• 31.08.2021 06:28

30 Ağustos şüphesiz büyük bir askeri zaferdir ama siyasi ve diplomatik boyutları askeri yönü kadar önemlidir ve değerlidir.

Lakin tarihi hadiseleri günümüzün siyasi kavgaları için araçsallaştırmak maalesef derinlikten yoksun görüşlere yol açıyor. Ufkumuzu açması, tahlil kabiliyetimizi geliştirmesi gereken tarih buharlaşıyor.

İşte bir gazete, manşetinde “30 Ağustos güneşi Afganistan’da parlıyor” diyerek Taliban propagandası yapıyordu! (Aydınlık) Çin de Taliban’ı destekliyor ya…

Başka bir gazete “laik Türkiye senin zaferin” diye manşet atmıştı. (Posta)

Bugünlerde “Atatürk olmasaydı Türkiye Taliban gibi olurdu” diye manşetler, yazılar okuyoruz. Osmanlı hiç Taliban gibi olmadı. Cumhuriyet’in kadrosu ve bütün temel kurumları da Osmanlı modernleşmesinin eserleridir.

MİLLİ MÜCADELE’DE DİPLOMASİ

Büyük Zafer’in diplomatik yönü bilhassa önemlidir. İngiltere, asıl düşmanı olan Almanya’ya karşı Fransa, Rusya, Yunanistan ve İtalya’yı harbe sokmak için gizli anlaşmalarla Osmanlı topraklarını onlara paylaştırmıştı.

Şerif Hüseyin’in isyanı da İngiliz desteğiyle olmuştu.

Bunun içindir ki, Gazi Mustafa Kemal Paşa, “iç cephe”nin önemini anlatırken İngiltere için şöyle demiştir:

Düşmanlarımız, ki başta en zelil düşman olan İngiliz, asıl bu cepheyi yıkmak için iki üç seneden beri, asırlardan beri sarf-ı mesai etmektedir.”

Zelil yani alçak… En alçak düşman olan İngiliz…

Mustafa Kemal ne zaman ve nerede söylemiştir bunu? Meclis’in 6 Mart 1922 günlü gizli oturumunda! (Gizli Zabıt Ceridesi, cilt 3, s. 7)

Mustafa Kemal bütün ömrü boyunca açık konuşmalarında hiçbir devlete hakaret etmemiş, öfkesine kapılıp diplomasiyi unutmamıştır.

‘SULH’ GİRİŞİMİ

Bütün Taarruz’dan önce diplomasi tecrübesi bulunan Yusuf Kemal (Tengirşek) ve Fethi (Okyar) Beyleri Paris ve Londra’ya göndererek “sulh yoluyla çözüm” teşebbüslerinde bulundu.

Hem savaş yorgunu Batı kamuoyuna mesaj veriyor, hem Türkiye’nin taarruz gücü olmadığının sanılmasını istiyordu.

Bu hem taarruz hazırlıklarına zaman kazandırmış hem İngiliz Parlamentosu’nda Türkiye lehindeki zayıf eğilimin güçlenmesine katkıda bulunmuştur.

Avam Kamarası’nda General Townshend, Joseph Kenworthy ve Aubrey Herbert başta olmak üzere Türkiye lehine konuşmalar başlamıştı.

GENERAL TOWNSHEND

General Townshend, Türk-İslam düşmanı Başbakan Lloyd George’u Avam Kamarasın’da şu sözlerle eleştiriyordu:

Âsi general diye vasıflandırdığınız vatansever Mustafa Kemal gibi tarihte başka âsi generaller de vardır, George Washington bunlardan biridir.” (30 Mayıs 1922)

Townshend Kut’ül Amare’de Türklere esir düşmüş, Enver Paşa ona saygıdeğer misafir muamelesi yapmış, Milli Mücadele sırasında Ankara’ya gelerek Mustafa Kemal ve Başvekil Rauf Bey’le konuşmuştur.

Büyük Taarruz başladığında Evanjelik Başbakan Lloyd George artık Yunanistan’a kredi bile veremeyecek, Büyük Zafer’in ardından 19 Ekim’de Lloyd George hükümeti düşecektir.

İşte diplomasi!

Mustafa Kemal İngilizlere açıkça “en alçak düşman” deseydi, hakaret edip aşağılasaydı bu olur muydu?

RUSYA VE FRANSA İLE DİPLOMASİ

Milli Mücadele diplomasisinin diğer çok önemli bir unsuru Lenin Rusya’sıyla ittifaktır. Lenin’den silah ve mali destek alındı. Mustafa Kemal’in emperyalizm ve kapitalizm aleyhine konuşmaları bu dönemdedir.

Antep, Urfa, Maraş ve Adana kurtulduktan sonra Fransa ile iyi ilişkiler geliştirildi, Ankara İtilafnamesi imzalandı. Mustafa Kemal’in Fransız İhtilali’ni coşkuyla öven konuşmaları bu dönemdedir.

Büyük Taarruz hazırlanırken Fransa ve İtalya’dan kamyon, makinalı tüfek, obüs topları ve keşif uçakları satın alındı. Fransız ve İtalyan bayraklı gemilerle Mersin limanına getirildi…

Ayrıntılar için benim “Türk’ün Ateşle İmtihanı, 1921-1922” adlı kitabıma bakabilirsiniz.

Gazi 1930’ların ortalarından itibaren de Faşist İtalyan tehdidine karşı İngiltere ve Fransa ile ittifak yapmaya çalışacak, bu iyi ilişkiler Türkiye’ye Hatay’ı kazandıracaktır; tek kurşun atmadan.

Tek Parti ve Takrir-i Sükûn dönemlerindeki ağır sorunların etkisiyle Milli Mücadele’yi ve Lozan’ı küçümsemek, Mustafa Kemal, Fevzi, İsmet ve Karabekir paşaların üstün tecrübelerini görmezlikten gelmek, körlüktür.

NOT: Niye Atatürk demiyorum? Gazi, Atatürk soyadını 1934’te alacaktır da ondan.