• 8.11.2014 00:00

Yüz yıldır devam eden antidemokratik, vesayetçi, otoriter eğilimli, hukuku dışlayan, sorun ve gerilim yaratan bir süreç. Bu süreç sürekli olarak kendisini tekrar ederek her defasında yine baş­langıç noktasına dönülmesi, her başlangıcın gelişmeyi engelleyi­ci faktörler nedeniyle dairesel bir yol izleyip (fasit daire) yeniden aynı noktaya gelinmesi sonucunu doğruyor. Türkiye, demokratikleşme serüveninin önünün sürekli tıkandığı bu kısırdöngünün şaheser bir örneği.

 

Türkiye’de bir kesim insan her defasında bin bir bedeli göze alarak, düşe kalka tamam bu sefer barış, demokrasi, hukuk geliyor, bu sefer yaklaşıldı umuduyla seviniyor. Ancak dik ve engebeli yolun daha bir bölümünü aşmışken, tekrar başlangıç noktasına hatta bazen gerilerine düşülmesi yılgınlığı artırıyor.

 

Albert Camus’ye göre; yaşamın anlamı ancak, dünyanın saçmalığını ve yenilginin daima tekrarlanacağını bile bile kötülüğe direnmek olabilir, insanlığa gerçek boyutlarını ancak bu başkaldırı kazandırabilir.Tanrıların, hep yeniden aşağıya yuvarlanacak olan kayayı tepeye çıkarmakla cezalandırdıkları Sisifos, cezasını bilinçli olarak kabullenmiştir. Tekrar yuvarlanacağını bildiği hâlde kayayı bütün gücüyle yukarı taşır. Camus, saçma kavramını işte bu noktada tanımlar; boşuna olduğunu bildiği hâlde direnen insan.

 

Şu gelinen noktaya bakın. MGK’yı ve iç tehdit kavramını antidemokratik olarak niteleyen, sözkonusu yapının ve kavramın kaldırılmasını savunan AKP iktidarı, şimdi partisiyle bağını koparmadığı görülen Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın başkanlığında toplanan MGK’da iç tehdit unsurlarını belirlemekte, legal görünümlü illegal kurumlar tespiti yaparak darbe dönemi zihniyetine rahmet okutmakta. Buna söylenecek kelime bulamıyorum.

 

Demokratik hukuk devletinde ne MGK gibi bir vesayet kurumu ne de iç tehdit diye bir kavram olur. İç tehdit olarak nitelendirdiğiniz insanlar bu rejimin yurttaşları. Eğer Başbakan ve ilgili bakanlar askerlerle birlikte birtakım cemaatleri, grupları, partileri ve bunlarla ilgili insanları, din ve mezhep sahiplerini tehlike algısı içinde değerlendirip, bunların fişlenmesini, izlenmesini ve hatta bunlara psikolojik harekât yapılmasını öngören kararları tavsiye şeklinde alıyorlarsa, bu hak ve özgürlükleri ve kişinin hukuk güvenliğini, tüm anayasal teminatları ve hukuk devleti olma iddiasını yok etmeye yönelik bir irade beyanıdır. Oysa iç güvenlikte yetkili ve sorumlu olan İçişleri bakanı ve başbakandır. Kişi hak ve özgürlüklerini ve hukuk güvenliğini ilgilendiren bu alan demokratik ve hukuki denetime açık, şeffaf bir alandır. Bu konular yarı askerî antidemokratik zeminlerde gizli görüşülemez, kapalı tutulamaz, sır hâline getirilemez. Böyle bir anlayışın ve uygulamanın demokrasi iddiası taşıyan bir rejimde yeri olamaz.

 

Bir defa daha anlaşıldı ki; derin devlet diye bir şey yokDevletin kendisi derin kurulmuş ve bu yapı bütün ideolojisiyle, kurumlarıyla, zihniyetiyle ayakta. İktidara gelen bir süre sonra derin hâle geliyor. Öyle olmasaydı bu yapıyı besleyen 1982 Anayasa’sı başlangıç metni, felsefesi ve kurumlarıyla halen yaşıyor olabilir miydi.

 

Bu çeşit kararların alınabilmesi, hak ve özgürlüklerin ve hukukun çiğnenebilmesi imkân ve ihtimalini doğuran, buna zemin hazırlayan MGK gibi bir kurum 53 yıldır niçin Anayasa’da durmakta. MGK gibi kapalı, gizli antidemokratik bir zemin üzerinden hak ve özgürlük alanlarına müdahale etmek üzere var olan bir vesayet kurumunu korumak ve kullanmak halkın egemenliği ve millet iradesiyle nasıl bağdaşır?

 

AKP iktidarı, yolsuzluk ve rüşvet batağı ve dış politikada girdiği çıkmaz nedeniyle eski rejim tarafından rehin alınmış durumda. Türkiye, fırtınada rotasını kaybetmiş bir gemi gibi kayalıklara doğru gidiyor. AKP’lilerin derhal, yıpranmış, şaibeli ve yük hâline gelmiş kadroları bir yana koyarak, Türkiye’ye demokratikleşme yolunda sıçrama yaptıracak yeni bir oluşuma gitmeleri gerekmekte.

 

[email protected]

www.umitkardas.com

twitter.com/umit_kardas