• 26.01.2022 08:14

İktidar kamu kurumlarının kanunlarla belirlenmiş yetkilerini içine sindiremedi, bütün kamu kurumlarını “milli irade”nin emir ve komutasına bağlamak istedi; çok büyük çapta başardı da bunu.

Merkez Bankası açısından Başbakan ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ve son olarak da Bakan Nurettin Nebati’nin bu yöndeki sözlerini aşağıda ele alacağım.

Muhafazakâr iktidarımız, farkında olmadan, Jakobenizmin “milli irade” teorisini pek seviyor: Jakobenizmdeki kuvvetler birliği anlayışının teori babası Jan Jacques Rousseau’nun deyişiyle: “Kralın’ın yetkileri sınırlanır, halkın yetkileri sınırlanmaz!”

Kralın yetkileri sınırlanır yani meşrutiyet… Halkın yetkileri sınırlanmaz yani devrimci cumhuriyet.

Halk ya da millet seçtiyse veya seçtiği varsayılıyorsa, bütün yetkiler bir elde, bir organda “tecelli ve temerküz” eder…

Halbuki liberal demokraside kuvvetler ayrılığı esastır; yetkiler bir elde, bir kurulda, konseyde, komitede, hakimler ve savcılar kurulunda “temerküz” etmez! Egemenlik yetkileri, “ayrı” organlarda “tecelli” eder, “denetim ve denge” içinde kullanılır.

Çağımızda düzgün devlet yönetiminin başka yolu yoktur.

MERKEZ BANKASI KAVGASI

Bizde Merkez Bankası 1930 yılında kuruldu. Bir gün yazmak isterim, kuruluşu bir destandır… 2001 yılında ‘bağımsızlık’ statüsünü kazandı.

Başbakan Erdoğan’ın Merkez Bankası’yla çatışması 2014’te başladı… Erdoğan, Merkez Bankası’nın faiz indirimine zorluyor, Köln dönüşünde uçakta “yüksek enflasyonun sebebi faizdir, olayı kur’a bağlamak çok yanlış” diyordu. (26 Mayıs 2014)

Merkez Bankası Başkanı Erdem Başçı ise Konya Ticaret Odası’ndaki sunumunda aksini söylüyordu:

Döviz kurlarının enflasyon üzerindeki etkisi, faizlerin etkilerinden daha baskın; o nedenle, döviz kurunun istikrarını daha fazla önemsiyoruz!” (16 Haziran 2014)

Dövizi dizginlemek için TL’yi kıymetli tutmak, yani enflasyonun üstünde faiz gerekirdi. Başçı, Türkiye’nin 252 milyar doları aşan ihracatının yüzde 70’inin ithal ara mallar ve ham maddeden oluştuğunu, kurdaki arıtışın enflasyonu yükselttiğini ekonometrik olarak anlatıyordu.

Bugün de TÜSİAD Başekonomisti Gizem Öztok Altınsaç aynı şeyi söylüyor.

Fakat Erdoğan ısrarlıdır. Valiler buluşmasında, Merkez Bankası’na yüklenirken şöyle demektedir:

Vatanı satmak yüksek faizle, yüksek enflasyonla, kötü yönetimle ülkenin ve milletin kaynaklarını heba etmekle olur.” (17 Şubat 2014)

O sırada iktidar kontrolündeki medyada Erdem Başçı’yı boynunda Yahudi yıldızıyla veya Amerikan dolarına yerleştirilmiş portresiyle çizimler görürsünüz.

Ekonomi bakanları Ali Babacan’la Mehmet Şimşek Merkez Bankası’nı savunuyordu.

KANUN NE DİYOR?

Erdem Başçı, iktidarı teskin etmek için faiz konusunda biraz tavizler verdiyse de esastan, bilimsel doğrudan ayrılmadı. Yerine gelen Murat Çetinkaya da bir noktadan itibaren, ipin ucunun kaçacağını görerek direndi. “Laf dinlemedi, görevden aldık” sözü onun için söylendi. (5 Kasım 2019)

CB sistemine geçiş sırasında 703 Sayılı KHK ile, Merkez Bankası dahil, bütün kamu kurumlarında, Cumhurbaşkanına istediği an görevden alma ve yerine atama yetkisi verilmiş, Merkez Bankası’nın bağımsızlığı fiilen kaldırılmıştı. (9 Temmuz 2018)

Ekonomide büyük kayıplar yaşıyoruz, iktidar hâlâ Merkez Bankası’nı “önemsizleştirmek”le övünüyor, Bakan Nebati’nin sözleri:

Merkez Bankası bağımsızlığı diyeceksiniz ama yok öyle bir şey… Siyasetçi olarak biz sorumluyuz. Faiz artmayacak artık, bunu unutun!”

Ama Merkez Bankası Kanunu’nun 4. Maddesi hâlâ şöyle:

Banka, bu Kanun ile kendisine verilen görev ve yetkileri, kendi sorumluluğu altında bağımsız olarak yerine getirir ve kullanır.”

'GÜVEN' KAYBI

Güvenilir olmak için hiç olmazsa yürürlükteki kanuna sözlü olarak dikkat etmek veya Meclis’te, milletin gözü önünde kanunu değiştirmek gerekmez mi?

Kanuna mı güven kalır, yönetime mi?!

İktisadi krizin temelindeki asli faktör de bu güven ve öngörülebilirlik kaybıdır. Putin’in sözlerini hatırlıyorsunuz, değil mi?..

Merkez Bankası’nın bağımsızlığının ne kadar önemli olduğu, bu olmadan “kredibilite” yani güven ve öngörü olmayacağı hakkında bilimsel bir kaynak isteyenlere Prof. İlhan Eroğlu’nun “Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası Bağımsızlığı ve Kredibilite” adlı akademik makalesini tavsiye ederim. (İlhan Eroğlu, Türkiye’nin İktisadi Görünümü, Ekin Yayınları)