Güney Afrika, 1948 ile 1990 yılları arasında nüfusun yüzde 15’ini oluşturan beyazlar tarafından ırksal ayrıma dayanan Apartheid rejimiyle yönetildi. Apartheid rejiminde beyazlar en üst kademede yer alırken, Asyalılar, Renkliler (Coloured) ve Siyahiler ötekileştirilmiş kesimleri oluşturuyordu.

Uzun yıllar boyunca beyaz ırkın yönetiminde olan Güney Afrika'da Siyahilere ve diğer beyaz olmayan etnik gruplara karşı uygulanan ayrımcılık, 1948 yılı genel seçimlerinden sonra resmileşerek sürdü.1958 yılından itibaren yasalarla da desteklenen Apartheid rejimi, insanların kökenlerine göre sınıflandırılmaları sonucu, beyaz azınlık dışında kalanların devletin sağladığı sağlık ve eğitim hizmetleri gibi sosyal hizmetlerden daha az yararlanmaları gibi ırkçı uygulamalara zemin oluşturdu.

Bu süreçte Güney Afrika'da apartheid rejimine karşı Anti-Apartheid Hareketi oluşturuldu. Nelson Mandela liderliğindeki Afrika Ulusal Kongresi’nin (ANC) başlattığı direniş süreci sonunda rejim 1990’ların başında son buldu. 

Çağ dışı yönetime son vermenin, tüm ırkların eşit haklara sahip olduğu yeni bir ülke kurmanın en önemli aracı ise sıfırdan yeni bir anayasa inşa etmekti.  1994-1997 yılları arasındaki anayasa yapım süreci, halkın da 2 milyon önergeyle katıldığı bir demokrasi şenliğine dönüştü. 

Bugün Güney Afrika, Apartheid rejimiyle değil, yazılma süreci ve içeriğiyle herkese örnek olan tabular rasa üzerine sıfırdan yazılan demokratik anayasasıyla  anılıyor. Güney Afrika,  sıfırdan inşayı sürece halkı da katarak siyasi ve toplumsal aktörlerle birlikte başardı. 

Güney Afrika Anayasasını yazan Kurucu Meclis’in üyesi Geoffrey Quinton Michael Doidge 2009 yılında kendisiyle söyleşi yapan Serkan Köybaşı’na sürece giden yolu ve yaşananları şöyle anlatıyor: 

“Hükümet Mandela’yı 10 Şubat 1990’da salıverdi… 1990’da barış anlaşması imzalandı, ANC ‘askeri örgüt olmayı bırakıyoruz’ dedi. İnsanlara, silahı bırakın, diyecektik ama insanlar bize ‘neden bırakalım ki, hala özgür değiliz!’ diyeceklerdi. Biz de ‘hayır, görüşmeler için alan açmalıyız’ dedik, o yüzden kendi insanlarımızla konuşmak zaman aldı… Geçici Konsey adı verilen, bir nevi bir geçici kabine kuruldu. Bu kabine bizi 1994’teki seçime götürdü. Sorun şuydu, iki şiddet dönemi vardı: Kodessa başarısız olduğunda şiddet vardı, çok partili müzakere forumu başarılı olacak gibi göründüğünde daha da fazla şiddet oluştu. 3. Kuvvet denilen bir örgüt vardı ve bu örgüt şiddeti destekliyordu. Amacı müzakere sürecini durdurmaktı… Ama o sırada devlet başkanı olan F.W De Klerk ve ANC’nin lideri Mandela, şiddeti açıkça kınadı ve bunu biz değil 3. Kuvvet yapıyor dediler. Müzakerelere sürmenin yolu 3. Kuvvet’i izole etmekti.”

