• 29.11.2014 00:00

 “Değişerek devam etmek, devam ederek değişmek.” A.H. Tanpınar

Besim F. Dellaloğlubüyük bir zevkle okuduğum “Bir Tanpınar Fetişizmi” isimli kitabında Ahmet Hamdi Tanpınar ve modernleşme kavramı üzerinden bizdeki zihniyet dünyasını çok net anlatır.

Dellaloğlu, zihniyet kavramını şöyle açıklıyor. “Zihniyet tıpkı praxis gibi teorik olanla pratik olan arasındaki bağlantıyı kuran kavram. Düşüncenin, fikrin hayatla ilişkisini kuruyor sanki.”Ve devam ediyor. “Zihniyet aynı zamanda toplumla birey arasındaki ilişkiyi de kurabiliyor. Çünkü zihniyetler hep bir mekânda ve zamanda oluşuyorlar. Zihniyet tam bir mücadele alanı. Toplumun bireyi ele geçirdiği, bireyin topluma isyan ettiği bir zemin. Zihniyet bu anlamlarıyla tam da sosyolojinin asıl nesnesi.”Weber’in, sosyolojinin nesnesi olarak bilinçli insan eylemini göstermesi bunu desteklemiyor mu? Bu nedenle toplumun özne gibi davrandığını düşünmek sonu faşizme varan totaliter bir zihniyet.

Dellaloğlu, birçok sosyolojiden ve Claude Levi-Strauss’a atıfla kültürlerin karşılaştırılmazlığından söz ediyor. Pilavı avuçlayarak yiyenin de bir kültürü var, çatal ya da kaşıkla yiyenin de. Bu nedenle pilavı eliyle yiyenlerin kültürsüzlüğünden değil ancak farklı bir kültüre sahip olduğundan söz edilebilir.

Ahmet Hamdi Tanpınarda Allah ile ilişki kurmanın kültürel boyutuna değinirken, zihniyet dünyamızda yer tutan “kültürel Müslümanlık” boyutuna vurgu yapar. Gündelik hayatta “Allaha emanet ol” veya “Allah korusun” demek için Allah’a inanmak gerekmez. Yaşama biçimleri, gündelik hayatlar, kültürler ve zihniyetler birbiriyle bağlantılı. Tanpınar,bütün modernleşmelerin trajik oluşundan hareketle, kendisi olmakla başkası olmak arasındaki radikal tercihi, kendimiz olmaktan utanmaya dair duygularımızı bize edebiyatla anlatır. Kitaptaki tespite göre, insanlar güçlü değerler sistemi üretemedikçe bayağılaşırlar, görgüsüzleşirler. Oysa Batılı birey tarihsel sosyolojik süreç içinde değerlerini üretmiş, tercihlerini oturtmuş ve bu tercihleri kurumsallaştırmıştır. Modernleşmenin gelenekle arasına çok katı duvarlar koyması Türkiye’deki kültürel devrimin başarısız olmasına neden olmuştur.

DellaloğluTanpınar’ın “Mahur Beste” isimli romanından şu alıntıyı yapıyor. “İki yüzyıl bu memleketin hayatına karışmış, yaşayan dedelerimizden bana miras kalmış bir Müslümanlık. Bu Müslümanlıkta Tekirdağ karpuzunun, Manisa kavununun, Amasya kaysısının, Hacıbekir lokumunun, Itri bestesinin, Kandili yazmasının, Bursa dokumasının hisseleri vardır.” Analitik psikolojinin kurucusu Carl Gustav Jung, kendisinden 26 yıl sonra doğmuş ama çağdaşı olan Tanpınar’a destek vermektedir.“Geçmişi inkâr etmek ve şimdiki zamandan başka bir zamanın şuuruna sahip olmamak hâlis yalandır. Bugün, ancak dün ve yarın arasında anlam kazanır; dünden uzaklaşan ve yarına yaklaşan bir geçiştir.”

Dellaloğlu,geleneği modern olanın karşısına koyan zihniyeti üreten ve bu refleksle gelenekle kişisel bağ kuran herkesi gerici ya da muhafazakâr olarak niteleyen modernleşmecileri eleştirir.Tanpınar’ı bu konuda kompleksleri olmayan, Mevlana okurken, Baudelaire ve Proust okuyabilen, Dede Efendi’den zevk alırken Mozart da dinleyebilen bir düşünür olarak örnek verir. Ve Tanpınar’la ilgili şu önemli tespiti yapar. “Gerektiğinde en Batılıdan daha Batılı, en Doğuludan daha Doğuludur. Ama her zaman kendisidir. Sahicidir. Bunun peşindedir en azından. Bir şey olmak peşinde değildir, kendisi olmak ister sadece. Benjamin’in dediği gibi ‘yaşamak iz bırakmaktır’. Geçmiş zamanın peşinde değildir. Sürenin, müddetin peşindedir. Her hakiki müddet, yaşanmış zaman olarak iz bırakır. En azından bir müddet. Tanpınar için en değerli olan da budur.”

Dellaloğlu, modernleşmenin zihniyet dünyasını Tanpınar üzerinden mükemmel bir şekilde deşifre ediyor. Aktarmaya devam edeceğim.

[email protected]

www.umitkardas.com

twitter.com/umit_kardas