği de acı tecrübelerle biliniyor.

Gelişmiş ülke olmaktan başka çare yok: Hukukuyla, güçlü demokratik kurumlarıyla, özgürlükleriyle, eğitim ve üniversiteleriyle, rasyonel girişimci orta sınıflarıyla, endüstrisiyle “gelişmiş ülke” olabilmek…

Evet, “bu hasret bizim.”