• 4.08.2021 06:30
  • (166)

Türkiye güçlü bir ülke mi, zayıf bir ülke mi? Neyle mukayese ettiğinize ve hangi zaman dilimine baktığınıza göre bu sualin cevabı değişir.

2013 yılında kişi başına gelirimiz 12 bin dolardı… Merkez Bankası’nın rezervleri 128 milyar dolara çıkmıştı… Türkiye dış politikada itibarlı bir ülkeydi…

Bugün karşımızda olan İsrail’in ve Mısır’ın liderleri Ankara’ya ziyaretler yapıyor, sorunların çözümünde Türkiye’nin arabuluculuk yapmasını istiyorlardı.

Türkiye’ye on yılda 220 milyar dolar yatırım sermayesi geliyordu.

Türkiye “gelişmekte olan ülkeler” standartları açısından güçlü bir ülkeydi…

KRİZE GİDEN YOL

Kişi başına gelirimiz bugün 8 bin dolar civarına düşmüş durumda… Dış güçlerin saldırısından mı? Hayır, çünkü “dış güçler” yatırdıkları 220 milyar doları batırmak, kendi dış ticaretlerine zarar vermek için mi Türk ekonomisine saldırıyor?!

15 Temmuz darbe girişimi yüzünden mi? Hayır, çünkü Başbakan Binali Yıldırım darbeden on gün sonra yaptığı açıklamada “ekonomiyi alt üst edecek bir değişim yaşanmadı, Rusya ile uçak krizi kadar etkisi var” demişti. (26 Temmuz 2016)

Pandemi yüzünden mi? Hayır çünkü Pandemi’den önce, iktidarın yanlışları yüzünden 2018’da kriz başlamıştı. Gerçi Cumhurbaşkanı Erdoğan “geçen yıl yüzde 7.4 büyüme ile dünyada bir numara olduk” diye övünüyordu. (26 Mayıs 2018)

Fakat Başbakan Yardımcısı Mehmet Şimşek “yağmur ve fırtına yaklaşıyor, aman borçlanmayın; sıkı tedbirler almak zorunda kalacağız” diyerek uyarılar yapıyordu. (24 Mart 2018)

Derecelendirme kuruluşları Türkiye’yi “en kırılgan ekonomiler” içinde gösteriyordu!

Maalesef bu uyarıların hiç etkisi olmayacak, 24 Haziran 2018’deki Cumhurbaşkanı seçimleri için kesenin ağzı sonuna kadar açılacaktı…

Ve 10 Temmuz 2018’de Mehmet Şimşek azledilecek, Berat Albayrak Hazine ve Maliye Bakanı yapılacaktı. O zaman Dolar 4.53 liraydı.

Şimşek’in uyardığı fırtına 2018 Ağustos’unda Türk ekonomisini vuracak, dolar 7 lirayı görecekti!

Sonrası malum…

MESELA ROMANYA

Ekonomimizin 2017 yılında “büyümede dünya birincisi” olduğunu söylemek Türkiye’yi “güçlü” göstermemişti. Çünkü dış ticaret açığı, kredi genişlemesi ve “faiz sebeptir” diyerek uygulanan tüketim ekonomisinin sağladığı o büyümenin krizle sonuçlanacağını bütün dünyada iktisatçılar biliyordu.

Hatta The Economist dergisi, “Türkiye’nin bir zamanlar yatırımcıların gözdesi olduğunu” hatırlatarak yanlış politikalara dikkat çekmiş ve “otokratik politikalarla ekonomi düzelmez” diye yazmıştı. (17 Ağustos 2018)

2021’in Ağustosundayız, düzeldi mi?..

İktisatçı Mahfi Eğilmez, son yazısında rakamlarla ortaya koydu: 2018 yılında kişi başına gelir Türkiye’de 10.883 dolardı; Romanya’da 9.529 dolardı… 2020 yılında ise biz 8.600 dolara düşmüşüz, Romanya 12.792 dolara çıkmış!

Evet başka ülkeler büyürken biz küçülmüştük!

Bu hazin tablo CB sisteminin kötü performansını da gösteriyor.

DIŞ GÜÇLER…

İktidarın ilk iki dönemi reformlar sayesinde demokraside de ekonomide de başarılıydı. Türkiye böyle yükselirken iktidarın “dış güçler” diye bir söylemi yoktu! “Üst akıl” falan da yoktu... Türkiye hiçbir negatif propagandadan da etkilenmemişti…

Yetkiler tek elde toplandıkça sorunlar büyüdü. Yanlış politikaların ve kurumları “laf dinler” hale getirmenin ekonomiyi krize sürükleyeceğine dair açıklamalar ve raporlar, 2014’te başladı. (Mesela Prof. Şevket Pamuk, WSJ, 10 Mart 2014)

2014 yılı, faiz indirmeyen Merkez Bankası’nı iktidarın hain ilan ettiği yıldır aynı zamanda!

İktidar bu uyarıları dikkate alacağına, eleştirilen politikalarda ısrar etti... Sıkıntılar ortaya çıktıkça “dış güçler, ekonomik saldırı, haçlı ittifakı” gibi söylemler geliştirdi. Bunlar bir süre oy getirse de yönetimin rasyonelliği konusunda kuşkuları arttırarak “güven” ortamını daha da sarstı.

Bugün sosyal medyada birilerinin “Türkiye’ye yardım edin” diye mesajlar atmasının ardında ne var bilmiyorum ama Türkiye yükselirken böyle şeyler olmazdı.

Doğal afetlerde her ülke teknik ve insani yardım alır. Önemli olan, görülmemiş boyutlardaki bu yangın felaketini bir an önce söndürmek, yaraları sarabilmektir.

Elbette ülkemizin güçlü olmasını yürekten isteriz ama bunun yolu öfke ve hamaset değil, yüksek kapasiteli kurumlar ve rasyonel politikalardır.