• 27.12.2018 00:00
  • (1559)

 MHP lideri Devlet Bahçeli dün yaptığı basın toplantısında Metin Akpınar/Müjdat Gezen vakasına değindi. Ağırlıklı olarak Metin Akpınar’ın 2. Dünya Savaşı Avrupası’nın faşist liderlerine vurgular eşliğinde bugünün Türkiye’sindeki siyasete yönelik imalar içeren konuşmasını kınamaya dönük bir motivasyonla…

Fakat bu konuda sözlerini tamamlarken zikrettiği hayli ilginç bir cümle, hemen herkeste soru işaretlerine ve zihin bulanıklığına yol açtı.

“Ortam yumuşasın diye tavsiye ediyorum” diyerek mütebessim yüz ifadesiyle söze giren Bahçeli, Metin Akpınar’ın 2000 yılında vizyona girmiş “Abuzer Kadayıf” filmine göndermede bulundu ve filmden bir karenin elindeki renkli fotokopisini de basın mensuplarına göstererek devam etti:

“Metin Akpınar’ın ‘Abuzer Kadayıf’ filmini seyretsinler ve orada sosyolojiyle gerçekler arasındaki şeyleri görsünler.”

Hemen ardından sanırım gazetecilerden biri ondan “sosyoloji” ile “gerçekler” arasındaki “şeyler”in ne olduğu hususunu netleştirmesini istiyor ama Devlet Bey,"Bunları da siz bulun artık, her şeyi de ben bulmayayım yani” diye gayet neşeli ve fiyakalı bir karşılık veriyor.

Peki, hadi biz bulmaya çalışalım!..

***

Bahçeli’nin belirttiği Metin Akpınar filmi bir başyapıttır. Sosyoloji, sosyal antropoloji ve sosyal psikoloji derslerinde değerlendirilebilecek mahiyette, Türkiye’nin medya-şov-eğlence endüstrisi ile iyiden iyiye hemhal olmasıyla ortaya çıkan toplumsal ruh halini anlama/anlatma açısından binlerce sayfa yazıya bedel bir görsel şaheserdir.

Filmde Metin Akpınar en kestirmeden “gündüz insan, gece hırt”  diye tarif edilebilecek şekilde iki-kimlikli bir karakteri eşsiz bir performansla sunar bize: Gündüz kendi halinde üniversitede ders veren sosyoloji profesörü Ersin Balkan, gece herkesin peşinden koştuğu bir arabesk-fantezi şarkıcısı Abuzer Kadayıf.

Gündüz gayet mütevazı, sakin ve sıradan bir hayatın içinde “Ersin Hoca”, gece alabildiğine renkli, hareketli ve star bir hayatın içinde “Abuzer”…

Denilebilir ki bu, “Dr Jekyll-Mr Hyde” formatından 2000’ler başı “Meşhuriyet Çağı” Türkiye’sinin çalkantılı kültürel iklimine üfürülmüş bir sürümdür.

Abuzer, bir İbrahim Tatlıses dokundurmasıdır. Onun yükselişini ve sonrasında karşısında beliren ikinci-üçüncü kuşak sürümler eşliğinde rekabetçi, yıpratıcı, tüketici medyatik-eğlence endüstrisinin kültürel iklimini hicveder film… Acısı, hüznü, sahte neşesi, kiri, pası, pisliği eşliğinde.

Filmin sonuna doğru “Kadayıf”ımızın karşısında beliren “Mahmut Künefe” karakterinde de Mahsun Kırmızıgül’e bir dokundurmada bulunulduğu söylenebilir.

***

Filmden görsel hatıra kırıntıları olarak bunlar kalmış zihnimde. Yazıyı kaleme alana kadar filmi Bahçeli’nin vurgusuyla bağlantılı bir çözümlemeye gitme yolunda izleme fırsatı ne yazık ki bulamadım. Dolayısıyla Bahçeli’nin sözünü ettiği “şeyler” üzerine bu aşamada filmden hatırladıklarımdan hareketle değerlendirmede bulunabileceğim ancak…

Dediğim gibi, filmde bir sosyoloji profesörü var üniversitede öğrencilere sosyolojik kavram, kuram, yorum ve çözümlemeler sunan… Bir de Abuzer ile kurgusal çerçevede resmedilen bazı memleket gerçekleri var. Dolayısıyla Bahçeli’nin “Abuzer Kadayıf’ı seyretsinler ve sosyolojiyle gerçekler arasındaki şeyleri görsünler” şeklindeki bulmaca gibi sözlerinin anlamını çözecek ipuçları bunlarda aranabilir belki.

