• 24.03.2015 00:00

 Ağrı Ayaklanması, savaş uçaklarının da yardımıyla bastırıldıktan sonra Ankara’nın gözü Dersim’e çevrilir. 1. Umumi Müfettiş İbrahim Tali Bey 1931 yılında hazırladığı Dersim raporunda aşiretlerin cezalandırılmasının yetersizliğinden yakınmaktadır. Dersim meselesine Genelkurmay Başkanı Fevzi Çakmak’ın yaklaşımı ve çözüm önerisi ise şöyledir: “Ana yolların inşası, silahların toplanması, reislerin, bey ve ağaların, seyyidlerin bir daha gelmemek üzere Batı Anadolu’ya gönderilmeleri, reisler alındıktan sonra da en şerir olanlarının Dersim’den uzak ovalara sevki ve öz Türk köyleri içine dağıtılmaları, Dersim’de kalacak olanları da reislerden alınacak olan araziye bağlamak teşkil eder. Dersim evvela koloni gibi nazarı itibara alınmalı, Türk camiası içinde Kürtlük eritilmeli, ondan sonra da tedricen öz Türk hukukuna mahzar kılınmalıdır.

Dersim için düşünülen ıslahat ve yerleştirme planlarının ilk ürünü 1934 tarihli İskân Kanunu olur. Kanunun gerekçesinde Osmanlı’nın tek bir Türk kimliği yaratmama politikası eleştirilmektedir. Bu kanunla ilgili en çarpıcı ve cari zihniyeti gösterir açıklamalar kanunun rapor bölümünde mevcuttur: “Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nde Türk’üm diyen herkesin bu Türklüğü devlet için belli ve açık olmalıdır. Burada devlet hiçbir Türk’ün Türklüğünden bir soluk işkillenmek istemez.” Bu son cümle adeta bugüne kadar süren zihniyetin ve bu zihniyetin yaşattıklarının temel paradigmasıdır. Buna göre, Türkiye Cumhuriyeti kanunlarından yararlanarak merkezde ve yerelde iktidara gelenler ve bürokraside yer edinenler, yurdun bütün iyilik ve kazançlarından yararlananlar ya Türk kimliği ve kültürü içinde erimeyi kabul edecekler ya da sonuçlarına katlanacaklardır.

Müzakereler sırasında Samsun vekili Ruşeni Bey’in Türkleştirme siyasetinin doğruluğunu ifade ederken verdiği misal kan dondurucudur: “Tabiatta her canlının bir midesi vardır. Mide mutlaka canlı şeyler yemekle yaşar, yani yaşayan yaşayanı yiyerek yaşar. Ferdin midesi olduğu gibi milletlerin de midesi vardır. O da kümeleri ve insanları yiyerek yaşar.” Kanun bir asimilasyon kanunudur. Kanunun 2. maddesi mıntıkaları tanımlarken 2 numaralı mıntıkayı “Türk kültürüne temsili istenilen nüfusun nakil ve iskânına ayrılan yerler” olarak belirler. “Türk kültürüne temsili istenilen nüfus” ibaresi açıkça asimilasyonu öngörmektedir. Arapça bir kelime olan “temsil” benzetme, bir şeyin aynısını yapma, özümleme yani asimilasyon demektir. Kanun Meclis’te görüşülürken muhalefet eden kimse çıkmaz, çünkü artık muhalif ses kalmamıştır.

Bu döneme damgasını vuran yer Dersim’dir. Cumhuriyet döneminde ilk Dersim harekâtı 1926 yılındaKoçuşağı aşiretinin çevrede talan yaptığı iddiaları üzerine gerçekleştirilmiş ve Dersim’in tedibine AlbayMustafa Muğlalı memur edilmiştir. Harekât esnasında Kılabuz deresi cesetlerle dolar. Harekât sonunda yapılan resmî yazılı açıklamada ise ordunun kaybı asker sayısı olarak belirtilirken, Koçuşağı aşiretinin kayıpları ise hayvan olarak verilir, insan olarak değil. Açıklamada, “Asilere bir hayli kayıp verdirilmiş ve 1084 küçükbaş, 342 büyükbaş hayvan ganimet alınmıştır” denilerek bölge insanını düşman gören bir zihniyet açık edilmiştir.

1935 yılına gelindiğinde bölgede ama özellikle Dersim’de huzursuzluk devam etmektedir ve Kürtlerin devlete olan güveni yok olmaya yüz tutmuştur. Dersim’deki Kürtlerin tedibi, tenkili ve tehciri (Kürt tarihinde önemli üç T ) için öngörülen özel plan gereğince ilk adım olarak 25.12.1935 tarihli “Tunçeli Vilayetinin İdaresi Hakkında Kanun” çıkarılır. Hukuk dışı, keyfî uygulamalara imkân sağlayan bu kanun, Umumi Müfettiş de olan vali ve komutana, kişileri yakalamak, itham etmek, yargılamak, idam kararı vermek, idamları infaz etmek yetkilerini vermektedir. Böylece sanıklara iddianamenin verilmediği, savunma hakkının tanınmadığı, mahkeme kararlarının kesin olup temyizinin mümkün olmadığı bir adalet (!) sistemine geçilmiştir. Kanunun 1. maddesi uyarınca Dersim’e vali, komutan ve 4. Umumi Müfettiş olarak Korgeneral Abdullah Alpdoğan atanır. Bu komutan Kürtlerin tanıdığı bir ismi çağrıştırır..Alpdoğan, Koçgiri Ayaklanması’nı bastıran Merkez Ordu Komutanı Nurettin Paşa’nın damadıdır.

[email protected]

www.umitkardas.com

twitter.com/umit_kardas