Ümit KIVANÇ
Ümit KIVANÇ

Gazete: Gazete Duvar

Avrupalılar’dan hiç farkımız yok vallahi

  • 31.03.2012 00:00

İnanın ben de hiç hoşlanmıyorum sürekli hastalıklarımızdan sözetmekten. Heyhat!


Hürriyet
’in internet sitesinde “Rönesans İstanbul’da mı başladı?” başlığını görünce ânında tıkladım. Haber, İstanbul/Galata’daki Arap Camii’yle ilgiliydi. Kiliseden çevrilme bir yapı olan bu camide, olağanüstü değerli fresklerin bulunduğu ortaya çıkmıştı, belki hatırlarsınız. 1999’daki büyük depremde sıvalar dökülmüş, İstanbul’un gündüz vakti en işlek, en kalabalık semtlerinden birinin curcunası içerisinde, bir hazinenin gizlendiği anlaşılmıştı. Hürriyet’in (Ceren Arseven imzalı) haberi, bu süreci anlatıyor, 2010 restorasyonuyla fresklerin tamamen günışığına çıkarıldığına işaret ediyor ve... sonra bizim bu fresklere ne yaptığımızı hatırlatıyor: Anıtlar Yüksek Kurulu bünyesinde çok tartışılmış, sonunda “mekânın cami olarak kullanılıyor olması ve fresklerin korunması gerekçe gösterilerek fresklerin tekrar kapatılması” kararlaştırılmıştı. Sonuç: fresklerin bakımı yapılmış, üstlerine koruyucu kaplanmış, sonra da alçıpanla kapatılmışlardı. Evet, ne var? Alçıpanla!

Camiye ibadete gelen cemaatin en azından büyük bölümünün fresklerden yana hayatî bir şikâyetinin olmadığını biliyoruz, çünkü on bir yıl boyunca oraya bir perde gerip namazını kıldı bu insanlar. (O namazın kabul edilmeyeceğini iddia edebilecek kimse var mı?) Şimdi de –haberde de belirtiliyor– bir paravan ya da benzeri bir şeyle fresklerin ibadete halel getirmemesi sağlanabilirdi. Ama hayır! Katolik freskleri Türk’ün alçıpanından kurtulamaz!

Haberde fresklerin neden bu kadar önemli olduğuna dair ayrıntılar da yeralıyor. (Gerçekten çok önemliler.) Gayet derli toplu bir haber. Kaynağı NTV Tarih dergisi; herhalde oradaki malzeme de derli topluymuş.

Fakaat! Söylediğim üzre, başlık: “Rönesans İstanbul’da mı başladı?”

Nasıl oluyor? Çünkü haberin alındığı NTV Tarih dergisi, düpedüz “Rönesans İstanbul’da başladı” demiş. Çünkü bu freskleri “şimdiye dek 15. yüzyılda başladığı düşünülen Rönesans hareketinin yaklaşık bir yüzyıl önceye dayanan izleri” kabul etmiş. Hürriyet de, yine birşeylerin bizden başlamış olması ihtimalini severek, aslında “Kültür Hazinesinin Üstüne Alçıpan” başlığını taşıması gereken haberini bu şekilde sunmuş. Kimse, “ulan bu Rönesans bizden başlamış filan olsa, şimdi biz freskleri alçıpanla örtüyor olmazdık” diye düşünmemiş haliyle.


