Ergenekon: Genel değerlendirme

  • 26.08.2013 00:00

Konuyu toplum- devlet ayırımı yaparak tartışmalıyız. Kimse kendini kandırmasın, Ergenekon- Balyoz gibi geçmişle yüzleşmeler, devletin belgelerini bavullar hâlinde hazırlayarak gazetelere sunduğu bir bağırsak temizliği operasyonudur. AKP ile gerçekleşen yönetici elit değişikliği ve globalleşen dünyanın Türkiye’ye dayattığı yeni yer ve buna uygun davranma zorunluluğu bu yüzleşmenin görünen iki nedeni. Başka nedenler de sayılabilirsiniz.

Toplum olarak bu “temizliği” fazla içimize sindirmediğimizi ve desteklemediğimizi iddia edeceğim. Ergenekon davalarına karşı, “mangalda kül bırakmıyor” havalarına girerek, sahtekârlık yapmamamızı ve aynayı kendimize tutmamızı önereceğim. Devletin bağırsak temizleme operasyonu, aynı haberler tüm gazetelere gitmesine rağmen Taraf dışında hiç bir gazete tarafından dikkate bile alınmadı. Yani medya, devlet kadar bile olamadı. Aynı şey, kendisini sol sayan geniş kesim için de geçerli.

Tuhaftır, birçok solcu ve BDP, bazı nedenlerle Kenan Evren ve cuntacıların yargılanmaması için oy verdi. Faili Meçhuller de öyle...

Her devlet, bağırsaklarını temizlerken, kamuoyu baskısını kısmen dikkate alır ve bu baskı davaların sınırlarını ayarlamada etkili olur. Hrant Dink davası dışında devlete ciddi bir baskı yapılmadı. Uğur Mumcu, Muammer Aksoy vb. gibi faili meçhullerde hiç sonuç alınmaması ve ama Hrant’ta kısmi sonuç alınmasının nedeni toplumun Hrant Dink’e sahip çıkmasıdır.

1980 Askerî Darbesi üstüne fazla gidilmemesinin nedeni de burada yatıyor.

Kenan Evren yargılanmasın diye oy verdikten sonra, şimdi “1980 darbesi konusunda niye ayak sürüyorsun” diye itiraz etmenin bir anlamı yok.

Geçmişle yüzleşmesinin sınırlarını belirleyen, iktidara gelen yeni elitin, eski elit ile uzlaşmasının boyutu ve bir de aşağıdan gelen baskıdır.


Tarihle yüzleşme için aşağıdan fazla bir baskı gelmediği
ni iddia ediyorum. Tüm sorun burada yatıyor. 28 Şubat’ın üstüne gidilmesi ve 1980’in gidilmemesinin bir nedeni de bu. Çünkü iktidardakiler 28 Şubat mağdurları, 12 Eylül değil... 12 Eylül mağdurları, kendilerince haklı nedenleri olabilir ama yüzleşmemeden yana oy kullandılar.

Aslında problem daha derin yerlerde. Toplumda sivil direnme kültürü yok. Sahip olduğu şey şikâyet etme kültürü. Eskiden, Padişahlara şikâyet bildirmek genel muhalefet kültürü imiş. Ya da örneğin Sadrazam belli günler pazarı gezermiş, millet şikâyetini bildirirmiş, ona göre de bazı adalet dağıtımı ya yapılır, ya da yapılmazmış. Hâlâ bu kültürün etkisi altındayız. Devlete şikâyette bulunuyoruz; “niye şunu-bunu yapmıyorsun” diye.


Şikâyet kültürü iki yerde kırıldı. Hrant ve Gezi... Bu nedenle de bu iki konuda devletin ezberi bozuldu.

Kendimizi kandırmayalım; devletin bağırsak temizlemesine tepki tarzımız hiç ümit verici değil, hatta çok kötü.

Siz, bu bağırsak boşaltma işlemini yapan devletin yerinde olsanız bu tepkilere bakarak, “çok sert tepki aldım, yüzleşmeyi derinleştirmem lazım” mi dersiniz, yoksa, “şuraya bak, bu kadar temizlikten bile şikâyetçiler” mi?

Ben, devlete açıktan tavır alan ve “1915 Ermeni, 1938 Dersim, 1921 Pontus cinayetleriyle; 1934, 1942 ve 1955’te Hıristiyanlara yapılanlar da dâhil tüm adaletsizliklerle açıkça hesaplaşmak şarttır” diyen bir siyasi tavır geliştirmeden, Ergenekon tartışmalarının çok anlamlı olmadığını düşünürüm.

Ergenekon davalarında hukuk konusunda derin kalem oynatma veya “intikamcılık yapılıyor” diye bağırmak yerine, toplumu ve devleti, 1915 Ermeni soykırımı başta olmak üzere tarihle yüzleşmeye; açık ve dürüst bir hesaplaşmaya çağırmak... Açık olalım, toplum olarak yüzleşme işinde devletin gerisinde kaldık. Meğer bu memlekette İttihatçılık ile hesaplaşmak gerçekten çok zormuş!


[email protected]

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.