• 9.08.2021 07:51
  • (337)

1980 sonrası dönemde de hayatta kalmayı başaran tek örgüt PKK olacaktı. Bu örgüt, 1970’li yılların başında Ankara’da üniversite çevresinde sol bir grup olarak doğmuştu. Hareket 1975’in sonuna kadar kadrolarının çoğunu Kürtlerin yaşadığı bölgelere gönderdi. 1977 yılında grubun siyasal programı sempatizan kitlelerle paylaşıldı.

Hareketin örgütlenmeye dönük ilk girişimleri bölgede diğer gruplarla çatışmalara yol açtı. 27 Kasım 1978’de yapılan kongrede gizli bir siyasal partiye dönüşme kararı alındı. Kuruluş bildirisinde PKK (Patria Karkarian Kürdistan-Kürdistan İşçi Partisi) ismi yer aldı ancak bu isim 27 Nisan 1979’a kadar kullanılmadı.

PKK kuruluşuyla birlikte 30 Temmuz 1979’da Siverek’te devlet yanlısı Bucak aşiretiyle çatışmaya girdi. 1979-1980 yıllarında halk arasında örgütün lideri Abdullah Öcalan’ın isminden dolayı Apocular olarak da adlandırılan PKK bölgede birçok terör eyleminde bulunacaktı.

1980 askeri darbesinin sonrasında Kürt aktivistlerden yurt dışına kaçmayı başaramayanlar yakalanıp, insanlık dışı işkencelerden geçirilecekleri Diyarbakır Askeri Cezaevi’ne gönderildi. Böylece Diyarbakır Cezaevi Kürt siyasal hareketinin ve direnişinin adeta merkezi halini aldı.

Gözaltı merkezlerinde meydana gelen ölümler, 90 günlük gözaltı süreçlerinde yapılan işkenceler, cezaevinde yaşanan insan hakları ihlalleri Kürt sorununu başka bir boyuta taşıdı.

1980 yılı Aralık ayında cezaevindeki PKK üyeleri ve sempatizanlardan bir grup açlık grevine başladı. Mazlum Doğan 21 Mart 1982’de intihar etti. 18 Mayıs 1982’de dört PKK üyesi kendi bedenlerini ateşe verdiler. 14 Temmuz 1982’de başlamış olan ölüm orucu PKK’nın dört üst düzey yöneticisi olan Kemal Pir, Mehmet Hayri Durmuş, Akif Yılmaz ve Ali Çiçek’in peş peşe ölümleriyle sonuçlandı.

PKK üyeleri, sıkıyönetim mahkemelerindeki savunmalarında Kürtlerin bağımsız bir ulus olarak varlıklarını, tarihsel ve kimliksel niteliklerini savundular. Bu direnişler ve savunmalar Kürtlerin gözünde PKK’nın güvenilirliğini arttırdı. PKK’nın Diyarbakır Askeri Cezaevindeki direnişi kendisine bir direniş miti kurmasına da imkan sağladı.

PKK, 1980 boyunca aşamalı olarak Avrupa’nın önemli şehirlerinde kültürel ve sosyal örgütlenmelere gitti. Lübnan, Suriye ve Avrupa’daki örgütlenmeler vasıtasıyla Kürt halkında taban bulmaya başladı.

15 Ağustos 1984’te Türk güvenlik güçlerine iki saldırı gerçekleştirildi. PKK’nın silahlı güçleri Kürdistan Kurtuluş Güçleri (HRK) ismi altında örgütlendi. Bu örgütlenme 1986’da Kürdistan Halk Kurtuluş Ordusu (ARGK) adı altında yeniden şekillendi.

Bölgede 1987 yılında Olağanüstü Hal ilan edildi ve OHAL Bölge Valiliği kuruldu. 1985’te kurulan “koruculuk sistemi” ise devlet yanlısı bir Kürt milis grubu meydana çıkardı. 1984-1992 yılları arasındaki dönemde, çatışma ve insan kaybı en yüksek noktasına ulaştı.

1990’lı yılların başında PKK’nın gücü artarken şiddet geniş bir bölgeye yayılmış bulunuyordu. PKK siyasal şiddetinin temel hedefi devletin güvenlik güçleri ve köy korucularıydı.

PKK şiddeti yöntem olarak kullanırken diğer taraftan yarattığı medya ve enformasyon ağıyla çok sayıda Kürt’e de ulaşmayı başarmıştı. Böylece PKK, ülke sınırları dışındakilerle birlikte sayıları birkaç milyona ulaşan destekçi ve sempatizan kitlesine sahip bir harekete dönüştü.

1992’den sonra PKK, karşılaştığı askeri zorluklar nedeniyle başkaldırıyı ulusal halk ayaklanması aşamasına getiremedi. Başlangıçta öne sürdüğü Marksist-Leninist temele dayalı bağımsız, birleşik Kürdistan hedefinin gerçekçi olmadığını kabul ederek doğrudan çatışmadan siyasi bir mücadeleye evrilme yönünde söylemini değiştirdi. Bu strateji bağlamında Halkın Emek Partisi (HEP) 7 Haziran 1990’da SHP’den ayrılan 10 milletvekili tarafından kuruldu.

HEP’in siyasal süreç içinde resmi kurumlarla ilişkiye geçmesi, siyasal uzlaşma ve diyalog sürecini savunması önemli bir gelişmeydi. Ancak Türkiye’nin tamamını temsil eden bir parti olma iddiası gerçekleşmedi ve bir Kürt partisi olarak algılandı.