Milliyet
’in “Muhteşem Süleyman Sırpları çıldırttı” başlıklı haberiyse, Sırbistan’da da gösterilen mâlûm diziyi protesto eden “radikal Sırplar”la ilgili. “Çıldıran”ların bütün Sırp milleti değil sadece bazı “radikal Sırplar” olduğunu tıklayınca öğreniyoruz. Aslında, genel olarak “radikal (ne demekse?)” Sırplar falan da değil; “Naşi 1389 hareketi”ymiş, Belgrad’da protesto afişleri asanlar. Toplam iki cümlelik haberin spotunda, Milliyet, protestoculardan kısarken hedefi genişletmekten kendini alamamış: Sadece Süleyman’a değil, “Sırbistan’da büyük ilgiyle izlenen Türk dizilerine” karşıymış kampanya. Tabiî bu konuda en küçük veri yok. Başka hangi diziden hangi Sırplar rahatsız, bilemiyoruz haliyle. (Fakat sadece biz değiliz, Sırp faşistleri de bir tuhaf. Orada “Kurtlar Vadisi” de gösteriliyormuş, anlaşılan, ona hiç takılmıyorlar.)

“Sırpları çıldırttı” başlığını atanlar, bu dizileri “ilgiyle izleyen”lerin kimler olduğuna dair düşünmemiş olmalılar. “Sırplar” çıldırdığına göre, izleyenler belki Sırbistan’a gelen turistlerdir; bilemedim orasını.

AZ Alkmaar’ın Valencia’yı 2-1 yendiği maçın haberini bizim basından takip etmekse, bunlarla birlikte düşünüldüğünde, yutulması epeyce zor bir lokma haline geliyor. “Valencia’nın umut ışığı Mehmet Topal”, “Bir umut Mehmet Topal”, “Topal’ın golü yetmedi”, “Mehmet’in golü yetmedi”, “Mehmet Topal’ın golü yetmedi”... böyle gidiyor. Tabiî gitsin de, AZ Alkmaar-Valencia maçının Türk gazetelerinin internet sitelerinde manşet veya sürmanşet olmasına en başta Mehmet Topal şaşırmıştır sanırım. Şaşırmasın, çünkü bir başka manşete göre, “Liverpoollu Barnes”, “futbolcularınızın Avrupalılardan eksiği yok” demiş. “Avrupalı değilsiniz” mi demeye getirmiş, anlayamadım. “Avrupalı” derken, “Avrupa” takımlarında oynayan yüzlerce Güney Amerikalı’yı, Afrikalı’yı vs. de kastetmiş mi, onu da bilemedim. Basketçilere ilişkin bir şey dememiş. “Ömer Aşık’lı boğalar Atlanta’yı ezdi” başlığını gördükten sonra belki der. “Basketçilerinizin Amerikalılardan eksiği yok” haberini bekliyoruz artık.

Konuyla ilgisi yok, ama, hazır internet sitelerinden bahsediyorken, Habertürk’e tebriklerimi iletmeden geçemeyeceğim. Ötekilerin türlü isimler altında, türlü bahaneler uydurarak sayfalarının her tarafına doldurmaya çalıştığı çıplaklık-cinsellik vs. fotoğraflarını anlaşılan artık açık açık, dürüstçe yayımlamaya karar vermişler. Tıklayınca mâlûm fotoğraflara ulaşacağınız başlık vallahi aynen şöyleydi: “Fıstık gibi bacaklar - Galeri”. Kabul edin ki, “ünlüler kırdı geçirdi”den daha dürüstçe. (Bu arada, Türk medyasının çıplak fotoğraf kontenjanında bariz bir daralma görülüyor. Hükümetle arayı iyi tutma operasyonu mudur nedir, bakın bunu da anlayamadım.)

Evet, böylece bana ayrılan sürenin sonuna başarıyla geldim. Başarıyla, çünkü, linç kültürünün bu kadar yaygın, kitlesel çatışma ve kıyım potansiyelinin bu kadar yüksek olduğu bir ülkede nüfusun dörtte birini “tükürükle boğmak”tan sözeden birinin içişleri bakanı oluşu hakkında yazsaydım bu son yazım olurdu. Çünkü onu bakan yapandan başlayacaktım söze ister istemez. Hazır kendisi BDP’li milletvekillerinin ikram ettiği çayı tabağıyla bardağıyla duvara çarpmayıp, nasıl olduysa, itidal göstermişken başbakanın üstüne gitmek doğru da olmazdı ayrıca.

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.