• 2.02.2017 00:00

 Ölüm cezasının çağdaş ceza hukuku açısından uygun bir ceza olmadığı açık.Ölüm cezasının var olduğu ülkelerde de cinayetler devam etmekte olduğundan bu cezanın caydırıcılığı ve önleme tesiri bulunmamakta... Büyük suç faillerinin suçu işlerken sonunu düşünmedikleri kendi anlatımlarından anlaşılmakta. Zaten suçu işlerken her suçlunun içinde cezadan kurtulacağı ümidi vardır. Bu ümit cezanın her türlü önleyici etkisine engel olur.

Özgürlükçü-insancıl bir ceza hukuku, toplumun korunmasının gereklerini ikinci plana atmaksızın, her türlü terörcü,kamusal öç alıcı ve sert cezalardan ve insanlık dışı infaz yöntemlerinden kaçınmalıdır.Ancak bu durumda kişi özgürlüğü ve kişinin hukuk güvenliğinin korunmasıyla toplumun savunması arasında denge kurulabilir...

Ceza yargılamasında yapılan hatanın cezanın sonuçları bakımından düzeltilmesi imkanının bulunması önemlidir. Verilen cezanın sonuçları bakımından düzeltilme veya giderilme imkanının yitirilmesine neden olmaması gerekir. Sonucunda özgürlüğü bağlayıcı bir cezanın uygulandığı bir davada adli hata yapıldığı sonradan anlaşılırsa haksız yere ceza evinde tutulan bireyin cezaevinde geçirdiği süreyi kendisine iade etme imkanı yoktur. Bu bireyin mağduriyetini tazminat yolu ile çok hafif kalsa da belli bir ölçüde giderme imkan olabilir.Ancak bir insanı adli hata sonucunda ölüme göndermenin telafisi yoktur.Bu nedenlerle ölüm cezasının kaldırılması yerinde olmuştur.İnsan olan hakim yanıltılabilir,yanılabilir.Faruk Erem, verilen cezanın adil olup olmadığını faydalı olup olmadığında değil,hukuki olup olmadığında aramak gerektiğini belirterek şu değerlendirmeyi yapar : “İyi bir ceza,hata halinde geri alınabilir olmalıdır…Beşeri adaletin isabetinde şüphe daima mevcut olacaktır.Tamir edilemez oluşu ölüm cezasın karşı ciddi bir itirazdır.”

İdam cezasının çeşitli nedenlerle masum bir kişiye verilmesi trajik sonuçlara ve en büyük haksızlığın gerçekleşmesine davet çıkarmaya yol açar. Çünkü tüm gelişmiş imkanlara rağmen hukuk sistemlerinde suçluluk hakim, jüri ve avukatların niteliklerine ve kapasitelerine göre belirlenmekte. Ayrıca yargı sisteminde yer alanlardan her zaman mutlak bir dürüstlük göstermeleri ve daima doğru kararlar almaları beklenemez. Cezası infaz edilen bir hükümlünün hata durumunda yaşam hakkını geri verme imkanı bulunmamaktadır. Böyle bir durum toplumda ve bireylerde suçluluk duygusu yaratır.

Beccaria “…ölüm cezası, hata halinde düzeltilmesine imkan vermeyen bir ceza olup; insan oğlunun mükemmel olmayışıyla uyumluluk gösteremez.” derken, Gilber du Motier de La Fayette de bunu destekler : “İnsanın yanılmazlığını görebildiğim güne kadar ölüm cezasının kaldırılmasını isteyeceğim.”( Ateşoğulları-a.g.e )

Cinayetlere karşı toplumun ancak ölüm cezasıyla korunabileceği iddiası dayanaksız olup bu ceza genellikle sorunlara çözüm bulamayanların sığındıkları bir yöntemdir. Ölüm cezası kamuoyunu olumsuz etkiler bu nedenle de toplum adına infaz yapan cellat sevilmez.

