• 14.01.2019 00:00
  • (1289)

 Bir yazar için en büyük onur ve mutluluk, okurlarındaki “yazma cevheri”ni ortaya çıkarma yolunda düşünce kışkırtıcı olabilmesidir. Üstelik günümüzde okurların yazılı ürünleri sadece edilgen bir şekilde tüketme ötesinde etken ve etkileşimsel mahiyette okuduklarıyla ve “yazarları”yla iş birliği içinde olmasını daha da geniş ölçekte imkân dâhiline sokan bir teknolojik altyapı var. Tabii burada daha çok yazdıklarınıza kısa (ve olumlu-yapıcı yönde olduğu kadar bazen de kıyıcı, acımasız, hınç ve nefret dolu) geribildirimler özellikle sosyal medya üzerinden öne çıkıyor. Ancak bunun yanı sıra, yeni teknolojik koşullarla uyarlı şekilde olmak kaydıyla hâlâ bir geleneği geleceğe taşıma yolunda tercihte bulunarak uzun soluklu mektuplar yazan okurlar, okurlarım da var. Ne mutlu bana!..

İşte bunlardan biri, yüksek mühendis ve eğitimci Melih Güçlü’den gelen mektup... Güçlü, televizyonlarda son zamanlarda karşımıza çıkan bazı kamu spotlarının içeriğindeki sorunlu noktaları; bu sorunların kamu otoritesinin kültürel-ideolojik takıntı ve koşullanmalarıyla bağlantısına dair ipuçları da verecek mahiyette tane tane çözümleyip anlatmış. Bu anlattıkları üzerinden o benden bir değerlendirme istiyor, ama ben onun dikkatli tespitleri önünde saygıyla eğilerek, kendisine teşekkürlerimle yazdıklarını sizlerle paylaşmayı tercih ediyorum!..

Söz Melih Güçlü’nün…

***

“Toplumu ilgilendiren bazı konularda hazırlanmış, son dönemlerde televizyon kanallarında yer alan, sizlerin de izlemiş olabileceğiniz kamu spotlarından bahsetmek istiyorum. Hatırımda kalanlardan bazılarının konuları ‘aile içi şiddet’, ‘kamuya açık alanlarda tütün kullanımı’ ve ‘sağlıklı diyet hakkındaki yayınların, program, demeç vb. pratiklerin eleştirisi’.

Bu ve benzeri spot yayımlama çabasını olumlu buluyorum. Ancak bunlardaki içeriğin niteliğinin sorgulanması gerektiğini düşünüyorum.

Aile içi şiddet temalı yayımda, adeta şiddetten kendinden geçmiş koca ve sinmiş, korkmuş kadın rolleri ve final bölümünde ise demir parmaklık görüntüsü geçiyor. İnsan sormadan edemiyor, ‘Bu spotun hedef kitlesi kim? Katil ruhlu kocalar mı’ diye!..

Öyle görünüyor. Çünkü spotta dikkat çekmek istediğim belirgin bir vurgu var: ‘Şiddet uygularsan hapsi boylarsın, ayağını denk al!’ Bu iletide aile içi iletişimi, ilişkileri iyileştirici; öğretici, eğitici; en azından sorunların medeni yollarla çözümünü teşvik edici yan bulunmuyor. Sadece kaba saba bir ceza/hapis uyarısı var.

Şiddete eğilimli tüm kocalar kodese tıkılınca böylesi ağır bir toplumsal sorun çözülebilir, ortadan kaldırılabilir mi? Ya aynı toplumsal yapıda yetişip gelenler; onlar için ne yapılacak, yeni cezaevleri mi?!..  

***

Benzeri içeriksizlik/sığlık sigara kullanımı ile ilgili olan spotta da var. Sigara kullanımının doğru tanımlanamaması (tedavi edilmesi gereken ‘bağımlılık’ yerine ‘alışkanlığın’ keyfi sürdürülmesi) temelli bir mesaj:‘ İçilmesi yasak olan alanda içersen seni ihbar ederim, haberin bile olmaz!..’

Yani, ilkinde ‘uyarı’ varken bu ikincide ‘ihbar’ iletisi bariz göze çarpıyor. Bunda da örneğin, en azından ‘günlük toplumsal hayatta saygı’ temasını işlemek hiç akıllara gelmemiş. Acaba işlenseydi, şu içinde yaşadığımız keskin kokulu atmosferde, zıvanasından çıkartılmış toplumsal ortamda çok mu naif dururdu? 

Şu, diyetle ilgili olana gelince… Sadece repliği ve bunun dillendirilişindeki külhanbeyi/kabadayı üslubu hatırlatmak yeterli: ‘Onu yeme, bunu yeme… Biz ne yiycez kardeşim!..’

Yani?.. İnsana hafakanlar bastıran eğitimlileri boş verin, kabadayılara yer açın, yemek/diyet konusunda onların da söyleyecekleri var demeye mi getiriliyor?!.. 

***

Kamu spotlarının psikoloji, toplumsal psikoloji, sosyoloji bilimlerinin, özellikle ‘iletişim’ alanının verilerinden bihaber; medeni insana yakışanı önceleyip sunmada son derece yetersiz; içinde sevgi, saygı gibi temel duyguları işlemeyen, sıcaklıktan yoksun, iyileştirici yanı bulunmayan; buna mukabil fantastik şiddet gösterisinin, demir parmaklık görüntüsünün, ihbar, kişinin cezalandırılmasını sağlama kültürü ve kabadayı üslubunun sergilendiği; dolayısıyla içi boş, toplumsal bir fayda ve dönüşüm üretmeyeceğini kolayca iddia edebileceğimiz bu içerikleri, eminim sizin de dikkatinizi çekmiş ve sizleri de rahatsız etmiştir!..”