• 20.06.2019 00:00
  • (1331)

 Başlık şu çarpıcı sözden ilhamla şekillendi:

“İktidarı doğrulukla birleştirmek olanaksızdır.”

Bu sözü George Orwell’dan alıntılıyorum. (Şu ara Orwell’a feci takmış, daha doğrusu aşkla takılmış haldeyim!)

Pazar günkü seçime doğru yaşananlara baktığımda da bu sürecin bir parçası olacak şekilde AKP’nin 17 yıllık iktidarına projeksiyonda bulunduğumda da Orwell’ın 1944’de kaleme aldığı bir yazısındaki “iktidarı doğrulukla birleştirmenin olanaksızlığı” sözünün dudaklarımı kıpır kıpır etmesine mâni olamıyorum (G. Orwell, Dali’den Karakurbağasına Bazı Düşünceler, Sel Yayıncılık, 2016, s. 89).

Tabii bu sözü bizdeki dinbaz iktidarın “özgül"lüğüyle uyarlı kılmaya çalışınca, içerikte bazı modifikasyonlara gitmek de kaçınılmaz oluyor.

Bizde dini, iktidarına doğrudan araç kılmış bir siyasi irade var.

Elbette iktidarına dini araç kılmış siyasi hareketler/partiler daha önce de oldu bu topraklarda. Ama hiçbirisi AKP kadar “doğrudan” araçsallaştırmamıştır dini… Üstelik dini hep “amaç” edindiğini söyleye gelmiş; ne yapıyorsa “din-i mübin-i İslam”a ve “ümmet-i Muhammed”e hizmet için yaptığını söyleye söyleye iktidar arzusunu ebediyen sürdürme arzusunda ola gelmiş bir irade karşımızdaki…

“İktidar arzusunu ebediyen sürdürme arzusu” da ne demek; arzunun arzusu mu olurmuş demeyin!

“Arzu tatmini arzulamaz; arzu sadece arzuyu arzular” sözünü unutmayın!..

***

İktidarın doğrulukla birleştirilmesi mümkün değil, tamam... Peki hâl böyleyken bir iktidarın dinle özdeşleştirilmesinin, dine referans edilmesinin, din ile muteber kılınmasının sonucu ne olur?

Dinin topluma bir “yanlışlık” olarak takdim edilmesi olur.

Türkiye’de olan tam da budur.

AKP’nin gözleri iktidar ateşiyle yanıp kor olmuş kurmayları en büyük zararı (hayır, kendilerine değil) uğruna iktidar oldukları telkininde bulundukları dine verdiklerini görememekteler.

Geçmişte “alnı secdeye varıyor mu, önemli olan o” diyerek mebzul miktarda cemaatçiyi liyakat aramaksızın hemen her yere yerleştirip onları en hassas noktalara sızdırmadılar mı, sızdırdılar.

Sonra bu alnı secdeye varanlarla kanka olmaktan çıkıp kanlı-bıçaklı olmadılar mı, oldular.

Üstüne üstlük ardından bir de “Rabbimiz de milletimiz de bizi affetsin” dediler mi, dediler.

***

Yıllarca Millî Görüş’ün "ruhuna Fatiha” okumadılar mı, okudular.

Sonra o “alnı secdeye varıyor” diye kanka olduklarıyla kanlı-bıçaklı olunca tekrar Millî Görüş’e ricat etmeye kalkıp “ruhuna Fatiha” okudukları “mevta”yı tekrar hortlatmaya kalkıştılar mı, kalkıştılar.

Peki öte yandan, yıllarca o Millî Görüş mirasına kararlıca sahip çıkmış Saadet Partisi’ni ha bire küçümseyip hatta alaya alıp, en son 31 Mart yerel seçimlerine giden yolda meydanlarda lânetlemediler mi, lânetlediler.

Saadet’i CHP’yle, HDP’yle; yetmedi FETÖ, PKK, DHKP-C ile “ortaklık” içinde göstermeye çalışıp kriminalleştirmeye yeltenmediler mi, yeltendiler.

Şimdi Saadet’in kaleme-kâğıda açılan kapısı Millî Gazete’ye “teşrif edip” geçmişte şöyle oldu böyle oldu da; sizi şöyle kırdık böyle incittik de; şimdi bunlar için özür diliyoruz ama bu bir seçim yatırımı değildir de diye, özrü kabahatinden büyük laflar ediyorlar mı?.. Ediyorlar!..

***

Yıllarca Fethullahçılarla el ele kol kola can-ciğer kuzu sarması iken Saadet neydi; sonra onlarla gırtlak gırtlağa gelince Saadet ne oldu?

Dün 31 Mart seçimlerine giderken Saadet neydi; şimdi 23 Haziran seçimlerine giderken Saadet ne oldu?

Saadet deyince dün nadanlık/nobranlıktı, bugün nedamet; öyle mi oldu?

Dün “beka sorunu” diye diye ortalığı dehşete boğup “Kürdistan”ı haram saymak; bugün “beka sorunu”na “Bir-ki-üç, tıp” deyip “Kürdistan”ı helâl saymak… Öyle mi oldu?

