• 19.01.2022 08:15

Sanatçı Sezen Aksu, 2017’deki bir şarkısında geçen sözlerden dolayı öfkeli tepkilere maruz kaldı.

Dikkat etmek gereken husus, Sezen Aksu’nun şarkısındaki sözlerini eleştirmekten öteye, nefret kampanyası açılmasıdır.

Tasvip etmediğimiz bir davranışı sakin bir dille eleştirmek, hatta tahammülle karşılamak varken bu öfke niye?

Üstelik bu tek taraflı değil… “Kahrolsun, susturun, söyletmen vurun” sözlerini tarihimizin her döneminde bulabilirsiniz.

Toplumsal gelişmeyle, siyasi ve fikri olgunlaşmayla ilgili bir mesele.

BİLGİ VE ÖFKE

İlahiyatçı Mustafa İslamoğlu Hoca bu vesileyle attığı tivitlerde Kuran-ı Kerim’den Hz. Adem ve Havva’ya ilişkin ayetleri naklederek, Sezen’in şarkısındaki sözlerin hakaret olmadığını belirtti, şunları yazdı:

Linççi Engizisyon elemanları, Atina’da olsalar Sokrat’ı; Kudüs’te olsalar İsa nebiyi; İskenderiye’de olsalar Hypatia’yı; Mekke’de olsalar Rasulullah’ı; Bağdatta olsalar İmam Azam’ı, Kindi’yi, Taberi’yi; İstanbulda olsalar Molla Lütfi’yi linçe yeltenen ‘kütle’nin içinde olurlardı.”

Bu tivitte ismi geçen öncü şahsiyetlerin nelere maruz kaldığını bilim tarihi okuyarak öğrenebiliriz. Ayrıntılı bilgiler isteyenler Prof. Mehmet Azimli’nin iki cildi yayınlanan “Müslüman Engizisyonu” adlı kitabını okuyabilir.

Osmanlı tarihinde Molla Lütfi’nin idamını okudunuz mu?

Ayrıntılı bilgilere ulaşmak isteyenler Prof. Ahmet Yaşar Ocak’ın “Osmanlı Tarihinde Zındıklar ve Mülhitler” adlı kitabını okuyabilir.

Bilgi birikimi ile değil, öfke ve tutkularla davranan toplumların halini hem tarihten öğrenebiliriz hem günümüz dünyasına bakarak görebiliriz.

İSLAM TARİHİ

Tarihteki İslam Medeniyetini bütün insanlık büyük takdirle kaydediyor. Diyanet İsleri Başkanı Ali Erbaş da son zamanlarda Avrupa Rönesans’ına eski İslam medeniyetinin büyük katkılar yaptığını söylüyor ama o medeniyetin nasıl oluştuğuna ve neden geri kaldığına değinmiyor.

Merhum Hilmi Ziya Ülken hocamız İslam medeniyetinin o dönemlerin şartlarında özgürlük ortamında oluşup geliştiğini anlatır. Bu sayede “felsefede, ilimde büyük eserler” verildiğini belirtir. Bunu sağlayan çok sayıda Kuran ayetlerini nakleder. “Senin görevin açık bir tebliğden ibarettir… Yoksa İnanmaları için insanlara cebir mi edeceksin?.. Kötülüğü iyilikle karşılayınız” gibi.

Hilmi Ziya Hoca 8-14 asırlar arasında İslam dünyasının “teknik, fikir, ilim ve düşünce hürlüğü bakımından Avrupa ile kıyas edilemeyecek halde” olduğunu, fakat sonradan çeşitli sebeplerden dolayı “ilim ve felsefenin gölgelendiğini… taassup ve karanlık devirler” başladığını anlatır. Avrupa medeniyeti ise, Müslümanlardan ve antik medeniyetlerden yapılan tercümelerle “serbest şehirler”de gelişmeye başlayacaktı. (Hilmi Ziya Ülken, İslam Felsefesi, Kaynakları ve Tesirleri, İş Bankası 1967, s. 333-338)

İslam medeniyetini geliştirenler arasında “dehrî” ve “lâedrî” gibi adlarla anılan ‘inançsız’ felsefeciler de vardı.

ÖTEKİ’NİN HÜRRİYETİ

Cemil Meriç “diyalog yok, Türk aydınının kaderi mahpesinde şarkılar söylemek” diye yazmıştı. “Zıt fikirlere kulaklarımızı tıkamak kendimizi hataya mahkum etmek değil midir?” diye sorarak uyarmıştı. (Bu Ülke, 54-55)

Bilgi, fikir, muhakeme, müzakere süzgecinden geçmeyen taşkın duyguları herhangi bir davaya hizmet sanmayalım.

Materyalist Abdullah Cevdet’in “İçtihat” adlı dergisi Abdülhamit zamanında yayınlanamazdı! Ama Mehmet Akif’in “Sırat-ı Müstakim” dergisi de yayınlanamamıştı!

İkisi de Meşrutiyet devrinde yayınlandı.

Tek Parti devrinde yine ikisi de yayınlanamadı.

Ali Babacan ve Sezen Aksu aynı hayat tarzlarının insanları değil ama Babacan “şarkı sözlerini çarpıtan zihniyet bu ülkeye sadece kötülük yapmaktadır. Sezen Aksu’nun hedef alınması kabul edilemez” diyerek güzel bir örnek ortaya koydu: ‘Öteki’nin de onurunu ve hürriyeti savunmak!

Yüz yıldır hiçbirimiz öteki’ini yok edemedi. Birlikte yaşamaktan ve bunu sağlayacak bir hürriyet kültüründen başka çaremiz var mı?