• 13.06.2017 00:00

 Her bireyin,grubun ve topluluğun anadille yaşamak hakkı bulunmakta..Anadille yaşamak, sadece eğitim hakkı ve yargıda savunma hakkı ile sınırlı olabilir mi ? Siyasetçiler, akademisyenler, entelektüeller, gazeteciler anadille yaşamak hakkının neleri kapsadığından ya haberdar değiller ya da hakkın tamamının tanınması yönündeki öneriyi maksimalist bir talep olarak gündemlerine almamaktalar. Ortada tanınması gereken bir hak varsa, bunun bir pazarlık konusu olarak tartışılması ya da bu hakkın unsurlarından bir veya ikisinin tanınması ile yetinilmesi, taleplerin ve ihtiyaçların görmezden gelinmesi düşünülemez.

 Peki anadille yaşamak deyince ne anlamalıyız?  Bunun için,  Avrupa Bölgesel ve Azınlık Dilleri Şartı’na bakmamız gerekir. Avrupa Konseyi’nin temel amaçları arasında Avrupa kültürel mirasının çeşitliliğinin ve zenginliğinin geliştirilmesi ve korunması yer almakta. Şart, 25 Haziran 1992 tarihinde Bakanlar Komitesi tarafından bir sözleşme olarak kabul edildi ve 1 Mart 1998 tarihinde de yürürlüğe girdi. Bu şartı aralarında Kıbrıs, Ermenistan, Sırbistan, Karadağ, İtalya gibi ülkelerin bulunduğu 24 ülke imzaladı, Danimarka, Finlandiya, Almanya, Hollanda, İsveç, Avusturya ve İngiltere imzalayıp yürürlüğe soktu, Fransa deklare etti Türkiye ise imzalamadı.

Bu şart, bir yandan Avrupa kültürel mirasını ve geleneklerini geliştirmek ve sürdürmek, öte yandan özel ve kamusal yaşamda bölgesel ya da azınlık dillerini kullanma hakkının yaygın ve devredilmez biçimde tanınmasına saygı göstermek için kabul edildi Şart, kamusal yaşamda bölgesel ve azınlık dillerinin kullanımını cesaretlendirmeyi ve kolaylaştırmayı düzenleyici bir dizi önlem içermekte. Diller Şartı, ulusal egemenlik ve toprak bütünlüğü ilkelerine sadık kalan bir yaklaşımı da esas almakta, resmi dillerle bölgesel ve azınlık dilleri arasındaki ilişkilerin rekabet ya da düşmanlık açısından değerlendirilmeyeceğini ifade etmekte.

Şart’ın 8. maddesiyle taraf ülkelere, okul öncesi, ilkokul öğretimi, ortaöğrenim, mesleki ve teknik eğitim, üniversite öğrenimi ve yetişkin eğitimi gibi eğitimin tüm basamaklarında bölgesel ve azınlık dillerinde eğitim yapılmasını sağlamak, teşvik etmek  ve izin vermek sorumluluğu yüklenmiş durumda.

9. maddeyle yargı alanında, mahkemelerin taraflardan birinin isteği üzerine davanın bölgesel ve azınlık dillerinde yürütülmesini sağlamak, tanıkların bu dilleri kullanmasına izin vermek, yasal işlemlerle ilgili belgeleri bu dillere çevirmek ve ek ödeme istememek gibi imkanlar getirildiği görülmekte… Bizim bu konuyu sadece ceza hukuku alanında savunma kapsamında değerlendirmemiz,  ne kadar sınırlı düşündüğümüzü göstermekte.

 10. maddeyle kamu hizmetlerinde, idari makamların bu dilleri kullanmaları, bu dillerde başvuru yapılması, cevap alınması, bölgesel meclis görüşmelerinde bu dillerin kullanılmalarının sağlanması, resmi belgelerin bu dillerde yayınlanması, bölgeye atanacak memurlarda bu dilleri bilmeleri şartının aranması öngörülüyor.

11. maddeyle medyanın her alanında,12. maddeyle kültürel etkinlikler ve hizmetler alanında ayrıntılı haklar getirilmiş durumda.13. maddeyle taraf ülkelere, ekonomik ve sosyal yaşam alanında, iş sözleşmelerinin, teknik belgelerin, mali mevzuat ve bankacılık alanındaki çek, poliçe ve diğer mali belgelerin bu dillerde hazırlanmasına izin vermek sorumluluğunun yüklendiği görülmekte.  

Avrupa dışında da Dünyada birçok ülkede, anayasalarda yer almış birden çok resmi dil ya da bir veya birden çok resmi dil ile birlikte birçok bölgesel dil uygulaması bulunmakta. Meksika’da İspanyolca dışında 67 ulusal dil, Bolivya’da 37 resmi dil ve bölgelerde başta İspanyolca olmak üzere 2. resmi dil kullanma zorunluluğu, Arjantin’de İspanyolca ile birlikte Guarani dili 2.resmi dil ve Güney Afrika’da 11 resmi dil ve bölgelerde 2 dil kullanma zorunluluğu söz konusu.

Bölgesel ve azınlık dillerinin korunup, anadil bağlamında yaşanır kılınması insani ve  demokratik bir değerdir ve bunun sıkıntısını en çok Kürtler çekmiştir... Ancak başta belirttiğimiz gibi” anadille yaşamak” hakkı ve bunun dünya uygulamaları tam bir karartma altında tutulmakta, bu önemli demokratik değer anadilde eğitim ve savunma hakkıyla sınırlanıp, hakkın kendisi marjinalleştirilerek barış sürecinin dışına çıkarılmakta.

Bu şart anadille yaşamanın tüm boyutlarını ortaya koymakta. Anadille eğitim, anadille mahkemede savunma, ana dille idareye başvuru yapma, anadille kültür ve sanat üretme, anadille ekonomik faaliyette bulunma. Bunun anlamı ikinci bir resmi dilin bölgesel olarak tanınması. Bölgesel özerklik ve bölgede anadille yaşamak iç içe geçmiş ve birbirinden ayrılmaz iki kavrama işaret etmekte.