Ümit KIVANÇ
Ümit KIVANÇ

Gazete: Gazete Duvar

Hızlandırılmış kurs istiyorum

  • 6.08.2011 00:00

Şu şike işinde en çok sinirime dokunan ayrıntı, Fenerli Semih’in mâlûm işleri yürüten bir zata telefonda söyledikleri oldu. Trabzon’a karşı oynayacak Eskişehirporlu meslektaşları için, “biraz mamalansalar yenerler de, biraz mamalanmaları lâzım” demişti.

Kullandığı tâbir de bu: “mamalanma”.

Aynı uyanık genç adam, takımının küme düşmesi ihtimali üzerine de şöyle konuşmuştu: “Parada pulda gözüm yok. Bugüne kadar aldıklarımla idare ederim, hiçbir yere gitmem... Ben, para almadan aslanlar gibi oynarım. Küme düşürseler de farketmez. Düne kadar Fenerbahçe ekmek kapımızdı. Birkaç sene para almadan oynasak, batmayız ya... Beni Semih yapan takımımı yarı yolda bırakmak yakışmaz.”

Ben bu adamın şu iki tavrına bakınca, niyeyse, “Semih toplumun aynasıdır” diye bir laf geldi aklıma. Mübarek Ramazan’da cemiyetimiz hakkında ileri geri konuşmak doğru değildir muhtemelen. Lâkin doğru nedir, muhterem okurlar?

Şahsın “birkaç sene”den sözetmesi de dikkatimi çekmedi değil. Niye birkaç sene para almayacakmış? Fenerbahçe batacak mı bir alt ligde oynayınca? Ya da birkaç sene Süperlig’e çıkamayacak mı? Kurcalanması pek eğlendirici olabilecek bu ayrıntıyı maalesef kenara koyuyoruz. “Kardeşim sen kimsin de, şunca yoksulun ortasında, ‘birkaç sene para kazanmasam geçinecek kadar param var’ tafrası yapıyorsun?” türünden soruları da atlıyoruz.

Önceki gün itibarıyla “dalga”lar sonunda Florya kıyılarına ulaşmıştı. Soyadı kulüp yöneticiliğiyle en az bağdaşan şahıs ünvanını sonsuza kadar elinde bulunduracağı kesin olan bir Galatasaray yetkilisi, “kendi aramızdaki bir yazışmayı yanlış anlamışlar” dedi. Yani şike konusuyla sarı-kırmızılıların ilgisi yokmuş. Duyan, “yanlış anlaşılan” konunun çatı tamiratıyla falan ilgili olduğunu sanır. Konu, el altından transfer komisyonu götürme. Kulübe futbolcu aldırıp aradan para tırtıklama. Şahsen yıllardır en çok merak ettiğim hususlardandır. Topa iyi kötü vurabilen bir adam birden büyük kulüplerden birinde beliriverir. Üç maç falan tahammül edilir, ortadan kaybolur. Niçin alınmıştır, nasıl alınmıştır, kim aracı olmuştur, kim “alınsın” demiştir... bilmeyiz.

Bütün isyancı görüntüsüne rağmen aslında toplumumuzun büyük çoğunluğu gibi münasip güç ve otorite karşısında hep başı eğik duran “taraftar”ın işte böyle mevzularda kulübün başına belâ kesilmesi lâzım, ama nerede... Ertesi gün onlar da unutur gider.

Bu arada, birileri mamalanmıştır mamalanacağı kadar.

Bazılarımız bu şike işini “futbol muhabbeti” sanıyor ve üzerine düşmüyor. Halbuki burada en az Genelkurmay’ın internet andıcı vs. kadar, “Türkiye’nin düzeni”nin özü var. Diyelim en az bin kişinin bildiği birtakım olaylardan sözediyoruz. Bunların çoğu, futbol sayesinde, başka hiçbir yolla edinemeyecekleri konumlara gelmiş, asla ucunu göremeyecekleri paraları kazanan, havaalanlarından lokantalara, her yerde özel muamele gören, şişine şişine dolaşan, ciğeri beş para etmez insanlar. Ama o âlemde çok para ediyorlar. Neden? Başkalarının daha da çok para ettiği bir çark bunlar sayesinde döndüğü için olmasın?

Futbol âleminin dürüst insanları da var. Ya da bizim öyle bildiğimiz insanlar. Onların da sesinin doğru dürüst çıkmayışı sadece bana mı tuhaf görünüyor? Müzevirlikten, muhbirlikten mi kaçınıyorlar? Kimi koruyorlar? Yoksa kendi şöhretlerini mi?

Böyle bir vaziyetin tek izahı vardır: Demek onlar da “düzen”den yana.

Çünkü düzen çok para kazandırıyor. Öyle böyle değil. Üstelik, tekrar etme ihtiyacı duyuyorum: kimlere kazandırıyor: Başka türlü bugünkü imkânlarının binde birine ulaşamayacak olan, çünkü herhangi bir yeteneği, özelliği olmayan bir sürü kasıntıya. Ben böyle tarif edeyim, siz kimi katarsanız katın.

Şimdi “taraftar”, güya “renklerine” toz kondurmamak için kendini saldırı altında hissetmeye uğraşacak. Uğraşmayla his mi edinilir, demeyin, olur. Hep haklı, hep mağdur, hep kahraman, hep kusursuz olmayı eğitimle öğrenmedik mi hepimiz?

Hak arama geleneğimiz, alışkanlığımız yok. Hak-hukuk kavramlarımız yok. İkiyüzlülükte üstümüze yok.

Askerî zorbalık meselesi bile halloluyor. Bakın, adamlar resti çekti, millet, beklenmedik anda yağmur bastırmış kadar bile etkilenmedi. Artık en fazla sıkıntı verebiliyorlar.

Fakat biz tatmini “fair play”de arayan insanlar haline nasıl geleceğiz? Bu daha zor iş.

Herhalde tam Ramazan öncesi, şu tesadüfe bakın ki!, birden “kuralları uygulama” ihtiyacı duyan Beyoğlu Belediyesi gibi, Mis Sokak’taki masaları kaldırtıp birilerinin hayatından birşeyler çalarak değil.

Şike yapmak istiyorum, muhterem okurlar. Teşvik primi almak istiyorum. Toplumuna yabancı bir aydın olmak istemiyorum. Zaten Türkiye dışında herhangi bir yerde bu sıfata hak kazanabilecek bir donanımım yok, huzursuz oluyorum. Bari huzursuz etmeyeyim diyorum, ikide birde ahlâktan şundan bundan sözedip.

Fakat oyunun sahada oynandığına inanmadan nasıl futbol seyredebilirim ki?

İşte! Tam bunu derken aklıma TBMM düşüveriyor. Hemen ardından, hayatımıza yön ve eziyet veren bütün kısaltmalar bir bir zihnime üşüşüyor. (Niyeyse bir tek CHP ilk anda aklıma gelmemişti, şimdi geldi.)

Semih’ten ve Beyoğlu Belediyesi’nden hızlandırılmış kurs almak istiyorum.

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.