Ümit KIVANÇ
Ümit KIVANÇ

Gazete: Gazete Duvar

Sarkozy de kim oluyor, biz kendimize bakalım

  • 24.12.2011 00:00

 Şöyle tarif etsem garip olur mu: Bir ülkenin parlamentosunda bir yasa çıkıyor, başka bir ülke ayağa kalkıyor.

Fransa’da bir yasa çıktı diye Türkiye neden ayağa kalkıyor?

Yasa Türkiye Cumhuriyeti’ne veya TC vatandaşlarına özel bir yükümlülük mü getiriyor?

Getirdiği söylenebilecek tek şey, bir sınırlama. Ermeni soykırımını ille de gidip Fransa’da inkâr etmeyi düşünenler varsa, bunların bunu yapmasını suç sayıyor.

Allah aşkına, bu, Türkiye’de kaç kişinin derdidir?

“Türkiye”nin tepkisinin içeriği ve boyutları, yani, TC nüfusunun hatırı sayılır bir bölümüne getirilmiş bir kısıtlamadan kaynaklanmıyor. Vize konusu eminim daha çok insanı ilgilendiriyordur. Çıkan yasanın devleti herhangi bir şekilde herhangi bir eyleme, tazminata vs. zorlayan herhangi bir yanı da yok.

Yani bunu geçebiliriz.

Efendim, Fransızlar bunu tamamen siyasî hesaplarla, oportünistliklerinden vs. yaptılar. Elbette öyle yaptılar. Sarkozy gibi bir siyasî figürden insanlığa faydalı en ufak bir hareket beklemenin manası mı var? Ayrıca, sözüm meclisten dışarı, Fransızın politikacısı bizimkinden çok mu matah? Elbette Ermenilerin acıları filan umurlarında değil. Hem iç siyasette prim toplama hem de Türkiye’nin özellikle Avrupa ortamındaki hareket alanını kısıtlama hamlesi, bu yasa.

Yani bunu da geçebiliriz.

Peki, “Türkiye” böyle avazı çıktığı kadar bağırarak ne demek istiyor? Neye kızıyor? Bu dediklerini diyerek kendini nasıl bir konuma sürüklüyor?

Bodoslama ifade edeyim: Şu anda Fransızların sözkonusu halt yeme eylemine karşı “Türkiye” adına gösterilen tavır, yalancılık, ahlâksızlık, riya ve küstahlığın maalesef pek de yeni ve özgün olmayan bir bileşimidir.

Efendim, Fransa’da fikir özgürlüğü yokmuş. Fransızlar bu kararla kendilerinin öncüsü olduğu fikir özgürlüğü bilmemne ilkelerini çiğnemiş.

Kardeşim sizin elâleme fikir özgürlüğü konusunda laf edecek yüzünüz mü var? Bu mevzu geçtiğinde yapabileceğiniz tek akıllıca hareket, ortamdan sessizce sıvışmak olabilir. Fikir özgürlüğü alanında Türkiye’de geçerli devlet uygulamaları ve özellikle yargı eylemleri, insanlık adına yüz karasıdır. Şu anda KCK operasyonu adı altında yürütülen savruk ve hoyrat ezme-geçme faaliyeti bile yeter ne mal olduğumuzu herkese göstermeye.

Geçelim.

Efendim, Fransa’nın bize laf etmeye yüzü mü varmış, kendisi Cezayir’de, Afrika’da ne mezalimler yapmış. Evet, yaptı. Fransa’nın Afrika kıtasında işlediği insanlık suçlarının dökümü ansiklopedi oluşturur. Ee? Onlar da yapmışsa bizimki sayılmıyor mu? Bu nasıl ahlâksızca savunmadır?

Geçelim.

Efendim, biz soykırım yapmadık ki! Elhak doğru. Biz yapmadık. Peki, kim yaptı? Bizden önce bu topraklarda yaşayan, buraları yöneten birileri yaptı. Başbakan, “Bizim tarihimizde böyle bir soykırım yok. Böyle bir şeyi kabullenmemiz mümkün değil,” diyor, kanıt olarak da “şu anda bizim ülkemizde 100 bin civarında Ermeni yaşamaktadır” diye ekliyor. Ne güzel. 100 bini burada yaşıyormuş. Sormazlar mı kardeşim, bir milyonu nereye gitti bu insanların?

