• 19.04.2017 00:00

 Koloni öncesi Afrika’nın hatırlanabilecek imgelerinden birisi Ubuntu. Bu kelimenin ne doğrudan bir çevirisi var ne de kolaylıkla tanımlanabiliyor. Belki insaniyet kavramı bir ölçüde karşılayabilir. Kökeni insaniyete yüksek bir değer atfeden geleneksel Afrika toplumlarına dayanmakta. Toplumsal bir bağlamda ifadesini, kişilerin birbirleriyle ilişkilerinde kişiliğini ve onurunu hissetmesinde buluyor. Bireyin kimliği, ötekinin ve toplu halde diğerlerinin kimliklerine saygı göstererek şekillenir anlayışı insancıllığı, insanlığı ve birbiriyle bağlılığı da kapsamakta. Toplumun bir üyesi topluma aittir, onun bir parçasıdır ve ona katkıda bulunur.(Biz,biz olduğumuz için benim) Güney Afrika Anayasa Mahkemesi’nde başkanlık yapmış olan Pius Langa’ya göre ; bir başkasının insanlığının incitilmesi,her bireyin toplumun bir parçası olması nedeniyle bireyin ve toplumun insaniyetine zarar verir. Prensip, birbirini gözetmeyi ve her bir bireyin diğeri için sorumlu olmasını önemser. Ubuntu, sadece bir hayat felsefesi değil, aynı zamanda sosyal davranış için bir rehber oluşturmakta. 1993 tarihli Güney Afrika geçici Anayasası’nın son sözünde,Ubuntu’nun, insan haklarının büyük ihlallerini, vahşi çatışmalarda insani prensiplerin ihlalini ve nefret, korku, suç ve intikam mirasını meydana getiren geçmişin çatışmacı bölünmelerini aşmak için Güney Afrika’nın insanları bakımından güvenli bir temel oluşturmakta olduğu belirtilmekte. Bir intikam değil anlayış ihtiyacı, bir misilleme değil ıslah ihtiyacı, zulüm değil ubuntu ihtiyacı.

Ubuntu’nun önemli bir özelliği düzeltici adalete ve uzlaşmaya odaklanmasıdır. Kültürün egemen teması diğer bir kişinin hayatının en azından kişinin kendisininki kadar değerli olduğudur. Her kişinin onuruna saygı bu kavramın ayrılmaz bir parçası. Zalim, merhametsiz ya da onur kırıcı davranışlar ubuntu yoksunluğu sayılıyor.. Hakikat ve Uzlaşma Komisyonu’nun çalışmalarının, adaletin intikamdan ayrılması gerektiği yaklaşımıyla yapıldığını ifade ederken Baş Piskopos Desmond Tutu şöyle demekte: “Ubuntu, sadece sen insan olduğun için benim insan olduğumu söyler. Eğer ben senin insanlığını zayıflatırsam, kendi kendimi insanlıktan çıkartırım.”

Afrika kültürünün ürettiği önemli bir diğer değer olan İndava, belirli bir amaç etrafında tartışmayı ve uzlaşmayı ifade ediyor. Gerilimleri uzlaşma ve işbirliği ekseninde azaltmak, toplum hayatını rahatlatmak. Afrika kabilelerinin koloni öncesi dönemde sözlü geleneğe uyarak diyalog içinde sorunları çözme pratiği. Bunun anlamı hiç kimsenin kimliğinden utanmadan toplumda yer alması, farklılıkların bu farklılıklar korunarak işbirliği ve barış içinde var olması.

Afrika, modernleşmenin getirdiği sistemin ürettiği hırsa, acımasızlığa, adaletsizliğe ve şiddete karşı çare olarak, geçmişinin külleri içinden ortak ve evrensel insani değerler arıyor.İslam’ı referans alan muhafazakarların da sol ideolojiyi insansızlaştıran solcuların da uzlaşmayı,insaniyeti,farklılıklara tahammülü değil saygıyı,barışı,adaleti,hakikati,özgürlüğü, çoğulculuğu,etik ve estetiği ortaya çıkaracak çabalarla kadim ve evrensel insani değerleri ortak değer haline getirme gayretini göstermeleri gerekmekte.