 

Doidge, Anayasanın inşasına gitmeden önceki evreyi de şöyle anlatmakta:

“ANC’nin halkın nasıl oy vereceği, seçim sistemiyle ilgili veya parlamentonun nasıl çalışacağına dair görüşleri çok netti. Bunları taslak anayasaya koydu. Görüşmeler başladıktan sonra masadaki bütün taslak maddeler tartışılmaya başlandı. Ve buradan çok partili bir uzlaşma forumu doğdu. Aynı şekilde değiştirilemez altı ilkeye burada karar verildi. Çünkü ihlal edilemez temel hak ve özgürlüklerimiz vardı. 1994’e kadar geçici hükümet iş başındaydı. 1994’te geçici anayasa yürürlüğe girdi ve 1996’ya kadar yürürlükte kaldı. Bu süreç boyunca halkın nasıl katkı yapacağı da tartışıldı. Akademisyenler ve sivil toplum örgütlerine sürekli ‘nasıl yapalım’ diye sorduk. İşin büyük kısmını akademisyenler ve sivil toplum örgütleri halletti.” 

Güney Afrika’daki ilk demokratik seçimler 1994’te yapıldı. Halkın çoğunluğunun hayatında ilk kez oy kullandığı seçime yüzde 86 katılım oldu.  Eski rejimde hiçbir hakları bulunmayanların partisi olan ANC yeni anayasa yapma vaadinde bulunarak yüzde 62.65 oyla iktidar oldu. Parlamento’ya seçilen 490 üye, görevi iki yıllık bir süre içerisinde anayasayı hazırlamak ve onaylamak olan bir Kurucu Meclis (Constitutional Assembly) oluşturdu.

1995 Ocak ayında halkın görüşlerini almak için geniş kapsamlı bir iletişim kampanyası başlatıldı.. Kırsal alandaki nüfus yoğunluğu , “siyah” halkın hiç bir zaman siyasi hak kullanmamış olması, eğitim eksikliği, ekonomik ve  kültürel farklılıklar gibi engellere rağmen süreçte amaç halkın bilinçli katılımını sağlamak olarak belirlendi ve 10 aylık bir süreçte yoğun bir katılım sağlandı.

Televizyonda, radyoda, ulusal-yerel basında ve afişlerde yer alan reklam kampanyalarında, “tarihe izinizi bıraktınız, şimdi sıra fikrinizi belirtmekte” ve “anayasal haklarınıza karar vermek sizin hakkınız” gibi insanlara bu fırsatın önemini anlatan sloganlara başvuruldu. Bu kampanyalarda özel reklam ve iletişim şirketlerinden yararlanıldı. Süreç sonunda yetişkin halkın çoğuna  ulaşıldı. Yaklaşık 2 milyon dilekçe toplandı, elemeler sonucu bunlardan 11 bin öneri çıkarıldı. 

İnsanların anayasa yapım sürecine dair daha az bilgiye sahip olmalarının muhtemel olduğu kırsal kesime yönelik olarak hem kurucu meclisin faaliyetleri hakkında bilgilendirme yapmak hem de halkın fikirlerini almak için kamuoyuna açık sempozyumlar düzenlendi. Sempozyumlar çerçevesinde yerel yönetimler ve sivil toplum örgütleriyle birlikte atölye çalışmaları düzenlendi. 

Burada güdülen amaç, katılanların belirli bir konu üzerinde tartışmalarını sağlayıp uzlaştıkları ilkeleri gözlemlemek, bunların anayasada temsil edilmesini sağlamak ve bu vesileyle halka uzlaşma kültürünü aşılamak oldu. Böylelikle sürecin daha açık ve daha şeffaf algılanması da sağlandı. Partiler arasında, kültürel ve etnik farklılıklara dayanan, çok derin zıtlaşmalar aşıldı, aynı masada yer alıp ortak bir proje çerçevesinde görüş alışverişi yapmaları  sağlandı.