Bu aşamada devreye Taha Akyol gibileri giriyor: “Tehcirin sebebi bir soykırım arzusu değildi.” Tabiî, değildi. Zaten, “soykırım arzusu” diye bir canlı vardır, bu böyle iç organların birine gizlenmiş virüs gibi bir şeydir, sende bu yoksa soykırım da yapmış olamazsın. Tehcirin sebebi etnik temizlikti, doğrudan öldürerek veya ölmelerine yolaçılarak Ermeniler “temizlendi”. Mallarına mülklerine elkondu. Geri dönmeleri engellendi. Birleşmiş Milletler’in soykırım tanımı, büyük ölçüde Ermeni tehciriyle yaratılan duruma dayanıyor.

İttihatçıların, asla mecburiyet karşısında, gelişen durum itibarıyla falan değil, baştan planlayarak, ülkenin başka bölgelerinde de gayrımüslimlere karşı yürüttükleri etnik temizliğin doruğu, Ermeni soykırımı oldu.

1915’te olanları hâlihazırdaki Türkiye nüfusunun önemli bir bölümü bilmiyor. Ermenilerin topluca katledildiğini, sürüldüğünü, mallarına mülklerine elkonduğunu elbette çok insan biliyor. Ama bu felakete neyin yolaçtığı ve vahşetin boyutları bilinmiyor. Planlı ve sistematik etnik temizlik operasyonunun şartları ve gerçekleri bilinmediğinden, soykırım lafı edildiğinde, birçok Türk, kendini durduk yerde hakarete uğramış sayıyor.

Bu tutumun mazur görülecek bir yanı da var; zira tamamen yalan üzerine kurulmuş bir çürük anlatıyı onyıllardır kendi tarihimiz sanıyoruz.

Şahsen, 1915’te yaşananları sahiden ve ayrıntısıyla bilseler, Türk toplumunun 
çoğunluğunun vicdanının mevcut ikiyüzlülüğe daha fazla katlanmayacağını umuyorum.

Yakın zamana kadar 1915’ten soykırım diye sözetmemeyi ben de hakikati bilen birçok insan gibi tercih ettim. Çünkü, bu mesele esas olarak Türklerin vicdanında çözülecektir. Bu olmadan, dünyanın bütün devletleri yasalar çıkarsa, Türkiye Cumhuriyeti tazminatlar ödese, şu olsa bu olsa... yine de Ermenilerin acıları dinmeyecek, onların ruhunu tutsak alan o kapkara ve uğursuz mağduriyet duygusu kaybolmayacak, Türkler de bir türlü pençesinden kurtulamadıkları derin rahatsızlığın, huzursuzluğun, tedirginliğin kaynağını anlayamayacak, bunun üstesinden gelemeyecekler. Soykırım deyince, “vay, sen benim dedeme katil dedin!” tepkisi görmek, meselenin özüne yaklaşmayı elbette baştan engelliyor. Ve amaç, dediğim gibi, Türklerin vicdanına seslenebilmektir.

Maalesef Başbakan, bizim tarihimizde böyle bir olay var. Maalesef Bülent Arınç Bey, “tarihî gerçeklere ihanet”, tam da bizim onyıllardır yaptığımız şeydir.

“Tarih Kurumu”nu yıllar boyunca Yusuf Halaçoğlu’nun eline bırakmış bir devletsin, ne konuşuyorsun, derler adama.

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Yorumlar (2)

  • Someone
    Someone
    26.12.2011 22:01

    Turkiye tarihinde olan seyilerin ne zamana kadar hali altinda saklanabilir? Kivanc bey sizin gibi vicdanli insanlar, 1915 ten simdiye kadar olan Haksizliklar, zulumler, tabi ki ortaya cikartmaniz lazim. Cesaretiniz icin sag olun ve cok yasayin.

  • pakize gürhan
    pakize gürhan
    26.12.2011 17:04

    türk halkının yüzü kızarsaydı maraş,çorum,sivas olmazdı.dolayısıyla devlet,halk ayrımı gerçeğin perdelenmesidir.inkar,imha politikalrı bu ülkede iktidar oluyorsa halk da oy verdiği için suç ortağıdır.