• 20.01.2020 00:00
  • (2897)

 Hanefi mezhebine mensup Muğlalı Sünni bir Türkmen olarak, oldum olası Alevi, Kürt, Ermeni, Hristiyan, Musevi demeden bu ülkenin vatandaşlarının temel hak ve özgürlüklerini savundum.

Ve elbette hangi meşrepten olursa olsun bu ülkeye sadık kalmaları durumunda savunmaya da devam edeceğim.

Normalde kimliğim, inancım ve rengim hakkında görüş belirtmeyi sevmem. Aynı şekilde kimsenin inancını, düşüncesini, dinini, dilini, kıyafetini, nereli olduğunu da merak etmem.

Ne hazindir ki bizim ülkede meramınızı anlatmak için bu yola başvurmak zorunda kalıyorsunuz. Ne acayip bir ayrışma bu.

Bilindiği gibi Türkiye'de yaşadığımız kadim sorunların kökeninde tek parti döneminin yeni bir ulus yaratma projeleri yer almaktadır. Bize ne olduysa o dönem oldu.

Yıllardır, “Düşen bir Kürdün ya da Alevinin elinden ilk tutanın Sünni bir Türk olması büyük önem arz etmektedir” dememin bir nedeni de budur.

Çünkü ehl-i vicdan sahibi insanların bir diğerinin hak ve hukukunu sahiplenmesi, özgürlüklerine sahip çıkması en başta Gladyo’nun tuzaklarını boşa çıkaracaktır.

Bilindiği gibi Alevi açılımı 2009 yılında başladı. Bu tarih aynı zamanda Alevilerin resmi anlamda ilk kez tanındığı, muhatap alındığı bir tarihtir.

Başka bir deyişle Alevi açılımının başladığı tarih, Alevilerle başlatılan toplumsal barış sürecinin de ilk adımlarından birisi olmuştu.

Ne yazık ki epeydir yazarlarımız da dahil olmak üzere siyaset bu alana sessiz kaldı.

Artık kimse eskiden olduğu gibi farklı kesimlerin hak ve özgürlüklerini gündem yapmıyor. Herkes bir diğerinin ipini çekmekle meşgul. Ve ne hazindir tuhaf şekilde içe kapandık.

Geçenlerde İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi’nin kabul ettiği bir karar, İstanbul İBB Meclisi’nde gündeme getirildi. Cemevlerinin bundan böyle belediye kayıtlarına ibadethane olarak işlenmesini içeren önerge, Ak Parti ve MHP’li meclis üyelerinin oylarıyla reddedildi.

İzmirizmir.net yazarı İlhami Mısırlıoğlu bu konuda çok önemli bir çağrıda bulundu. “Atılan bu yanlış adımı Cumhurbaşkanı Erdoğan düzeltebilir” dedi.

İlhami, Ak Parti ve MHP’li meclis üyelerinin bu önergeyi reddederek yanlış yaptıklarını ve hatta bu konuda çok önemli bir fırsatın da kaçırıldığını ifade ediyor.

Çünkü yıllardır kimsenin kılını kıpırdatmadığı cemevleri, “Alevi Açılımı” gibi bir alanda Ak Parti’nin ve demokrat kesimlerin verdiği bunca emek, taktik bir yanlışlıkla heba edildi.

Bugün resmen kabul edilmese de cemevleri zaten defacto bir gerçeklik olarak karşımızda durmaktadır. Aleviler istedikleri takdirde devletten beş kuruş destek almadan kendi inanç merkezlerini inşa edebilirler ve ediyorlar da.

Alevi yazar bir dostum, “yalnız” diyordu “Alevi örgütlenmelerinin siyasi içerikli mekânlar olmaktan kurtarılması gerekiyor. Alevi örgütlerinin siyasete atılmak isteyenler için bir atlama taşı olarak görülmesi bu örgütlerin etkinliğini zedelemekte ve Aleviliğe zarar vermektedir.”

“Alevilerin en azından temel hak ve özgürlükler noktasında totaliter ideolojilerin etkisinden çıkmaları gerekmektedir” diyerek bir uyarıda bulunmuştu. Burası ayrı bir tartışma konusu ancak Alevilerin cemevi talebi haklı bir taleptir.

Aleviler, farklı farklı yaklaşımlara sahip olsalar da kendi mabetleri saydıkları Cemevi’nin yasalarda, yönetmeliklerde “ibadethane” (Mabud/Mabet/İbadet) olarak anılmasını her zaman hak etmişlerdi, bugün daha da hak ediyorlar.

İlhami dostuma katılıyorum. Cemevlerini ibadethane olarak gören vatandaşların bu eğilimine saygı duyulmalıdır. Onların ibadethanesine eşit hizmet verip vermeme kesin kararı ise din uzmanları ya da ilahiyatçılara bırakmak yerine sivil siyasetçilerin olmalıdır.

İBB Meclisi’ndeki Ak Partili üyelerin bu yanlış adımı sivil siyasetin ilkelerine gücüne, reflekslerine uygun düşmemiştir.

Devlet, Alevi vatandaşlarının zaten var olan bu hakkını sadece tanımalı, kolaylaştırıcı olmalı, Camilere tanınan kolaylıkların cemevlerine de tanınmasını sağlamalı ve yasal güvenceye alınan bu durumda da, kimsenin hakkının yenmediğinden emin olmak için hakemlik yapmalıdır.

Tersi durumdaki her adım sivil politikayı zayıflatır, yeni statükoları güçlendirir. Mayınlı arazide yol almada uzmanlaşan Cumhurbaşkanımız, gecikmeden bu konuya el atmalıdır.