HDP ve Demirtaş

  • 30.10.2018 00:00

 HDP’nin nasıl bir vesayet altında politika yürüttüğüne veya yürütmeye memur edildiğine dair bazı tespit ve eleştirilerime, geçtiğimiz mayıs ve haziran aylarında bu sütunda yazdığım birkaç yazımda yer vermiş ve partinin şu andaki yöneticileri ve parlamenterleri için düşündüklerimi söylemiştim. Bu nedenle şimdi burada bunları tekrar etmek istemiyorum. Bu yazıda okurlarımın muhtemelen pek çoğunun bildiğini düşündüğüm HDP ve Selahattin Demirtaş’ın bazı açıklamalarından derlediğim alıntılara yer vermek istiyorum.

Öncelikle Demirtaş’ın geçen hafta kısaca değindiğim bir sözü üzerinde biraz durmak istiyorum. 17 Mart 2015 günü HDP grup toplantısında Selahattin Demirtaş kürsüye çıkıp sadece 1 dakika süren konuşmasında demişti ki, "Sayın Recep Tayyip Erdoğan, HDP var oldukça HDP'liler bu topraklarda nefes aldığı müddetçe sen başkan olamayacaksın! Sayın Recep Tayyip Erdoğan, seni başkan yaptırmayacağız! Seni başkan yaptırmayacağız! Seni başkan yaptırmayacağız!"

Bu sözler söylendiği zaman, kendilerinin Dolmabahçe Mutabakatı dedikleri hadise yeni olmuştu ve hükümetle diyalogları henüz devam ediyordu. Kulağa hoş geliyordu, ama ölçüsüz ve hiç rasyonel değildi. Belki de muhatapları olan iktidar partisinin masayı devirmek için böylesi bir bahaneye ihtiyacı bile vardı.

Haziran 2015 seçim kampanyasında en çok bu söz revaçtaydı ve epeyce insanı da etkilemişti. Kendilerini çaresiz hisseden birileri, Tayyip Erdoğan’ın yükselişini durduracak yegâne gücün Demirtaş liderliğindeki HDP olacağına inanıyorlardı. HDP’nin beklenenden yüksek oranda oy almasını Demirtaş’ın yanı sıra bu söze bağlayanlar bile oldu.

Ne var ki mesele sadece HDP’nin seçim başarısından ibaret değildi. KCK başkanı BesêHozat, adeta bu kadar legal alan fazla dercesine devrimci halk savaşı başlattıklarını ilan etti. Tayyip Erdoğan da “olmadı baştan” dedi ve Türkiye’yi 1 Kasımda yeniden genel seçimlere götürdü. Bölgede hendek savaşı sürerken yapılacak seçimlerden elbette sağlıklı bir sonuç çıkmazdı; ama neticede AK Parti’nin oyları yüzde 40,9’dan 49,5’e yükselirken, HDP’nin oyları da yüzde 13,1’den 10,8’e geriledi.

Hendek savaşlarının yoğun olduğu günlerde Demirtaş Diyarbekir’de gerçekleşen Demokratik Toplum Kongresi’nin olağanüstü kongresinde yaptığı konuşmada;

"Kürt gençleri bugün bu tarihi bilinçle, travmayla, yaşanan acılarla, yola çıkarak bu direnişi ortaya koyuyor. Savaşı şehirlere taşımak için değil...

Barikat ve hendek; Kürt halkı öz yönetim istediği için kazılmadı. Barikat ve hendek; Ankara’da katliam planları yapanlar, o planları hayata geçirmeye başladığı için kazıldı. Yoksa öz yönetim talebi, öz yönetim hakkı, isteği yüzyıllardır vardır. Bu talep, savaşların kaynağının temel nedenidir…

Ne hendeği, ne barikatı! Mevzu oralara kadar küçümsenemez. Hendekteki, barikattaki direnişin nedeni; faşizme karşı katliama karşı duruş ve direniştir. Özerklik eşittir hendek, barikat değildir. Birileri bunu kabul etmiyorsa, tartıştırmayı, aklınızdan bile geçirmeye izin vermiyorsa ve bunu aklından geçirenleri ben tutuklayacağım, katledeceğim, diz çöktüreceğim diyorsa, barikat, hendek çok değil. Ne yapacaklar başka, bir yol göstersinler.” (27 Aralık 2015 Cumhuriyet)

Binlerce gencin ölümüyle sonuçlanan hendek savaşları, devlet güçlerinin bölgedeki duruma tamamen hâkim olmasıyla sona erdi ve CHP Genel Başkanı’nın da desteğiyle TBMM’de varılan Milli Mutabakat sonucu 20 Mayıs 2016 günü özellikle HDP’li milletvekillerinin dokunulmazlıklarının kaldırılması için yapılan hukuk dışı bir anayasa değişikliği kabul edildi.

