• 26.07.2014 00:00

İtalyan felsefeci Giorgio Agamben, “kamu hukuku” ile “siyasal olgu” ve hukuk düzeni ile “yaşam” arasındaki ara bölgeyi tanımlarken “istisna hâli” kavramını kullanır. Ona göre “istisna hâli” kavramı, siyasal belirsizlik veya nedeni ne olursa olsun bir kriz durumunda siyasal düzenin sağlanması adına hukukun kendini askıya almasıdır. Burada önemli olan, istisna hâlini tanımlayan ve uygulayan gücün meşruiyetini nereden aldığı meselesidir.

 

Agamben’in temel meselesi, belirsizlikle veya krizle kesintiye uğrayan toplumsal işleyişin devamını sağlamaya yönelik hukuksuzluk veya boşluk hâlinin artık normal bir durum hâline gelmiş olmasıdır. İstisna hâlini tanımlayan bir nitelik olarak hukuk dışılığın bir yasaya ve hukuka dönüşmüş olması, devletin ve hukukun meşruiyet zeminini belirleyen güç ilişkilerini ve bu güç ilişkilerinin etkilenimlerini yeniden değerlendirilmesini gerekli kılmakta.

 

Bugün gelinen noktada modern totalitarizm, istisna hâli aracılığıyla yalnızca siyasi hasımların değil, siyasi sistemle bütünleştirilemeyecekleri düşünülen kesimlerin ortadan kaldırılmasına izin veren yasal bir iç savaş olarak yaşanmakta. Bu nedenle istisna hâli çağdaş siyasette demokrasi ile mutlakıyet arasında bir belirsizlik eşiğine denk düşmekte.

 

İstisna hâli temeline “zorunluluk” kavramı yerleştirilerek normalleştirilir. “Zorunluluğun yasası yoktur” (Necessitas legem non habet). Bu deyiş iki sonuç doğurur. “Zorunluluk hiçbir yasa tanımaz” ve “zorunluluk kendi yasasını yaratır”. Böylece “zorunluluk” kuramı, bir istisna hâli olarak ortaya çıkmakta.

 

Hukukun askıya alınmasının “ortak iyilik” için gerekli olabileceği fikri Ortaçağ dünyasına yabancıdır. Nitekim Dante şöyle demiştir: “Her kim hukuk amacına ulaşmayı hedefliyorsa, hukukla yol almak zorundadır.” Zorunluluk hâli modernleşmeyle birlikte hukuk düzenine sokulmuş ve yasanın gerçek bir hâli olarak kabul ettirilmiştir.

 

Agamben’e göre istisna hâli, bir yandan normun yürürlükte olduğu ama uygulanmadığı, öte yandan yasa değeri olmayan kararların yasanın gücünü edindikleri bir yasa hâlini tanımlar. İstisna hâli, yasasız bir yasa gücünün sözkonusu olduğu bir yasasızlık uzamıdır. Yasanın gücü ile edimin radikal olarak ayrıldığı noktada yasanın gücü mistik bir şeydir. Yasanın mistik gücü temsîlî devlet otoritesini gösterirken, edim devrimci bir örgütün isteyebileceği şekilde belirsiz bir öge gibi salınır.

 

Carl Schmitt’in şiddeti her defasında yeniden hukuka bağlamaya çalışmasına karşılık, Walter Benjamin, her defasında şiddete hukukun dışında bir yer vermeye çalışır. Kurmaca istisna hâlinde hukuki bir çehreden yoksun bir şiddetin hüküm sürdüğü bir yasasızlık bölgesi vardır. Benjamin, devlet iktidarının bu maskesini düşürür. Kafka’nın da karakterleri istisna hâlindeki bu hayaletimsi hukuk figürüyle uğraşmak zorunda kalırlar.

 

İktidar gücünün merkezde barındırdığı şey istisna hâlidir. Devletin iktidar gücü, dışarıda uluslararası hukuku gözardı ederek, içeride ise kalıcı bir istisna hâli yaratarak ve yine de hukuku uyguladığını belirterek bir şiddet rejimini uygulayabilir.

 

Siyaset, iktidar gücünü elde ettiğinde kendini kurucu güç yani hukuku kuran şiddet olarak algılamak suretiyle hukukla kirlenmekte ve sürekli gerilemektedir. Aksine siyaset, Agamben’in deyişiyle şiddet ile hukuk arasındaki bağı kesen eylem olmalıdır. Ve ancak hukukun istisna hâlinde onu yaşama bağlayan düzeneğinin devre dışı bırakılmasından sonra saf bir hukuku karşımızda bulmamız mümkün.

 

Dünyanın ve Türkiye’nin durumu bu hâlde iken, hukukçuların, felsefecilerin ve ilgili disiplinlere bağlı bilim insanlarının bu meseleleri tartışmaları gerekmekte.

 

[email protected]

www.umitkardas.com

twitter.com/umit_kardas