Dört yazıdır süren bir yazı dizisi ile iktisadi, finansal ve siyasi olarak bütünleşmiş küresel kapitalist sistem karşısında Küresel Güney (KG) ülkelerindeki iktidarların iktisadi ve siyasi hareket alanlarının daralıp daralmadığı konusunu farklı boyutlarıyla ele aldım. En son, geçtiğimiz hafta bu tartışmanın Covid-19 salgını ile birlikte içinden geçtiğimiz somut konjonktürdeki tezahürlerine değinmiştim. Bu yazı ile eksik kaldığını düşündüğüm iki noktayı daha vurgulamak ve seriyi tamamlamak istiyorum.

KÜRESEL ARA REJİM

KG ülkelerinin politika alanının genişleyip genişlemediği tartışması, ‘küresel ara rejim’ ile bağlantılandırıldığında anlamlı hale geliyor. Küresel ara rejim tabirini, küresel kapitalizmin hakim gücünün (ABD’nin) göreli gerilemesine karşın rakip güçlerin (en kuvvetlisi Çin) henüz hakim gücün yerini alacak seviyeye erişememesi durumunu açıklamak için kullanıyorum.(1)

İçinden geçmekte olduğumuz süreci ikinci küresel ara rejim olarak adlandırabiliriz. Zira bu sürecin bir benzeri, Birleşik Krallık'ın hakim pozisyonunu yitirdiği ve onun karşısında ABD’nin yükseldiği 1919 ile 1945 arasında yaşandı. Günümüzde iktisadi ve siyasi gelişmeleri analiz ederken, aklımızın bir köşesinde ilk küresel ara rejim sırasında yaşananları tutmak faydalı olacaktır.

Neler mi olmuştu? İki Dünya Savaşı; kapitalizmin tarihinin en önemli krizlerinden olan 1929 Büyük Buhranı; bir yanda Çarlık Rusya’sında sosyalistlerin iktidara gelmesi, diğer yanda Avrupa’nın göbeğinde faşist rejimlerin kurulması; altın standardının çökmesi karşısında henüz yeni bir uluslararası para sisteminin kurulamamış olması; ekonomide ve siyasette hakim liberal paradigmanın gerilemesi… Liste uzatılabilir, ancak bu kadarını hatırlatmış olayım.

Konumuz açısından önemli olan husus ise şu: İlk küresel ara rejim dönemi, KG ülkelerinde sanayileşme girişimlerinin başladığı, devletin kapitalizmin gelişiminde aktif roller aldığı ve yer yer ithal ikamecilik uygulamalarının başladığı bir döneme tekabül ediyor. Günümüzde bu sürecin birebir tekrarlanabileceğini ima etmiyorum. Ancak eğer bir post-neoliberalizm tartışması yapacaksak, bunun küresel ara rejim ile bağlantısını kurmamız gerektiğine işaret etmek istiyorum.

ALTERNATİF HEGEMONYA PROJELERİ

Bu yazı dizisini sonlandırırken vurgulamak istediğim ikinci husus, KG ülkelerinin politika alanı üzerine yapılan tartışmanın teknik bir tartışma olmadığı, hatta bu alanda birbiri ile yarışan farklı hegemonya projelerinin olduğudur. Yine somutlaştırmak için Türkiye’den örnek vererek devam edeyim.

Türkiye’de AKP iktidarı bir yandan mevcut bağımlı finansallaşma modelinin işlemediğinin farkında, zaten bunu özellikle 2014 sonrasında iki yılda bir yaşanan ekonomik darboğazlardan gördük, görüyoruz. Ancak diğer yandan AKP yine aynı modelin sağladığı olanaklardan yararlanarak kendi iktidar projesini pekiştirerek uygulayabiliyor. Bu özellikle kredi genişleme çevrimlerinin mümkün olduğunca seçim dönemlerine denk gelmesine çabalanarak yapılıyor.

AKP’nin iktidar blokundaki konumu ve üzerinde yükseldiği farklı sınıfsal çıkarların bir sonucu olarak ortaya çıkan ‘iki arada bir derede’ kalmışlık durumu, iktidarı bazen ‘utangaç kalkınmacı’ girişimlere sapmaya, bazen ana akım uygulamalara dönmeye zorluyor. Sonuç olarak karşımıza sürekli zikzaklar çizen bir iktidar çıkıyor. Dolayısıyla Türkiye bağlamında politika alanının genişlemesinden söz etmek mümkün değil. Ancak iktidarın küresel finansal çevrimleri kendi lehine sonuçlar yaratacak şekilde kullanmayı öğrendiğini söyleyebiliriz.

İkinci olarak muhalefete hakim olan restorasyon projesine baktığımızda, orada ‘politika alanına’ ilişkin herhangi bir tartışma görmek oldukça zor. Daha çok dünya sistemiyle (elbette ABD ve AB ile) uyumlanma, yani bağımlı finansallaşma modelinin tahkimatı gündemde. Bu projenin hukuk devletine dönüş ve rasyonel bürokratik yapının yeniden kurulması gibi yanları, büyük oranda bu uyumlanma ile ilgili olarak tasarlanıyor. Sermaye girişlerinin bu tip bir tasarıma bağlı olarak yeniden başlayacağı varsayımı, resmi muhalefet çevrelerinin ortak olarak paylaştığı bir görüş halini almış durumda.

Hemen fark edilebileceği gibi, bu tartışmada eksik olan, gerçekten politika alanını genişletecek ekonomik ve sosyal yapıyı kurmaya yönelecek bir hegemonya projesi. Bu anlamda politika alanının genişlemesi ancak çalışan sınıfları siyasal, ekonomik, örgütsel ve kurumsal olarak güçlendirecek ekonomik programları uygulamaktan geçer. Bunun dışındaki girişimler, küresel ara rejim ve Küresel Kuzey ülkelerindeki sürekli durgunluk halinin bir sonucu olarak KG ülkeleri için ortaya çıkan elverişli koşulların hakim sınıflar arasındaki mücadelede çarçur edilmesi ile sonuçlanacaktır.

(1) 2017 yılındaki bir yazı dizisi ile bu konuyu detaylı bir şekilde Gazete Duvar sayfalarında ele almıştım, dileyen okur o yazılara bakabilir. Alternatif olarak, bu yazıların daha derli toplu halini, Ulaş Taştekin, Yalçın Bürkev ve Cenk Ağcabay‘ın derlediği Notabene Yayınları’ndan çıkan ‘Dünya Yeniden Şekillenirken-2’ kitabında, ‘Küresel Ara Rejim’ başlıklı bir bölüm olarak yazmıştım. O yazıya şuradan ulaşabilirsiniz.

  • Abone ol