• 16.09.2014 00:00

 Norbert Elias’a göre medeniyet “şiddetten arındırılmış toplumsal hayat” ya da diğer bir deyişle “insanlar arası ilişkilerde şiddetin yok edilmesi” anlamına geliyor. Medeniyet, şiddeti toplumsal hayattan tasfiye etmekle belirlenen bir süreç. Modern toplumlar bunu sağlamak için çeşitli araçlar geliştirdiler. Bu araçlardan en önemlileri çoğulcu, katılımcı, özgürlükçü demokrasi ve adil yargılanma hakkını ve milli iradeyi kullananların hukuk denetimini sağlayan hukuk devletiydi.

Devlete şiddet tekeli toplumsal barış ve huzuru sağlama yükümlülüğü karşılığında yetki ve sorumluluk olarak verildi. Bu nedenle etnik kimlik, din, mezhep, inanç, sınıf, cinsiyet, cinsel tercih ayrımı yapmaksızın toplumda yaşayan her kesimi tatmin edecek çözümler üretmeye elverişli organ, usül ve kuralların yaratılması gerekmekte. Hakem devletin göreceği bu işlerde en önemli unsurlar polis ve yargı. Polis ve yargı erki, ancak adil ve tarafsız davranırlarsa toplumsal barışa ve huzura hizmet edebilirler.

Topluma egemen olan siyaset ve iktidar anlayışı bu aygıtların kuruluş ve uygulamalarına doğrudan veya dolaylı etki etmekte. Siyasetin gerilimlere, çatışmalara, bizden- ondan ayrımına dayandığı kültürlerde toplumsal hayatın her alanında keskin bir kutuplaşma kaçınılmaz hâle gelmekte.

Kutuplaşmanın yaşandığı yerde her iktidar, kendisine en büyük çıkarı sağlayacak kale saydığı kurumları fethetmek ve kendisine bağlamak için demokrasi ve hukuku dışlayarak elinden geleni yapmakta. Bu durumda polis ve yargı başta olmak üzere hakemlik mekanizmalarının toplumsal barışı sağlaması mümkün değil.

Yargıdan çıkan her haksız ve adaletsiz karar adalete olan inancın daha da azalmasına neden olduğu gibi, sürüncemede bırakılan, mahkeme koridorlarında kaybolan, zamanaşımına uğrayan birçok soruşturma ve kovuşturma hukuk ve yargıdan ümidin kesilmesine, kişisel öç almalara, gerilimlere ve şiddete yol açmakta.

Roboskikatliamının çift başlı yargı düzeni içinde sonuçsuz kalması, Gezi olaylarında polisin kullandığı şiddetin ağırlığı, ölen gençlerle ilgili umursamazlık ve yargısal süreçlerin tıkanıklığı,Afyon’da ölen askerlerle ilgili kayıtsızlık, Soma’da yaşanan kasıtlı cinayete ilişkin soruşturmanın uzaması ve Meclis Araştırma Komisyonu’nun eksik araştırmayla hakikati aramaktan vazgeçmesi, park hâline getirilmesi gerekirken rant alanı hâline getirilen kentin göbeğindeki inşaat alanında 10 çalışanın bu vahşi iştihaya kurban edilmesi, iş kazalarında ölümlerin sıradan hâle gelmesi ve bu konuda halen AB standartlarının uygulanmayışı, kadın cinayetlerindeki inanılmaz artış.

Şiddet yöntemini uygulayan IŞİD’in ülke içinden desteklenmesi ve şiddet potansiyeliyle tehdit oluşturması, 25 Aralık soruşturmasının kapatılarak soruşturmayı yapanların gözaltına alınması, 17 Aralık soruşturması sonucu görev dışı bırakılan dört bakanla ilgili fezlekelerin sekiz ay geçmesine rağmen komisyonda görüşülememesi, eski Başbakan’ın kadın gazetecilere yönelik aşağılama ve baskıları, hukuk hocasına YÖK düzenlemesi üzerinden disiplin soruşturması açılması. Anayasa’nın eski Başbakan ve yeni Cumhurbaşkanı’nca rutin bir şekilde ihlal edilmesi.

Bir kısmını sayabildiğimiz gerilimi ve şiddeti artırıcı bu durum sürdürülebilir değil. Kürtlerin tarafı olduğu barış sürecinden kalıcı barış böyle mi çıkacak?

Her alandaki farklılıklarımızın yarattığı uyuşmazlıkları kavgaya, çatışmaya, kutuplaşmaya mı taşıyacağız, yoksa artık tartışmasını becerip, kalıcı barışın altyapısını oluşturacak gerçek bir demokrasi ve hukuk devletini inşa etmeye mi çalışacağız. Yani medenileşebilecek miyiz?

[email protected]

www.umitkardas.com

twitter.com/umit_kardas