• 10.12.2020 00:00

 Devletin görünmez iktidarının siyasi iktidar üzerinden yasama ve yargıyı araçsallaştırması geleneksel bir durum. Siyasi partiler devlet iktidarının kırmızı çizgileri içinde hareket etmeyi ve onunla uzlaşmayı öğrendiler.

Türkiye Cumhuriyeti, modernleştirme projesiyle Jön Türk-İttihat  ve Terakki kurgulamasının ürettiği zihniyet üzerinden şekillendi. Türkiye bugüne kadar sıkıyönetim, askeri darbeler, OHAL ve fiili OHAL uygulamalarıyla sürekli bir istisna halinde kurmaca bir hukuk ve yargıyla siyasi ve toplumsal muhalefeti bastırdı.

Osmanlı’da toplumsal ve siyasi sorunlar uzlaşma-işbirliği ekseninde çözülemedi, hak taleplerinin ifade edilmesi  şiddetle bastırılıp  illegal alana itildi. Cumhuriyet bunu aynen tevarüs ederek mağduriyetler üzerinden kendini var eden AKP iktidarını da aynı çizgiye soktu.

Türkiye, bugün gelinen noktada, toplum-biz olmayı ve tartışarak uzlaşmayı engelleyen kutuplaştırma ve ayrıştırma politikalarının yarattığı bir çöküşü yaşamakta. Geçmiş anayasa metinleri ya da yasalar  üzerinde reform adı altında  yapılacak değişikliklerle toplumsal-siyasal barışı sağlamak mümkün değil.

Özgür bir ortamda yapılacak toplumsal bir tartışma sonucu ortaya çıkacak uzlaşmanın boş bir levha (Tabula rasa) üzerine  yeni  baştan ve özgürce yansıtılması gerekir. Daha önceki yazımda kapsamını ve işlevini belirttiğim demokrasi ittifakı bileşenlerinin siyasi partiler arası bir zeminde anayasa oluşturmaları büyük bir hata olur.

Boş levhaya yazılacak anayasa metninin oluşturulması süreci toplumla birlikte yaşanmalı, bireylerin ve toplulukların talepleri dinlenip tespit edilerek yeni anayasanın toplumsal meşruiyeti sağlam bir temele oturtulmalıdır.

Demokrasi ittifakı halka yeni bir anayasayı birlikte inşa edecekleri sözünü vermeli. Yani anayasacılık hareketlerinin son aşaması olan “süreç odaklı bir anayasa” inşası yapılacağı vaadinde bulunulmalı.

1921 ve 1924 Anayasaları özel dönem ve koşulların düzenlemeleri olup, doğrudan Büyük Millet Meclisi tarafından ilkelerde toplumsal mutabakat aranmadan oluşturuldu. 1961 ve 1982 anayasaları ise askeri darbeler sonucu, askeri darbeyi yapanlarca oluşturulan kurucu meclislere dayatmacı bir yöntemle yaptırıldı.

Sonuç olarak bugüne kadar yapılan anayasalar ilkelerde bir toplumsal uzlaşma aranmadan yapılmış ve uygulamada da başarısız kalmış metinlerdir. Anayasalar toplumsal uzlaşma metinleridir. Anayasa inşası sırasındaki süreç açık ve şeffaf olmalı, toplumun ve bireylerin katkısı sağlanmalıdır. 

Anayasanın içeriği kadar oluşturulma sürecinde izlenen yöntem çok önemlidir. Anayasanın ilke ve amaçlarının gerçekleştirilebilmesi geniş bir toplumsal uzlaşmayla oluşturulmasına bağlı. Anayasa öyle bir yöntemle oluşturulmalıdır ki azınlıkta olan insanlar da “ bu benim anayasam” diyebilsinler. 

Süreç odaklı anayasacılık özellikle Afrika, Asya ve Latin Amerika ülkelerinde iç savaş koşullarından çıkmayı ve toplumsal barışı amaçlayan anayasa yapma süreçlerinde yaşandı. Bu anayasalar, toplum içindeki farklı kesimlerin barış içinde özgürlüklerden eşit olarak yararlanabilmelerinin ilkelerini müzakere süreciyle toplumsal uzlaşma sonucu belirledikleri metinler oldular.