Sistemler bu değerlere dayanmadıkça barış hayaldir. Ölümden beslenenlerin yönettiği bu Dünya belli ki bir cehennem.İnsan fani..Hayatın her anını merakla,doğayı fark ederek,sevgiyle yudumlamak gerek.İnsan yaratılmış bir illüzyon içinde sınandığının farkında mı ? Edgar Allan Poe,bu illüzyonu şöyle anlatmakta “Bütün gördüğümüz ve göründüğümüz
yalnızca bir düş içinde bir düş"

Erich Fromm ölümseverlikle güç arasındaki bağı kurar. "Ölümsever (nekrofil ) için güç, bir insanı cesede dönüştürme kapasitesidir. Her türlü güç, son çözümlemede öldürme gücüne dayanır. Bir insanı öldürmeyebilir ,ama özgürlüğünü elinden alabilirim; sadece onu aşağılamak veya malını elinden almak isteyebilirim; ama ne yaparsam yapayım, bütün eylemlerin arkasında öldürme iradesi vardır. Ölümsever zorunluluk gereği gücü sever. Onun için insanın en büyük başarısı hayat vermek değil, yok etmektir. Ölümsever liderler ,koruyucu ve kurucu oldukları yanılsamasını yutturmayı başaramasaydı, çekimlerine kapılan insanların sayısı,iktidarı ele geçirmelerine yetecek çoğunluğa ulaşamazdı.”

Yıl 1936, İspanya İç Savaşı'nın başlangıcı. Yer Salamanca Üniversitesi. Rektör İspanyol felsefeci Unamuno.General Millan Astray'ın konuşmasından sonra 
Unamuno söz alır ve konuşmaya başlar. Falanjistlerin desteklediği General kendini tutamaz, bağırır. "Kahrolsun entelektüeller" ," Yaşasın Ölüm". Unamuno devam eder" Kazanacaksınız, çünkü fazlasıyla kaba güce sahipsiniz. Ama inandıramayacaksınız. Çünkü inandırmak için ikna etmeniz gerekir. Ve ikna etmek için sizde olmayan bir şeye ihtiyacınız olacak. Mantık ve davada haklılık. Bence sizi İspanya'yı düşünmeye zorlamak boşuna.”

Unamuno gücün karşısında doğrunun yanında yer alır. Ancak doğruyu söyleme cesaretini gösterenler fazla değildir.Alman romancı Hermann Hesse de yükseğe çıkanların eteklerinde yer alan ve Tolstoy’un ahlaki ve entelektüel seviyesi düşük dar çember olarak tanımladığı kişiler için şunları söylüyor. ”Doğru bilincini ve entelektüel dürüstlüğü, aklın yasa ve yöntemlerine sadakati bir çıkar uğruna feda etmek, vatanın çıkarı da olsa bu, ihanet sayılır. Çıkarlar ve sloganlar savaşında Doğru tehlikeye girdi mi, bireyler gibi değerden düşürülüp çarpıtıldı ve ayaklar altına alındımı, yapmamız gereken tek şey direnmek ve doğruyu, yani doğruya ulaşma çabasını inandığımız en yüce değer olarak kurtarmaya bakmaktır.”  Gerçeği ,doğruyu otorite kabul etmek yerine, doğruyu otoritenin emrine vermek insanı ve toplumu çürütür.

Gerçek olan şu ki; silah üretip satarak ve silahlanarak savaşı önlemenin, insana güvenlik,huzur ve yaşanılabilir bir hayat sağlamanın imkanı yok. Silahlanma yarışı kaçınılmaz olarak şiddete ve savaşa yol açıyor. Sadece teknolojik ilerleme ve para mitine dayanan ancak yüksek insani değerlerden uzaklaşan insanlık sadece cehennemi yaşayabilir... Türkiye de bu sistemin bir parçası ve uygulayıcısı. Barıştan, adaletten, insaniyetten, uzlaşmadan ve sevgiden uzak.

Oysa sevgi insanlığın yaşam bilgeliğinin basit bir sırrı.Küçük bir paylaşım, basit bir özveri, bir sevgi yaklaşımı bizi zenginleştirirken, para, servet, iktidar ve güç edinmeye yönelik her türlü çaba bizi yoksullaştırıyor. Hintli şair Sri Chinmoy Ghose’un şu sözü ne kadar anlamlı. ”Sevginin gücü, güce olan sevgiyi yendiğinde, dünya barışı tanıyacak”