Ölüm cezası devlet yönetimini elinde bulunduran gruplar tarafından kimi zaman siyasi rakiplerini yok etme veya sindirme aracı olarak kullanılmıştır. Bu ceza yönetme gücünü eline geçiren gücün, muhalif olanları imha etmek veya daha önce kendisine karşı haksızlık yaptığını düşündüğü grup ve bireylerden intikam almak amacıyla kullanabileceği çok tehlikeli bir silah haline gelebilir. İktidar gücüne bu silahın eline verilmesi hukuk güvenliğini yok eder.

Bu nedenle siyasal suçla ölüm cezası arasına sıkı bir ilişki vardır. Doktrindeki tanımlamaya göre siyasi iktidarın seçim dışında elde edilmesine, iktidarın kullanılmasına, devletin varlığına, askeri ve siyasal çıkarlarına ilişkin hukuka aykırı fiiller siyasal suç kategorisine girer. Siyasal suçlu, siyasi bir çatışmanın kaybeden tarafıdır. Faruk Erem’e göre tarihte siyaset, mücadele sonucu kaybeden tarafın öldürülmesi şeklinde yapılırdı. Ancak zamanla despotik bir yönetimi devirenlerin de devrilmemek için şiddete ve ölüm cezasına başvurduğu görüldü.

Osmanlı’da da “siyaseten katl” önemli bir kültürdü. Nitekim 1. yazımızda belirttiğimiz gibi birçok hanedan mensubu siyasi iktidara ortak olmaması için öldürülmüş,44 sadrazam siyasi nedenlerle boğdurulmuştur. İstiklal Mahkemeleri döneminde de askeri darbe dönemlerinde de siyasal suçlardan dolayı çok sayıda idam cezası verilmiştir.

Açıklık ve netlik taşımayan, muğlak kavramlarla ifade edilen siyasal suçlardan dolayı verilen ölüm cezalarının infazının kamuoyundaki etkisi dönemsel olarak değişmekte hain olarak görülen kişilere bir süre sonra haksızlık yapıldığı duygusu ortaya çıkmakta hatta o kişi kahramanlaştırılmaktadır.

Tarihçi-siyasetçi François Guizot, 1822’de siyasi suçlarda ölüm cezası ihtiyacının iktidarın kendi devamlılığını ve güvenliğini sağlamak konusundaki korkusundan doğduğunu belirtmiştir.

Türkiye’de tarihsel çizgi ve siyasi kültür ölüm cezasının çoğunlukla siyasal suçlulara uygulandığını göstermekte. TCK’da idam cezasının kaldırılması nedeniyle ağırlaştırılmış müebbet hapis cezaları öngörülen suçların nitelikli adam öldürme suçu dışında kalanlarının tamamı siyasal suçlardır. TMK’daki siyasal suçları kapsayan muğlak terör tanımı da göz önüne alındığında getirilecek ölüm cezasından en çok etkilenecek suçlular siyasi suç işleyenler olacaktır. Ölüm cezasını getirmedeki istek bu cezayı muhalif olan siyasi suçlulara uygulayarak korku ve baskı ortamı yaratmaktır. Bugünün dünyasında ölüm cezası ancak despotizmin vahşi bir aracı olabilir. Gelinen noktada siyasal suçlarda ölüm cezasının bulunması devletler arası suçlu iadesinde bir engel oluşturmaktadır.

Belirttiğimiz gerekçeler karşısında siyasi iktidarın bu hevesinden bir an önce vazgeçmesi zorunludur. Bu cezayı isteyenler güç değişimlerinde bu silahın kendilerini de vurabileceğini düşünmelidirler.

Sonuç olarak idam cezası, devletin önceden soğukkanlı bir şekilde tasarlayarak belli bir ritüelle işlediği cinayettir.

Yazı dizisini Beccaria’nın cümleleriyle bitirmenin uygun düşeceğini sanıyorum.”Gürültü ve patırtıların, kör örf ve adetlerin, batıl itikatların hükümranlığı yanında bir filozofun sesi pek zayıftır, bunu biliyorum. Lakin şu dünya yüzüne pek seyrekçe serpiştirilmiş çok sınırlı orandaki akil insanların bu sesi duyacaklarına,beni anlayacaklarına ve kalplerinin derinliklerinde bana hak vereceklerine inanıyorum.”( Beccaria-a.g.e ))