Ümit KIVANÇ
Ümit KIVANÇ

Gazete: Gazete Duvar

Bu sefer de konumuz ‘izansızlık’ olsun

  • 8.10.2011 00:00

 Geçen hafta yazdığım “terbiyesizlik” yazısından sonra yazar olarak varoluş bunalımlarına sürüklendim. Kimileri beni omuzlara aldı, kimileri de o kadar kızdı ki, işi hakkımda psikolojik tahlillere girişmeye vardırdı. Övenler de kınayanlar da benim hiç kastetmediğim şeylerden bahsettiklerinden, ben de, “bir insan derdini bu kadar mı anlatamaz!” diye dertlenip perişan oldum.

Tabiî, memleketimizde gayet olağan sayılması gereken şekilde, yazının esas hedefi olan, kendine Müslüman, aslında milliyetçi, imtiyazcı, üstünlükçü, şimdi bir de üstüne iktidar yalakası medya ve televizyon yıldızlarından alınan gücenen olmadı. Fakat niyeyse, yazdıklarımın yüzde doksanı konusunda pekâlâ anlaşabileceğimi sandığım insanlar, saçmaladığımı, söylediğine değer vermek gerekmeyen bir insan olduğumu ilân ettiler.

Hayır, bekleneni ve daha çok rating getirecek olanı yapmayacağım, ben de birilerini yerin dibine batırmaya çalışmayacağım veya “valla öyle demedim”lere girişmeyeceğim. Bunun yerine, demek istediğimi bir daha izaha gayret edeceğim.

Bakın ne kadar basit: Bugün PKK’nin bizzat yandaşları, sempatizanları tarafından bile savunulması bayağı zorlaşmış birtakım eylemleri bahane edilerek, Türkiye’deki Kürt sorununun esas nedenleri ve somut tarihi gözardı edilemez, Kürtlerin en temel haklarına bir an önce kavuşmalarının siyasî miyasî bir mevzu değil düpedüz insanlık meselesi olduğu gizlenemez. Zaten Kürtlere onlarca yıldır reva görülmüş muamele böyle olmasa, ne PKK olurdu ne de bugün hepimize kafayı yedirten birçok manzara.

İkincisi: Türkiye’deki “Kürt sorunu”nun esas nedeni, Türklerin tavrıdır. Türkler bir türlü Kürtlerle eşit yaşamayı kabul etmedikleri için bu illet ruhumuzu kemiriyor. Türk “milleti” belki başlangıçta bu işin doğrudan faili sayılmayabilirdi. Ama onlarca yıl boyunca “Türk Millî Eğitimi” cenderesinden geçtikten sonra, “millet” de devletin inkâr politikasını “olağan hal”, Kürtlerin “Kürdüm” demesini “olağanüstü hal” saymaya başladı. Kürtlerin tam anlamıyla bir dehşet ortamına sokulduğu 1990’larda, Türk toplumu, devlet vahşeti karşısında asgarî insanlık icabı bir tavır gösteremedi.

Üçüncüsü: Memleketin sorunlarını çözmekle yükümlü bir başbakan ve partisinin, “ben olsam asardım”larla, “söz bitti”lerle yapmaya çalıştığı şey hem çok ayıptır hem çok tehlikelidir hem de şu hayatî soruyu sormamıza sebeptir: Başbakan nasıl oluyor da bu kışkırtıcı tavırları yüzünden Türk toplumunda destek kaybetmeyeceğini biliyor? Neye güveniyor? Şuursuz ırkçılığımıza olmasın?

Dördüncüsü: “İki taraf da...” diye başlayan cümleler kurarken, bir tarafın, bütün yurttaşların hayatından sorumlu devlet olduğunu unutamayız. “Bir devlet sınırları içinde otoritesini tanımayan silahlı güce izin vermez” demek elbette doğrudur. Ama o devlet, kendi yurttaşlarını sokak ortalarında öldürmüş, öldürtmüş, binlerce insanı alıp yok etmiş, kaybetmiş, kuyulara atmış, daha çok askerin şehit olmasını sağlamaya yönelik politikalar icat etmiş, yürütmüş, kısacası, az buçuk hukukî zemini olan bir devlet mekanizması gibi değil, bir terör örgütü gibi (cinayet listeleri onaylayan MGK ne demektir?) davranmışsa; ve bunlardan ötürü, dayandığı toplum çoğunluğundan doğru dürüst tepki görmemişse, işlenen insanlık suçlarından ötürü ciddiye alınmaya değer bir cezalandırma, arınma seferberliği yaşanmamışsa, mağdur azınlığın hakları için mücadele edenlerin saçmalıklarını bunları gözardı ederek ele alamazsınız. Sıradan yurttaşlar olarak bizim muhatabımız PKK yönetimi değil devleti yönetenlerdir, bize kulak vermek zorunda olan onlardır.

Beşincisi: Otuz yıl ve elli bine yakın can kaybından ve saymakla bitmeyecek kadar ağır insanî, toplumsal bedeller ödendikten sonra gelinen noktanın, “gidelim bombalayalım, parçalayalım, ezelim” olması karşısında hep beraber yapılması gereken tek şey utanç duymaktır. Fakat biliyoruz ki Türk utanmaz, çünkü o hata yapmamıştır.

Ve altıncısı: Bugün Kürt sorunu bir şekilde PKK’de ve PKK’ce temsil edilir hale gelmişse, bunun doğrudan sorumlusu, Türkiye Cumhuriyeti devletini şimdilere kadar yönetmiş, yönlendirmiş derin çekirdektir. Bizim devletin en iyi becerdiği iş, her türlü muhalefeti anında kriminalize etmektir. Kürtler silahsız, şiddetsiz bir mücadele yolunu seçip sebat etmiş olsalardı, bu devlet resmen çökerdi. Bu yüzden, hâlâ, şiddetsiz bir siyasete açılabilecek bütün yolları tıkamak için gece gündüz çabalıyorlar. Burada işin püf noktalarından biri yatıyor ve nedense kimse bundan da bahsetmek istemiyor.

PKK rastgele insan öldürdüğünde “caniler!” diye bağırmak o kadar kolay ki...

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.