• 7.02.2015 00:00

 Başkanlık sisteminin ayırt edici özelliği devlet başkanının doğrudan halk tarafından seçilmesi, yürütme organının tek kişiden ve danışmanlarından müteşekkil olması, yürütmenin yasamanın güvenoyuna dayanmamasıdır. Bu asli özelliklerin dışında bu sistemle yönetilen ülkelerin bir çoğunda tali olarak, yürütmenin yasamayı feshedememesi, yürütme organında görev alan bir kişinin aynı anda yasamada da görev alamaması, başkanın yasama organının çalışmasına katılamaması gibi özellikler de bulunabilir.

Başkanlık sistemine getirilen en önemli eleştiri, sistemin anayasal olarak stabil olmadığı ,başkanlık sistemine geçmeye çalışan hemen hemen her ülkede bu sistemin otoriter rejime dönüştüğüdür. Kuvvetler ayrılığı açısından yapılan eleştiri ise, başkan ve yasama meclisinin iki paralel yapı şeklinde çalıştığı, bu durumun istenmeyen siyasi çıkmazlara ve başkan ve yasama meclisinin birbirlerini suçlamalarına sebep olacağıdır. Yine bazı siyaset bilimcilere göre başkanlık sistemi, kendisine özgü şartları olan ABD dışında, istikrarlı bir demokrasi yaratmamıştır.

Amerika’da uygulanan başkanlık sistemi, bu ülkenin federal yapısının bir gereği olarak ortaya çıkmıştır.ArjantinMeksika ve Brezilya başta olmak üzere Güney Amerika’da, Fas ve Etiyopya hariç Afrika ülkelerinde ve İran’da başkanlık sistemi uygulanmakta. Arjantin, Meksika ve Brezilya federal sistemlerdir. Meksika, 31 eyalet ve Mexico City Federal Bölgesi’nden (Distrito Federal) oluşmakta.

Türkiye’de 1924 Anayasası ile getirilen modelle meclis hükümeti sistemi ile parlamenter sistem arasında karma bir sisteme gidilmişti.

1961 Anayasası ile getirilen sistemde ise artık güçler ayrılığı belirgin bir biçimde ortaya çıktı. Yasama yetkisi meclis ve senatodan oluşan TBMM’ye verilmiş, yürütmeden “görev” olarak söz edilmiştir. Bu sınırlamada meclis hükümeti sistemi ile oluşan geleneğin etkisi olduğunu söylemek gerekir. Yürütmenin görevini “kanunlar çerçevesinde yapmasının” öngörülmesi, yürütmeye duyulan bir güvensizliğin sonucuydu. 1961 Anayasası’nın getirdiği sistem, yasamaya belli bir üstünlük tanıyan parlamenter sistemdi.

1982 Anayasası da 1961 Anayasası’nın çizgisini sürdürerek parlamentonun üstünlüğü ilkesini korumuş; ancak farklı olarak yürütmeyi biraz daha güçlendirmiştir. 1961 Anayasası’nda yürütme salt bir “görev” iken, 1982 Anayasası ile salt bir “görev” değil aynı zamanda bir “yetki” olmuştur. 1961 Anayasası cumhurbaşkanının tarafsızlığına ve siyasi ilişkilerinde bir denge ögesi olmasına büyük önem vermiştir. 1982 Anayasası da cumhurbaşkanının bu özelliğini korumakla birlikte, cumhurbaşkanını güçlendiren ve tek başına kullanacağı yetkileri artıran bir anayasa olmuştur. Yürütmenin başı olarak cumhurbaşkanının meclisle ilgili iki önemli yetkisi bulunmakta. Bunlardan biri, meclisçe kabul edilen yasaları yeniden görüşülmek üzere meclise geri göndermek, diğeri ise parlamenter sistemde yasama ile yürütme arasında bir denge öğesi olarak seçimleri yenileme yetkisidir.

Türkiye’de demokrasi ve hukuk eksikliğinin nedeni sistemin parlamenter sistem olması olmayıp, başkanlık ya da yarı başkanlık sistemi de bunun çaresi olamaz. Dünyadaki örnekleri itibariyle istikrarlı bir demokrasiden çok otoriterleşmeyi kolaylaştıran başkanlık sistemi çoklu, çoğulcu, katılımcı, meşru hukuka bağlı bir demokrasi hedefinden uzaklaşmaya neden olacak.

Sistemde yapılması gereken değişiklik, cumhurbaşkanının yetkilerinin kısıtlanarak tarafsız, uzlaştırıcı ve uyarıcı konuma getirilmesi; yürütmenin başı olarak başbakanın güçlü kılınması olmalı.

Türkiye’de tüm yetkiler merkezde toplandığından ve siyaset merkezden rant yaratıp, dağıtma işlevi gördüğünden rejim otoriter niteliğinden çıkıp demokrasiye evrilememekte. Bölgelere yetki dağıtımı yapmadan, kuvvetler ayrılığını gerçekleştirmeden, hukuksal denetimi sağlamadan başkanlık sistemine geçmek büyük bir risk barındırmakta. Hele mevcut cumhurbaşkanının anayasa ve hukuk tanımayan ihlalleri ortada iken başkanlık sistemine yakın durmak mümkün değil.

[email protected]

www.umitkardas.com

twitter.com/umit_kardas