Anayasaların, herkesin özgürlüklerden eşit olarak yararlanabilmelerini kâğıt üstünde olduğu kadar uygulamada da güvence altına alabilmesi için içeriklerinin hangi ilkelerden oluşacağı ve bu ilkelerin kurumsal olarak nasıl korunup destekleneceği önemli. 

Ancak bundan daha da önemlisi anayasanın nasıl bir yöntem ve süreçle inşa edildiğidir. Çünkü anayasaların nasıl yapıldığı toplumdaki çeşitli kesimlerin özgürlüklerini ciddi şekilde güvenceye alabilir ya da aksine baştan bunu imkansız kılabilir.

Bu nedenle anayasa inşa sürecinin çeşitli toplumsal katmanların katılımını mümkün kılacak şekilde ve önceden belirlenmiş sürede yürütülmesi ortaya çıkacak anayasanın geniş halk kesimlerine dayalı olmasından doğacak olan meşruiyetini, kalıcılığını ve “kendini unutturan anayasa” olmasını sağlayabilir. Bu aynı zamanda barışın güvence altına alınmasının sağlanması demek.

Kimlikler, aidiyetler, inançlar, amaçlar ve değerler temelinde derinden kutuplaşma yaşayan toplumlarda geniş katılımlı ve müzakere süreçli bir anayasa inşa sürecinin sağlanması yeni bir toplumsal sözleşmede uzun vadeli ve kalıcı bir uzlaşmayı mümkün kılabilir.

Süreç odaklı anayasacılıkta ortak yaklaşım çoğunlukçu yöntem ve usullere itibar edilmeyişi aksine mümkün olan en geniş müzakere ve mutabakat düzlemini oluşturmak üzere gerekli olan katılımı sağlayan süreçleri kurumsallaştırmak olmuştur. 

Sürecin ortak özelliklerini şöyle sıralayabiliriz. Sürecin birinci unsuru halk tarafından anayasa inşa süreci için özel olarak seçilmiş bir kurucu meclisin oluşturulmasıdır. Bu meclisin üyelerinin halk tarafından seçiminde salt çoğunluğa dayalı seçim sistemi yerine nispi temsil sisteminin kullanılmasına ve parti liderlerinin liste oluşturmamasına dikkat edilmelidir. Bu meclisin tüm toplum kesimlerini makul ölçüde temsil etmesine ve tüm kesimlerin eşit özgürlüklere sahip olduğu inancını dile getirebilecek nitelikte olmasına da özen gösterilmelidir.

İkinci olarak süreçte toplum katmanlarının katılımına açık ve bu katılımı gerçekleştirecek yöntemlerle yapılmasını sağlayacak düzlemler ve kurumlar oluşturulmalıdır. Böylece toplumsal katmanların katılımına açık bir müzakere süreci işletilmiş olacaktır. Toplumsal katmanlarla birlikte liyakate dayalı olarak hukukçular ve akademisyenlerin  de müzakere sürecine katılmaları sağlanmalıdır.

Sürecin ilkeleri ise şöyle sıralanabilir:

1- Süreç “açık”, ”dürüst” ve “zamana yayılmış” olmalıdır. 

2- Süreçte toplumsal dışlama olmamalıdır. 

3- Toplumsal katmanlarla siyasi ve toplumsal aktörler arasındaki iletişim açık olmalıdır. 

4- Müzakere süreci gerçek temsilci ve gruplara ve doğrudan bireylere ulaşarak gerçekleştirilmelidir. 

5- Müzakere, genel ilkeler çerçevesinde yapılmalıdır.

6- Yerel ve bölgesel müzakere düzlemleri oluşturulmalıdır. 

7- Kadınlar ağı oluşturarak sürece kadınların etkin bir şekilde katılımları sağlanmalıdır.

Süreç odaklı anayasacılık inşasında en önemli örneklerden biri, Nelson Mandela’nın önderliğinde ırkçı bir rejimden çıkışı sağlayan Güney Afrika Anayasasının inşa süreci olmuştur. Bu örnekten hareketle devam edeceğim.