Dün Fethullahçıların arkasında kale gibi durup kozmik oda kapılarının açılmasına, şakır şakır belgelerin kopyalanmasına cevaz vermek; bugün “Belge kopyalamak FETÖ taktiğidir” diye, hiç hicap duymaksızın belediye başkanlığı yarışındaki rakibine kara çalmaya çalışmak… Öyle mi oldu?

Dün "ille de İsmail Küçükkaya’yı isterim" diye tutturup bugün aradığını bulamayınca, istenen sonucu alamayınca o FETÖ taktiklerine bizatihi başvurup, otel kamera kayıtlarını hukuku hiçe sayarak oraya buraya sızdırıp İsmail’i yerin dibine batırmak…

Öyle mi oldu?..

***

Öyle mi oldu böyle mi oldu, ben yazarken yüzüm kızarıyor, midem altüst oluyor, yüreğim sıkışıyor.

Ne için oldu bütün bunlar?..

İktidar için oldu.

Sırf şu 23 Haziran vartasını atlatmak için oldu.

Peki, atlatsanız ne olacak?

Bu kadar omurgasız, iktidar arzusuyla bukalemunlaşmış bir söylem-pratikle tarihte yeriniz/adınız ne olacak?!

Her şey bir yana, şu İstanbul seçimi için tepeden tırnağa tekmil seferberlik halinize bakınca ne olacak?.. Cumhurbaşkanı sahnede; İçişleri Bakanı sahnede; Sayıştay sahnede; Belediye Başkanlığı vekaletiyle şehrin her tarafına astırdığı “İstanbul’a hizmet israf değildir” yazılı, İmamoğlu'na nispetli manidar pankartlarla İstanbul Valisi sahnede…

İstanbul için “tek devlet/tek parti/tek adam”, bakanlıklardan valiliğe açılan yelpazede tam saha pres yüklendikçe yükleniyor. İmamoğlu için de “Valiye küfretti, özür dilesin” deniliyor.

***

Ne güzel!.. Bugün İmamoğlu’na “Milletten özür dile” diyorsunuz.

Ama dün o milletin evladına, “Lan artistlik yapma, ananı da al git” çektiğinizi unutarak bunu diyorsunuz.

İstanbul’da da Ordu’da da memleketin her yerinde de valilerin milletin mi iktidarınızın mı valisi olunduğunun sorgulanması gerektiğini kamufle ederek diyorsunuz.

“İtlik” mi “basitlik” mi; sorgulayın, hesabını görün, ne yaparsanız yapın… 

Ama valilik, AKP’lilik mi?.. Bunu da soracak-sorgulayacak zihinler ve yürekler olduğunu unutmadan ne yaparsınız yapın!..

***

Ve şimdi yine başınız sıkışınca Mısır yetişiyor imdadınıza, öyle mi!..

Dün, Gezi Olayları sırasında Mısır’da patlayan darbeyi fırsata dönüştürüp Mursi ile aynı kaderi paylaşıyormuş illüzyonu yaratarak, ümmetçiliğe sığınarak ayakta kalma çabaları…

Bugünse Mursi’nin vefatını “fırsat bu fırsat” sayıp, “Unutmayın, bu ülkede de Sisi’ler var" diyerek; “Pazar günü Sisi'ye mi oy vereceğiz, Binali Yıldırım’a mı oy vereceğiz” diye sormaktan da geri durmayarak…

Bir ölümü, İstanbul seçimini "kapma" yolunda malzeme yapmak, öyle mi?..

Evet, iktidarın doğrulukla birleşmesi olanaksızdır. Peki ya iktidarın dinbazlıkla birleşmesi nedir?!..

Adını siz koyun!..

Ve bu ülkede Sisi’ler varsa da onları nerede aramalı acaba?

Aynanın dışında mı içinde mi aramalı Sisi’leri?..

***

Temize çekelim yazdıklarımızı:

Dün “beka sorunu” vardı, bugün yok. Çünkü iktidarı doğrulukla birleştirmek olanaksızdır.

Dün “Kürdistan” yoktu, bugün var. Çünkü iktidarı doğrulukla birleştirmek olanaksızdır.

Dün “İsmail’i isteriz de isteriz”; bugün “Vay hain, bu ne densizliktir, bu ne ahlaksızlıktır...” Çünkü iktidarı doğrulukla birleştirmek olanaksızdır.

Dün Saadet tu kaka; bugün, onu kırdık-incittik, çoook özür dileriz!..

Çünkü iktidarı doğrulukla birleştirmek olanaksızdır.

Dün, kozmik odalara dalışa da şakır şakır belge kopyalamaya da cevaz… Bugün, “Belgeleri kopyalamak FETÖ taktiğidir” lakırdısı…

Çünkü iktidarı doğrulukla birleştirmek olanaksızdır.

Dün, “Lan artistlik yapma; ananı da al git!”

Bugün, valiye şunu dedin bunu dedin, milletten özür dile!..

Çünkü, iktidarı doğrulukla birleştirmek olanaksızdır.

Ve dün de bugün de dinle oynaya oynaya iktidar arzusuna arzu katıp dini bu topraklarda yanlışladıkça yanlışlama, yabancılaştırdıkça yabancılaştırma, yerin dibine batırdıkça batırma…

Çünkü…

İktidar dinbazlığıyla samimi dindarlığı birleştirmek olanaksızdır.