• 28.06.2014 00:00

2007 yılında Anayasa’nın 101 ve 102. maddelerinde cumhurbaşkanının seçimi ve seçim koşullarıyla ilgili konulara ilişkin önemli değişiklikler yapıldı. Bu değişikliklere göre cumhurbaşkanı, seçilme yeterliliğine sahip Türk vatandaşları arasından halk tarafından seçilecek. Cumhurbaşkanlığına Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri içinden veya Meclis dışından aday gösterilebilmesi en az yirmi milletvekilinin yazılı teklifiyle mümkün. Ayrıca, en son yapılan milletvekili genel seçimlerinde geçerli oylar toplamı birlikte hesaplandığında yüzde onu geçen siyasi partiler de ortak aday gösterebiliyor.

 

Anayasa’nın 101. maddesinde, ilk hâlini koruyan düzenlemeye göre cumhurbaşkanının tarafsızlığını sağlamak için cumhurbaşkanı seçilenin, varsa partisi ile ilişiğinin kesileceği ve TBMM üyeliğinin sona ereceği belirtilmiş. Cumhurbaşkanının tarafsız olmasını gerektiren bir düzenleme de Anayasa m.104/1’de bulunmakta. Buna göre cumhurbaşkanı devletin başı olup, bu sıfatla Türkiye Cumhuriyeti’ni ve Türk milletinin birliğini temsil etmekte. Bunun yanında cumhurbaşkanının anayasanın uygulanmasını, devlet organlarının düzenli ve uyumlu çalışmasını gözetme görevi bulunmakta. Bu düzenlemenin, 101. Madde’deki, partili cumhurbaşkanının, seçildiğinde partisiyle ilişkisinin kesileceği kuralıyla bağlantılı olduğu açık. Bu düzenlemeler cumhurbaşkanının tarafsızlığının ve objektifliğinin ne kadar önemli olduğunu göstermekte.

 

Herhangi bir partilinin cumhurbaşkanı seçilmesi hâlinde bu tarafsızlığın sağlanması sorun oluşturmayabilir. Aday olması kuvvetle ihtimal dahilinde olan Başbakan Erdoğan’ın aday olup cumhurbaşkanı seçilmesi durumunda ise bu tarafsızlığı sağlayabileceği konusunda ciddi kaygılar bulunmakta. Önce başkanlık sisteminde daha sonra partili cumhurbaşkanı formülünde ısrar eden Başbakan’ın, bu istekleri gerçekleşmeyince politik tarzından ve yaptığı açıklamalardan da anlaşıldığı üzere fiili ve partili bir başkanlık sistemi uygulayacağı görülmekte. Başbakan’ın partiyi ve hükümeti kendi başkanlık profiline uygun hâle getireceği ve partiyle resmen ilişkisini kesse dahi, fiilen irtibatı devam ettireceği de açık.

 

Fiili başkanlık ile birlikte parti yönetimi ve hükümetle kurulacak fiili irtibat hâli ortaya cumhurbaşkanıyla ilgili bir tarafsızlık sorunu, hatta bir anayasa ihlali çıkarabilecektir.

 

Başbakan’ın cumhurbaşkanı seçilmesi hâlinde ortaya çıkacak bu sorun dışında seçim öncesi koşulların eşitliği meselesi de önem göstermektedir. 6271 sayılı Cumhurbaşkanı Seçimi Kanunu’nun 11. maddesine göre cumhurbaşkanı adayı gösterilen hâkimler ve savcılar, yüksek yargı organları mensupları, öğretim üyeleri, YÖK, RTÜK üyeleri ve diğer kamu görevlileri, belediye başkanları, subay ve astsubaylar, kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları ile sendikalar, kamu bankaları ve üst birliklerin yönetim ve denetim kurullarında görev alanlar, aday listesinin kesinleştiği tarih itibariyle görevlerinden ayrılmış sayılmaktalar. Maddede cumhurbaşkanı adayı olacak başbakan ve bakanların sayılmamış olması büyük bir eksiklik ve eşitsizlik.

 

Seçim yarışının başında imkânlar ve tanınmışlık bakımından önde olan Başbakan’ın seçim gününe kadar görevini sürdürmesi, eşit şartlarda seçime katılma ilkesine aykırıdır. Ayrıca aynı kanunun adaylara yardımı düzenleyen 14. maddesi bu konuda önemli sınırlamalar getirmekte olup, Başbakan’ın bu yetersizlikleri fiili olarak aşacağı açık.

 

Cumhurbaşkanını halka seçtirmekle demokrasi gelmiyor.

 

[email protected]

www.umitkardas.com

twitter.com/umit_kardas