Doidge söz konusu söyleşide, Anayasa yazımının çeşitli unsurlara bağlı bir süreç olduğunu şöyle anlatmakta:

"Her ülkenin kendi öncelikleri, kültürü, gelenekleri ve tarihi var. Ve bir anayasa bunların hepsini kapsar. Bizim anayasamızı okuduğunuzda da tarihimizi yazmış olduğumuzu göreceksiniz. Biz anayasamıza bunları koyarken geçmişte baskıyı yapanlar da, baskı görenler de şunu söyledi: ‘Geçmişimizi içeren ama bundan sonra birlikte geleceğe nasıl yürüyeceğimizi de gösteren bir metin üzerinde anlaşalım.’ Bir çok ülke bizimle irtibata geçti. Kendilerine şunu söyledik: ‘Bizim için yöntem bu oldu. Modelimize bakın, size nelerin uyduğunu tespit edin.’ Sonuçta, biz de başka ülkelerden çok şey öğrendik. Kanada’ya, İrlanda’ya, Avustralya’ya ve başka köklü demokrasilere gittik. İngiltere, Norveç, Danimarka ve İsveç’te aynı deneyimi olan örgütlerle görüştük. Ve geri döndüğümüzde getirdiklerimizi ortaya koyduk ve kendi kendimize dedik ki: Bütün bu ülkelerde demokrasinin temel unsuru haklar bildirgesi."

Süreç içerisinde televizyon programlarına katılan Kurucu Meclis üyelerine sivil toplum tarafından sorular yöneltilmesine imkân tanındı. Bu süreçte özellikle radyo etkili bir şekilde kullanıldı, bu şekilde hem şehirli hem de kırsal kesime ulaşılabildi.. Televizyonda 11 dilde  anayasa üzerine eğitici sohbet programı yapıldı, bu programlara uzman kişiler çağrıldı, ayrıca kişisel sorulara cevap verecek bir “anayasal diyalog hattı” oluşturulup, yayınlanan programa bu konuda uzman insanlar davet edildi.

Güney Afrika’da, 22 Kasım 1995’te biten 10 aylık süreç sonunda ilk Anayasa taslağı yayınlandı ve  ikinci aşamaya geçildi. İkinci süreçte müzakereler öncelikli olarak tartışma yaratan ve çok seçenekli ele alınan maddeler üzerine yoğunlaştı. Bu süre içinde yaklaşık 250 bin dilekçe daha alınarak çözülmesi gereken 68 konu üzerinde çalışmalar devam etti. Sürecin sonunda genel bir uzlaşmaya varılarak yeni Anayasa metni, 8 Mayıs 1996 tarihinde Kurucu Meclis tarafından kabul edildi. 

Anayasa metni, Kurucu Meclis’te kabul edildikten sonra Anayasa Mahkemesi’nce onaylanıp Cumhurbaşkanı Mandela tarafından  imzalandı. Mandela bu süreci şu sözlerle noktaladı: “Halk artık özgür olmakta özgür."

Doidge Anayasanın uygulanmasında Anayasa Mahkemesinin rolünü şöyle vurguluyor:

“Kontrol mekanizmaları öyle iyi işliyor ki, Anayasa Mahkemesi sadece anayasa hakkında bir role sahip değil, aynı zamanda anayasanın koruyucusu. Bu yüzden parlamentoda da, yürütmede de, hepimizin anayasaya uyduğumuzu kontrol etmek zorunda. Bunun yanında, Mahkeme üyeleri de anayasaya uymak zorunda. Bu bizim anayasamızın çok güçlü bir yanı. Eğer Anayasa Mahkemeniz anayasaya uymazsa, bir başka yetkili mahkeme ‘Bu Anayasa Mahkemesi üyeleri kontrolden çıktı’ diyebilir. O yüzden kontrol mekanizması her yerde geçerli.” 

Demokratik bir süreç sonunda sıfırdan inşa edilen Güney Afrika Anayasasının felsefesi ne, barışı ve farklılıklarla  birlikte  yaşamayı sağlama yönünde neler içeriyor? Devam edeceğim.

  • Abone ol