Diyarbakır İl Başkanı Vedat Aydın faili meçhul bir cinayete kurban giderken, HEP’in siyasal alandaki girişimleri, bürokrasi, medya ve yargıda tepkiyle karşılandı. HEP’in talepleri PKK ile bağlantılı olarak terörizme destek şeklinde değerlendirildi. Nitekim PKK, 1993 yılı Mart ayında tek taraflı ateşkes ilan etti ise de, Parti, 14 Temmuz 1993’te Anayasa Mahkemesince kapatıldı.

HEP kapatılmadan, 7 Mayıs 1993’te Demokrasi Partisi (DEP) kuruldu. Yeni partinin hazırladığı barış deklarasyonu demokratik çözüm önerilerini sıralıyordu. Talepler Kürt kimliğinin tanınmasından, Kürtçenin eğitim dili olmasına, Terörle Mücadele Kanununun kaldırılmasından, köy koruculuğu sistemine son verilmesine, yıkılan köylerin yeniden kurulmasından, yerel ekonominin güçlendirilmesine kadar birçok öneriyi kapsıyordu. Ancak DEP’in PKK ile olan bağlantısı, söz konusu talepleri bastırmak için gerekçe olarak kullanıldı.

1991-1994 yılları arasında HEP ve DEP üyesi 50’den fazla kişi öldürüldü. Partili çok sayıda kişi işkence gördü, haklarında dava açıldı. 22 Şubat 1994’te Başbakan Tansu Çiller, DEP milletvekili Hatip Dicle’yi “hain” olarak niteledi. Genelkurmay Başkanı Doğan Güreş, benzer söylemlerle DEP milletvekillerini suçladı.

2 Mart 1994’te Meclise SHP listesinden giren DEP milletvekillerinin dokunulmazlıkları kaldırıldı ve milletvekilleri polis zoruyla Meclisten alınıp DGM’ye gönderildi. Bu sahne demokrasi için bir yüz karası olarak belleklere kazındı. DEP 6 Haziran 1994’te kapatıldı. Hatip Dicle, Orhan Doğan, Leyla Zana ve Selim Sadak 15 yıl hapis cezasına mahkum edildiler. Diğer milletvekillerinin çoğu yurt dışına çıktı. Böylece Kürtlerin Mecliste siyasal taleplerini ifade edecekleri zemin yok edilmiş oldu.

11 Mayıs 1994’te kurulan, Kürt sorununun çözümünü devletin ve toplumun demokratikleşmesi ile irtibatlandıran ve yeni anayasa ihtiyacını vurgulayan Halkın Demokrasi Partisi (HADEP) de, kendisine dair var olan “Kürt partisi” ve “ayrılıkçı” algısını değiştiremedi. Parti 1999 yılı Şubat ayına kadar devam eden PKK lideri Abdullah Öcalan’ın takibi, yakalanması ve tutuklanması sürecinde protesto olaylarına öncülük etti. 1994-2002 yılları arasında üyelerinin çoğuna dava açıldı ve Parti 2003 yılında kapatıldı.

2003 yılı Kasım ayında kurulan Kürdistan Halk Kongresi (Kongra-Gel), siyasal İslam’ın güçlenmesini de göz önüne alarak toplumun İslami duyarlılıklarına hoşgörü göstermeye, Alevi ve Yezidi Kürtlerin tarihsel mağduriyetlerine kulak vermeye ve onların da taleplerini dile getirmeye başladı.

9 Kasım 2005’de Ahmet Türk ve Aysel Tuğluk’un eş başkanlığında Demokratik Toplum Partisi (DTP) doğdu. Tüzüğüne % 40 kadın kotası koyan DTP’nin de hedefleri, kapatılan diğer partilerinkiyle aynıydı. Kürtlerin kimlik ve kültürel talepleri eşitlik ve demokrasi taleplerinin bir parçası olarak dile getiriliyordu.

DTP, 29 Mart 2009 yerel seçimlerinde 99 belediye kazanırken aldığı oylar 2.339.729’du. Daha da önemlisi Kürtlerin önemli bir kesimi, DTP aracılığıyla tekrar parlamenter temsile de sahip oldu. Bu durum DTP’nin bir bölgesel güç olarak ulusal düzeyde de varlığını pekiştirdi.

Ancak Mecliste temsil edilmelerine ve bölgede çok sayıda belediyeyi yönetmelerine rağmen, DTP siyasal sistemin bir parçası olarak diğer aktörlerin teveccühüne mazhar olamadı. DTP ile PKK talepleri arasındaki benzerlikten hareketle, hükümet ve ordu DTP’yi marjinalleştirmek için çabaladı.

AKP hükümeti bu dönemde DTP’yi PKK’yı kınamamakla ve etnik Kürt milliyetçiliği yapmakla suçladı. DTP üyelerinden tutuklananlar oldu. Partiye karşı açılan kapatma davasında DTP’nin PKK’yı alenen bir terör örgütü olarak ilan etmemesi, ilişkinin delili olarak kabul edildi. Parti, 12 Aralık 2009’da Anayasa Mahkemesince kapatıldı. 37 kurucu üye siyasetten men edildi.


KAYNAKÇA : Doğu Ergil -“Kürt Raporu: Güvenlik Politikalarından Kimlik Siyasetine”

 Timaş Yayınları, İstanbul, 2009- Fuat Dündar -“ Modern Türkiye’nin Şifresi”, İletişim, İstanbul, 2008- Mahmut Alınak -“HEP, DEP ve Devlet: Parlamentodan 9. Koğuşa”, Kaynak Yayınları, İstanbul, 1996- Oktay Pirim-Süha Örtülü-“PKK’nın 20 Yıllık Öyküsü”, Boyut Kitapları, İstanbul, 1999- Ümit Kardaş - “Demokrasi ve Hukuk Krizi”, İletişim, İstanbul, 2010- Wadie Jwaideh – “Kürt Milliyetçiliğinin Tarihi Kökenleri ve Gelişimi “İletişim Yayınları,İstanbul, 2012