22 Ekim 2016 günü, yani 15 Temmuz sonrası OHAL döneminde Diyarbekir’de “Seferberlik ruhu ile örgütlenelim, direnerek kazanalım” şiarıyla düzenlenen Demokratik Toplum Kongresi’ne Kongreya Jinên Azad (KJA), Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) ve Halkların Demokratik Partisi (HDP) katıldı.

DTK Eşbaşkanları Leyla Güven ve Hatip Dicle, DBP Eşbaşkanlar Sebahat Tuncel ve Kamuran Yüksek, HDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş ve belediye eşbaşkanlarının katıldığı toplantı sonrası dikkate değer bir sonuç bildirgesi açıklandı. ANF ajansının yayınladığı metni biraz kısaltarak aşağıda aktarıyorum.

“…halka öncülük görevinde olduklarını, Kürdistan’da halkın  özyönetim direnişleri sürecinde direnenlere karşı sorumluluklarının yeterince yerine getirmediğine ilişkin öz eleştiri verildi. Bildirge de, “Bu destansı mücadelede yaşamını yitirenlerin şahsında Kürdistan halkından özür dileyerek, bırakılan büyük direniş mirası ve eşi benzeri bulunmayan iradeye sahip çıkma sözü vererek başladık” ifadeleri yer aldı.

“Toplantı bileşeni olarak bizler yaşanan bu eksikliklerden kendimizi sorumlu tutuyor ve soykırım planının uygulanmasını bir yıl geciktirerek boşa çıkarmasını başaran o onurlu direnişçilerin mirasına sahip çıkma ahdimizi tekrarlıyoruz…

Mücadelemizin temel hedefi halkımızın kurtuluşu ve Önder Apo’nun özgürleştirilmesidir. Bu nedenle büyük kazanımlar kadar büyük tehlikeleri de içinde barındıran bu süreçte, kişisel ve kurumsal gündemlere takılmadan, öncülük görevini üstlenmiş olanlar olarak özgürlük mücadelemizde temel dayanağımız olan halkımıza giderek, onunla bir direniş hattı oluşturmak temel görevimiz haline gelmiştir…

Bu saldırılar karşısında geri adım atmamız ve boyun eğmemiz söz konusu değildir. Kürt toplumu Özgürlük Hareketi ile başlattığı direnişi tüm bedelleri göze alarak sürdürmektedir. Bu topyekûn saldırı konseptine karşı tek yol, seferberlik ruhu ile topyekûn direniştir. Bunun için halkımızla birlikte büyük direniş ve zafer için örgütlenme ve eylem hamlesini başlatıyoruz.

Sonuç olarak gün bu gündür, ya kazanacağız ya da bir yüzyılı daha kaybedeceğiz…”

İzleyebildiğim kadarıyla bu bildiri Türk medyasında pek dikkat çekmedi. Ancak 31 Ekim 2016’da Gültan Kışanak’la başlayan ve ardından HDP’li parlamenterlerin, parti ve belediye yöneticilerinin tutuklanmaları bu toplantıdan sonra başlayıp yoğunlaştı.

Sonuç olarak Tayyip Erdoğan MHP ve diğer zinde güçlerle kurduğu ittifaklar neticesinde yapılan referandumla başkan oldu. Hatta başkanlıktan öte, tek adam oldu.

HDP ise Demirtaş’ın sözlerinin aksine, hayli zorlaşmış da olsa, hala bu topraklarda nefes almaya devam ediyor. Başta Demirtaş ve pek çok HDP’li parlamenter, belediye başkanı ve parti yöneticisi dâhil olmak üzere hapse atıldılar. DBP ve HDP’li belediyelerin tümüne hükümetçe kayyumlar atandı ve bölge bir “Kayyumistan” haline getirildi.

İyi haftalar diliyorum.

 

*kurdistan24.net/tr’de yayımlanan yazılar, yazarların görüşlerini yansıtmaktadır. Yazılar K24 Medya’nın kurumsal bakışıyla örtüşmeyebilir. Yazıların tüm hukuki sorumluluğu yazarlarına aittir.

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.