Yine de netleştirmek zor. Çünkü bir yandan Bahçeli de o kadar zihinsel yorgunluk içinde olduğu izlenimi bırakan bir konuşma yapıyor ki!.. Cebinden notlar çıkarıyor, bazı bilgileri kâğıttan okuma ihtiyacı duyuyor, Metin’i (Akpınar) “Mehmet” diye zihin sürçmesiyle telaffuz ediyor falan…

Yani o da “bulmaca”yı çözmeyi iyice zorlaştıran bir söylem karmaşası sergileyerek konuşuyor.

***

Ama ben başka bir şeye takıldım ve bulmacanın çözümüne oradan yürümek istiyorum. Elbette bir hayli “spekülatif” şekilde…

Devlet Bahçeli, Metin Akpınar’ın yaptığı konuşmayı, o konuşmadaki 1930’lu/40’lı yılların Avrupa faşizmiyle titreşimli sözlerini sert bir eleştiriye tâbi tutarken şunları söyledi:

“[Mussolini’den bahisle] Türk toplumunun geleneğinde ayaktan asılma yoktur. Geçmiş dönemlere baktığımız vakit, ayaktan asılma yoktur. Ayaktan asılmayı söyler iseniz, bunu kastediyorsunuzdur. Bunu kastettiğiniz noktada da faşizmi kastediyorsunuz. Faşizmi kastettiğiniz takdirde Recep Tayyip Erdoğan’ı faşizmin lideri kabul ediyorsunuz, öyle yorumlamak istiyorsunuz demektir. Bu, Türkiye’de hiçbir siyasetçinin hakkında düşünülmeyecek bir durumdur.”

***

Bahçeli’nin, faşizmi bu memlekette hiçbir siyasetçi hakkında düşünülmeyecek bir durum sayarak Erdoğan’a sahip çıktığı bu “söylemsel-pratik”, tablodaki üç unsurun, “Erdoğan”, “Bahçeli” ve “Faşizm”in yine bir araya geldiği, yıllar öncesinden bir başka “söylemsel-pratik” tablosuna beni götürdü.

Ve şu şahane rastlantıya bakın ki yıllar önceki o tablo üzerine bir yazım da o dönem yine bünyesinde olduğum T24’te yayımlanmış; Faşizmi kim kimden öğrendi?”  başlığı ile…

Olay şu: 2010 yılındayız. Bahçeli yine MHP Genel Başkanı. Tayyip Erdoğan ise AKP Genel Başkanı ve Başbakan. Ancak iki parti ve iki lider arasında bugünkü durumdan (“Cumhur İttifakı”) çok farklı bir ilişki var; deyiş yerindeyse birbirlerini bir kaşık suda boğacak haldeler.

Ve o günün konjonktüründe yine faşizmle bağlantılı bir polemik baş göstermiş olup Başbakan Erdoğan MHP liderine bir kürsüden gümbür gümbür şöyle sesleniyor:

“Evet, Sayın Bahçeli, bir faşizmi sizin kadar iyi bilmeyiz. Çünkü siz, hem teorisyenisiniz, hem bu işin pratisyenisiniz!..”

***

Gördüğünüz üzere, dünden (2010) bugüne (2019 eşiği) her iki “söylemsel-pratik” tablosunda 3 unsur yan yana, bir arada.

Fark şu ki dün Erdoğan, Bahçeli’yi faşizmin hem teorisyeni hem pratisyeni olarak tavsif ederken, bugün Bahçeli, Erdoğan’ı faşizmin lideri olarak yorumlamanın “yanlışlık”, “gaflet” ve “cehalet” olduğunu Metin Akpınar’ın kafasına çarparak ekliyor ki faşizm kastı Türkiye’de hiçbir siyasetçi için düşünülemeyecek bir durumdur.

Hâlbuki Erdoğan, yıllar önce bal gibi bunu onun için “düşünmüş”!..

***

Demek ki ne güzel!.. MHP lideri yıllar önce kendisini faşizmin hem teorisyeni hem pratisyeni sayan bir zatı bugün faşizm bahsinde savunuyor, aklıyor.

Dün “Faşizm” deyince kanlı bıçaklı ihtilaf içinde olduğu kişiyle bugün yan yana, el ele, kol kola ittifak içinde bulunuyor.

Evet, 2000 yılında Metin Akpınar’ın filminde karşımızda gündüzden geceye Abuzer’leşen bir sosyolog karakteri vardı.

Peki şimdi karşımızda, siyasette dünden bugüne “Abuzer”leşmiş bir karakter var mı yok mu diye sorsam…

Cevabınız ne olur?..

Yok, bana sormayın!

“Bunları da siz bulun artık, her şeyi de ben bulmayayım yani!”