• 18.01.2022 10:02

Toplumda bir ölçüde dinden uzaklaşma hissediliyordu; deizm tartışmaları bunun bir dışavurumuydu.

KONDA’ya göre kendisini inançsız olarak tanımlayanların oranı 2008’de yüzde 1.4’ten ibaretti. KONDA’nın son araştırmasında bu oran yüzde 6’ya çıkmış.

Aynı araştırmaya göre kendi hayat tarzını “modern” olarak niteleyenlerin oranı 2012 yılında yüzde 27 iken, 2021’de 31’e çıkmış… “Dindar muhafazakâr” olarak niteleyenlerin oranı ise yüzde 27’den yüzde 24’e inmiş.

Max Weber’in gözlüğüyle bakarsak şehirleşme, eğitim ve piyasa ekonomisi toplumsal sekülerleşme yaratıyor, din inancı bireyselleşiyor... Ama ‘bize ait’ sorunlar da var ve önemli.

SİYASETİN ROLÜ?

Yirmi yıldır Türkiye’yi “dindar nesiller yetiştirme” iddiasındaki bir iktidar yönetiyor.

Necip Fazıl’ın bir felsefe değil, şairane bir hamasetle söylediği “dininin, dilinin, beyninin, ilminin, ırzının, evinin, kininin, kalbinin dâvacısı bir gençlik...” hitabını okuyan Başbakan Erdoğan, buradaki “kin” kelimesini çıkarmaya bile gerek görmemişti.

Şair Necip Fazıl, merhum Erbakan hakkında, hatta merhum Mehmet Akif hakkında bile neler demişti!

Siyasetle ve kinle donatılmış bir din söylemi taraftarlarını motive etse bile, Peygamberimiz’in hadisindeki “korkutmayan müjdeleyen, zorlaştırmayan kolaylaştıran” sıcak bir mesaj değil, kutuplaştırıcı bir atmosfer yaratacağı bellidir.

Bu iktidar döneminde uluslararası şeffaflık indekslerinde “yolsuzluk algısı” tavan yaptı…

Yoksullaşmanın sebebi “nass” olabilir mi?

İşte insanlarda “din buysa…” tepkisi oluşuyor.

Fakat siyaset tek sebep değildir. Müslümanların ciddi bir ‘din algısı’ sorunu vardır…

 

TALİBAN KAFASI

Din adına kafa kesen, bomba atan nihilist manyaklar bir tarafa, Taliban insanlar için bir kurtuluş hissi verebilir mi? Aksine bir kabus gibi iç karartıyor.

Yüksek din idrakindeki fazilet hissi ile Taliban’da şekillenen din anlayışının ne ilgisi var!

Müslümanlar sorunları için şuna buna “kin” duyacağına, öncelikle bu problemi düşünmelidir.

Eski fetvaları din sanan, tarihi formlarla din arasında ayırım yapacak yüksek düşünceden mahrum Taliban kafasıyla matematik, fizik, kimya, tıp, sosyoloji, ekonomi bilimleri mümkün mü?!

Bu bilimlerle tanımış bir insanın Taliban tarzında ‘inanması’ mümkün mü?!

Silahın varsa savaşmak, gücün yeterse kadın kırbaçlamak kolay!

Zor olan; kullandığın modern araçları yapan endüstrinin temelindeki bilimsel ve felsefi düşüncedir.

DİN VE FELSEFE

YÖK 2013 yılında İlahiyat Fakültelerinde felsefe grubu dersleri kaldırdı! Hatta tefsir tarihi, mezhepler tarihi gibi dersler bile kaldırılmıştı. Çünkü bu dersler İslam’ı anlamada farklı yorumlar olabileceğini gösteriyordu.

Büyük tepkiler üzerine felsefe grubu dersler azaltılarak tekrar konuldu fakat…

İslami İlimler Fakülteleri adıyla, İlahiyat’lardan ayrı, felsefe grubu derslere yer vermeye veya azaltan fakülteler yaygınlaştırıldı. Halbuki…

Modern dönem düşünce tarihimizdeki büyük âlimlerden merhum Prof. İsmail Hakkı İzmirli, 1923’te yayınladığı “Yeni İlm-i Kelam“ adlı eserinde, geleneksel Kelam’ın modern felsefenin gerisinde kaldığına dikkat çekiyordu. “Yeni felsefenin gereklerine eşit bir Kelam ilminin araştırılması” gerektiğini anlatıyordu. (Yeni baskı Ötüken Yayınları)

Merhum İzmirli 1946’da vefat ettiğinde, zamanın büyük âlimlerinden merhum Ahmet Hamdi Akseki, “İzmirli ve felsefe” başlıklı bir makale yazdı: Darülfünun’da İzmirli’nin okuttuğu felsefe grubu derslerin çok zihin açıcı olduğunu anlattı. İzmirli, İslam düşüncesindeki tartışmalı konuları da ders olarak okutmuştu. (Bkz. Ali Birinci ve Yusuf Günaydın, İzmirli İsmail Hakkı, s. 72-75)

KAVGA DEĞİL BİLİM

Bir bu felsefi seviye, bir de 21. Yüzyılda felsefe grubu dersleri makaslayan seviye!

İslam tarihi de bize laboratuvar gibi şu gerçeği gösteriyor: Rönesans’a kaynaklık ettiğini söyleyerek bugün övündüğümüz tarihsel İslam medeniyetini kuranlar hukukta, kelamda, pozitif bilimlerde, dönemin felsefi konularında açık fikirli âlimler ve düşünürlerdi.

İslam medeniyetini batıranlar da Farabi’yi, İbn Sina’yı, İbn Rüdş’ü tekfir edenlerdi.

Müslümanların şefkatli, bağışlayıcı ve hoşgörülü olmaya ihtiyacı var; kin ve kavgaya değil…

Tarihte Müslümanları yükselten felsefi ve ilmi düşüncenin çağımızdaki düzeyine ihtiyacı var. O zaman insanlığın da saygısını kazanırlar.