Erdoğan ne demişti?

  • 6.05.2022 06:17

Cumhurbaşkanı Erdoğan, yaklaşık bir yıl önce, faizleri düşürmesi için Merkez Bankası Başkanı ile görüştüğünü söylemişti. Enflasyon da faiz de inecekti. Erdoğan’ın sözleri şöyleydi:

“Ben yine aynı iddianın peşindeyim. Hatta bugün Merkez Bankası başkanımızla görüştüm. Maliyet enflasyonunu tetikleyen faiz olduğu için inşallah orada da bir rahatlama dönemine girmiş olacağız. Bütün mesele maliyet enflasyonundan faiz yüküne kaldırmaktır.” (1 Haziran 2021)

Erdoğan, “Ağustos’u geride bıraktığımızda enflasyonda düşüşü göreceğiz… düşük faiz düşük enflasyonu getirecektir” diye de öngörüde bulunmuştu. (4 Ağustos 2021)

Halbuki dün TÜİK’in dünkü açıklamasına göre, Nisan ayı tüketici enflasyonu yüzde 7.25’e çıkmıştır! Yıllık enflasyon ise yirmi yılın rekorunu kırarak yüzde 69.97’ye çıkmış bulunmaktadır. Üretici enflasyonu ise, yine Erdoğan’ın öngörünün aksine, çok daha yüksektir, TÜİK’e göre yüzde 121.86!

Bağımsız ENAG’a göre her iki enflasyon da çok daha yüksektir.

DIŞ FAKTÖRLER?

Dünyada da enflasyon yükseliyor ama Avrupa’nın yüksek enflasyonu yüzde 4-5 civarında! Amerika’da yüzde 7 ve aşağı çekmek için faizleri artırmaya başladılar. Bizim aylık enflasyonumuz “faizci kapitalist sistem” ülkelerindeki yıllık enflasyondan fazladır!

Rusya’nın Ukrayna’ya saldırarak başlattığı savaşın da elbette olumsuz etkileri var. Fakat bizde enflasyon çok daha öncelerden yükselerek geliyor…

Rusya’nın Ukrayna’ya saldırısı 24 Şubat 2022’de başladı. Erdoğan’ın 2021 yılında “Ağustos’u geride bıraktığımızda enflasyonda düşüşü göreceğiz” demesinden sonra enflasyon yükselmeye devam etmiş, Ocak 2022’de aylık enflasyon yüzde 11’e, yıllık enflasyon yüzde 48.69’a çıkmıştı!

Enflasyon konusundaki öngörü yanılmaların da enflasyonla mücadeledeki başarısızlığın da birinci sebebi, ekonomi yönetiminin iktisat anlayışıdır: “Faiz enflasyonun sebebidir” diye inanıyorsanız, Merkez Bankasına faizi indirttiğinizde enflasyonun inmesini beklersiniz ve yanılırsınız!

Yıllardır böyle üstelik.

2011’DEN İTİBAREN

Erdoğan 2011 yılında 2003 hedeflerini açıklarken; 2022 yılında Türkiye’nin ağır krizin ortasında olacağını, ekonominin küçüleceğini elbette aklının kenarından geçirmiyordu. Aksine, kendi ekonomik tezlerine güveniyor, geleceğe de o güven açısından bakıyordu.

İlk defa 2011 yılında, “halka ben hesap veriyorum, Merkez bankası değil” diyerek faizin aşağı çekilmesi için Merkez Bankasına baskı yapmaya başlamıştı. (AA, 5 Mayıs 2011)

Faizi aşağı çektirip yatırımları hızlandıracak, böylece Türkiye 2023 yılında kişi başına 25 bin dolar gelire ulaşacaktı.

25 bin dolar için nasıl bir eğitim, nasıl bir üniversite, nasıl bir Merkez Bankası, nasıl bir teknoloji, nasıl bir sanayi politikası lazımdı? Bu soruların programa bağlanmış cevapları yoktu!

Ucuz faiz baskısı, bol borçlanma, görkemli dev yapılar… Ve kriz..

Ali Babacan ve Mehmet Şimşek’in tasfiye edilmesi, CB Sisteminde Berat Albayrak’ın ekonominin başına getirilmesi ve Merkez Bankası’nın bağımsızlığına son verilmesi iktisadi rasyonalizmden heterodoksiye dönüşün olgularıdır.

KRİZ DERSLERİ

Erdoğan’ın faizleri emirle indirterek yatırımları arttırma politikasının ekonominin seyrini etkilediğini, yaşanmışlara laboratuvar gibi bakarak tahlil etmek gerekir. Benim “Laf Dinlemedi, Merkez Bankası Nereden Nereye” adlı kitabımda, Türkiye’nin üç büyük iktisadi krizini bu gözle inceledim:

• 1979 krizi ve Özal’ın 24 Ocak 1980 reformlarıyla düze çıkış…

• 1994 Krizi; siyasi dağınıklık… Kayıp yıllar.

• 2000 ve 2001 krizleri; Kemal Derviş reformlarıyla düze çıkış… AK Partinin ilk on yılında bu zemin üzerine AB sürecinin katkısıyla sağlıklı büyüme…

• Ekim 2019’da Yeni Ekonomik Program’la somutlaşan ve derinleşerek devem eden kriz. Erdoğan, “enflasyon 2020’de tek haneye inecek” diyordu. (16 Kasım 2019) Tam tersi olacaktı.

Naci Ağbal ve Lütfi Elvan’ın tasfiye edilmesi, reform umudunun dört aylık ömrünün de sona ermesiydi.

Merkez Bankası artık “laf dinlediğine” göre faizi indirilecek, enflasyon da inecekti; tam tersi oldu.

Demek ki yanlıştı…

Türkiye’nin rasyonel ekonomiye, liyakatle donatılacak bağımsız Merkez Bankasına, ‘idare-i şahsiye’ yerine kurallar ve kurumlar yönetimine geçmekten başta çaresi yok.

NOT: İki hafta izne çıkıyorum, görüşmek üzere.

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.