• 3.05.2021 06:37
  • (246)

Merkez Bankası Başkanı Şahap Kavcıoğlu 29 Nisan Perşembe günü rutin Enflasyon Raporu’nun bu yılki ikincisini sunmak ve soruları yanıtlamak için Zoom toplantısında ekonomist ve gazetecilerin karşısına çıktı.

Rapor şurada: Enflasyon Raporu.

Banka, Ocak sonunda yüzde 9.4 olarak öngördüğü 2021 sonu enflasyon tahminini yüzde 12.2’ye yükseltti. Bu 2.8 puanlık yukarı yönlü revizyonda en önemli payın da 1.8 puanlık “Türk Lirası cinsinden ithalat fiyatları” kaynaklı güncelleme olduğunu anlattı. Sıkı duruşu da koruyacaklarını ifade etti. Yani Naci Ağbal’ın görevden alınması ve kendisinin atanmasıyla gelen kur artışının etkisi.

Hatırlayalım; bu iki dönemde hem başkan hem de tahmin değişti.

Kavcıoğlu, Ağbal ayrılmadan önceki Mart 2021’deki Para Politikası Kurulu toplantısında faizlerin 2 puanlık artışına gerekçe olarak, 2020’deki güçlü kredi büyümesinin etkilerinin devam etmesi, Ocak 2021’den sonra da kredilerde yeniden bir büyüme eğiliminin başlamasını ve de 1 Mart sonrasında kısıtlamaların kaldırılması sonrası ekonomik aktivitenin canlanmasını gösterdi.

Sonra da, bununla da “Mart ayında yapılan ilave sıkılaştırmanın krediler ve iç talep üzerindeki sınırlayıcı etkilerinin önümüzdeki dönemde belirginleşeceği, net kredi kullanımı ve iktisadi faaliyetteki yavaşlamayla birlikte enflasyon üzerindeki talep yönlü baskıların hafiflemeye başlayacağını” öngördüklerini anlattı.

Tam da burada, tüm bunlar atama krizi öncesini anlatıyor. Ya sonrasındaki yüzde 10’luk kur artışının ne getireceği yok mu varsayılıyordu?

Toplantının en başında el kaldırarak söz istedim. Ancak ne yazık ki sıranın başında olmama karşın buna fırsat verilmedi. Diğer ekonomist ve gazetecilerin sorularına da önceden hazırlık yapıldığı belli olan önündeki yazılı metinlerden yanıtladı.

Belli idi ki, hazırlık yapılmamış sorulardan kaçınmak istendi. (Madem öyle, önceden kaydedilmiş biçimde banttan yayın yapılsaydı ya?)

Sorum şu olacaktı;

Sizden önce Naci Ağbal başkanlığında toplanan Para Politikası Kurulu (PPK) bahsettiğiniz kredi genişlemesi ve kısıtlamaların kaldırılmasıyla gelişen koşullarda 2 puanlık faiz artışına gitti. Bu faiz artışını yapma nedeni, hedef olan yılsonu enflasyon tahmini olan yüzde 9.4’ü korumak idi.

Bu faiz artışından sonra Naci Ağbal görevden alınıp siz başkanlığa atandıktan sonra döviz kuru yüzde 10 yükseldi. Buradan gelen 2.8 puanlık “görevden alma-atama etkisi” ile enflasyon tahmininiz de şimdi yüzde 12.2 olarak güncellendiğine göre, nasıl sıkı duruşu korumuş oluyorsunuz? İlave enflasyon artışına rağmen aynı duruşu korumak sıkı duruş oluyor mu? Fiilen gevşetmiş olmuyor musunuz? Ayrıca yüzde 9.4’lük enflasyon tahminini hedefleme duruşu çöpe atılmış olmuyor mu?
Bu, 2.8 puanlık “görevden alma-atama” etkisini, bedelini topluma ödetmek değil mi?

Not: Kavcıoğlu konuşmasında, döviz kurundan enflasyona geçişkenliğin yüzde 20’nin üzerine çıktığını vurguladı.

Buna karşın PPK metninden “gerekmesi durumunda ilave parasal sıkılaşma yapılacaktır” ve “sıkı para politikası duruşu kararlılıkla uzun bir müddet sürdürülecektir” ifadelerinin çıkarılmasına analistlerden gelen tepkilere şaşırdığını söylemesi bile şaşırtıcı. Başkan Kavcıoğlu, bankanın iletişiminin ana omurgası olan PPK toplantı özetinin sıradan bir açıklama olduğunu mu sanıyor?

Ama, “sıkı duruşu koruduğumuzu daha fazla öne çıkarırsanız memnun olurum” diyerek de başka bir boyuta taşıyor. Metinden bu vurguyu çıkarıp, sonra da “siz öyle yazın” demek paha biçilmez!

Madem Kavcıoğlu söz verip soru sorma fırsatı vermedi; burada diğer soruları da ilave edeyim.

  1. 23 Nisan akşamı üç TV kanalının ortak yayınında teknik düzeyde bile olsa soru soranları “algı operasyonu” yaptıklarını söylemiştiniz. Bugünkü toplantıda şeffaflık vurgusu yaparken, 23 Nisan’daki ortak yayında teknik sorularla gelenleri siyasetçi alışkanlığı ile “algı operasyon” ve benzeri sözlerle karşılamanız normal mi?
  2. Siyasetçi demişken, partinizle üyelik ilişkiniz devam ediyor mu? Etmiyorsa hangi tarihte ayrılma dilekçenizi yolladınız?
  3. Teknik sorulara teknik yanıt vermeyi düşünüyor musunuz?
    – Mesela, Merkez Bankası’nın 32 yıllık bir döviz müdahale, döviz alım-satım, deneyimi varken, neden ve hangi ihtiyaçtan bankanın dövizleri bir protokolle Hazine’ye oradan da kamu da olsa ticari bir bankaya aktarılarak, merkez bankacılığı deneyimi olmayan, döviz müdahale deneyimi olmayan bu kurumlarca satılma gereği ortaya çıkmıştır? Hangi ihtiyaçtan?
    – Merkez Bankası yasasında sayılan görevlerin başka kurumlara devredilmesine dair hüküm var mıdır? Mesela Açık piyasa işlemlerini yapma yetkisi kamu bankalarına devredilebiliyor mu?
    – Ne kadar dövizin hangi kur seviyesinden hangi aralıklarla satılacağına kim karar vermiştir?
    – Merkez Bankası’nı tüm döviz alım-satım ihaleleri, döviz müdahale miktarları şeffaf biçimde yayımlanırken, hangi ihtiyaçtan bunlar örtülenmiş kamuoyundan saklanmıştır?
    – Teknik bir soru yine: Merkez Bankası’nın Analitik Bilançosu’nda her şeyin açıkça yer aldığını söylediniz. Bu doğru değil. 128 milyar dolar hesabı, ağırlıkla Uluslararası Rezervler ve Döviz Likiditesi” tablosundan teyit edilebildi. O da perdelenmesi unutulduğu için.
    Bankanın swap işlemleri 22Mart 2019-31 Aralık 2020 arası dönemde örtülendi. Bu yüzden bu tarih aralığı için günlük olarak döviz pozisyon hesabı yapmak imkânsız hale geldi. Bunun örtüleme olduğunu, verilerin yeniden yayımlanması için talimat vermeyi düşünüyor musunuz?
  4. Bu tür teknik soruları soran, sorgulayan eski merkez bankası mensuplarının, orada yetişmiş merkez bankacıların bu soruları sormasının sizi üzdüğünü ifade etmiştiniz. Merkez Bankası’nın tarihinde hiçbir döneminde 2 yılda 130 milyar doları aşan bir rezerv satışı, böyle bir yöntemle, şeffaf olmayan biçimde olmamıştır. Özellikle bu rezervlerin her bir centi için gecesini gündüzüne katan, özel yaşamından feragat eden eski mensupların, özellikle de çekirdekten yetişme mensupların gelinen bu duruma, Merkez Bankası’nın bu haline üzülmeye, bu durumu sorgulamaya hakkı olduğunu düşünmüyor musunuz?

Son bir not:

Merkez bankacılar, merkez bankasının kâr yaratmasıyla, bunun büyüklüğü ile övünmezler.

Bir merkez bankasının bankalardan farkı “para basma” imtiyazının olmasıdır. Para basma imtiyazını kime verseniz kâr yaratacağı da malum. Kârı katlanan MB varsa hane halkı ve reel kesim kaybediyordur. Kârı ile övünen merkez bankacı olmaz.

Merkez bankasının eski ya da mevcut çalışanlarının, ülkenin her bir yurttaşının cebinde taşıdığı ulusal paranın değerinin, itibarının korunmasının ne olduğu bilinmeyen arka kapılı döviz satışlarıyla değil, enflasyonun kalıcı olarak düşürülüp fiyat istikarının tesis edilmesiyle mümkün olacağının bilincinde olduğunu hatırlatmak isterim. Türkiye’de iki kurumun unvanında “Türkiye Cumhuriyet” ibaresi yer alır; biri hepimizin ortak hukukunu, kamu hukukunu gözeten cumhuriyet savcılarının, diğeri ise hepimizin parasını basan Merkez Bankası’nın. Bu da parayı basan kurumun siyasi duruştan uzak durmasını, bağımsız duruş göstermeyi gerektiriyor.

 

Uğur Gürses