Muhalefet partilerinin Necmettin Erbakan’ı anma toplantısına -biri hariç- lider düzeyinde katılmaları ve Erbakan’ın siyasî marifet ve mirası üzerine gerçekle bağdaşmayan, mesnetsiz övgülerle dolu, işgüzarca sözler etmeleri bazı muhalif kesimlerin tepkisine yolaçtı. Bu toplantıya katılımın anlamı ile edilen sözlerin anlamsızlığını, “biraraya gelelim de ne olursa olsun” tutumundaki gelişigüzelliğin pekâlâ siyasî bulanıklık yarattığını geçen yazımda konu etmeye çalıştım. Muhalefet partileri temsilcilerinin, kapalı bir salonda, gülen Erbakan fotoğrafı önünde hizalanışı, bugünün düşmanca diyalogsuzluk, temassızlık ortamında yine de ferahlatıcı, medenî adım gibi görülebilir mi? Neden görülemiyor, buna eğilelim.

Sebep sadece, özellikle laik-seküler kabul edilen, şehirli, okumuş seçmenin siyasette imkânsızı aramaktaki beyhûde ısrarı mı? İmkânsızdan kasıt, sırf kendi gibileri biraraya getirdiğinde çoğunluk elde edemeyecek olanın, başkalarıyla biraraya gelişin her türlüsüne âdetâ tiksintiye varan isteksizlikle yaklaşması. Biraraya gelişin zorunluluğunu nihayet gördüğünde de bunu bir türlü içine sindirememe, başkalarının kendine, üstelik harfiyen uymasını bekleme.

Ne var ki, kendini seçkin sayanların kibirli tavrı, muhalefetin Erbakan “Hoca” önünde saf tutmasından duyulan rahatsızlığı açıklamaya yetmiyor. Ortada bütün muhalefeti ilgilendiren daha derin mesele var. Şöyle ifade edildiğinde soru kulağa komik bile gelebilir, ama maalesef şu: Muhalefetin amacı ne?

Açalım tabiî: Bu partilerin beraber gerçekleştirmeye çalışacağı siyaset ortamı nasıl bir şey olacak? Bu ortamda müstakbel devlet-toplum ilişkisi (seçim, parlamento, yargı…) nasıl olacak?

Kürt meselesi -ki, bunu olduğu gibi bırakarak hiçbir demokrasi, hukuk vs. sorununu halletmek mümkün değil-, memleketteki adalet-yargı noksanlığı -ki, devleti devlet olmaktan çıkarma tehlikesi barındırıyor- ve ekonomi yönetimi -ki, yoksul-zengin uçurumunu artık toplum hayatımızın yapısal unsuru ve “gelişme”nin önünde başlıca engel haline getirdi- konularında muhaliflerin üzerinde anlaştığı bir yol haritası, temel ilkeler çerçevesi, zemin oluşturacak ortak yaklaşımlar şunlar bunlar var mı?

Bunların iyi ihtimalle henüz varolmadığını, olduğunda da muhalefet partilerinin kendi aralarında ayrı ayrı gruplaşmasına, saflaşmasına yolaçabileceğini biliyoruz. Bu normal.

O halde bir adım geri atalım: Muhalefet partileri, “güçlendirilmiş parlamenter rejim” gibi bir ortak zeminden sözediyorlar. Nedir bu? Tarifi, unsurları vs. konusunda tartışma, anlaşma, farklılıkları-ortaklıkları tanımlama gibi gayretler var mı? 

Parti yöneticisi, yetkilisi vs. olmayan bizim gibiler adına sorarsak: Varsa bizim niye haberimiz yok? Yoksa niye yok?

Daha kitâbî soralım: Temel unsurlarını, ilkelerini -birlikte!- tarif etmedikleri, bize de sunmadıkları bir muhayyel hedef etrafında biraraya gelen muhalefet partileri kendilerini nasıl bir azim, kararlılık ve güvenle desteklememizi istiyorlar?

Öyle görünüyor ki, bu soruların cevapları henüz kimse tarafından verilmiş değil. Hele bunları güçbirliği edecek muhalefetin birlikte cevaplaması, cevaplar üzerinde anlaşması gerektiğini hesaba katarsak, henüz mevcut iktidarı devirmeye ve memleketi yaşanır kılmaya yönelik siyasî adım atılmadığını düşünebiliriz. Belki Erbakan fotoğrafının önünde hizalanma sandığımız manzara, start çizgisi görüntüsüdür; start verilince atılacak adım, bilmiyoruz.

Şunu her hâlükârda anlıyoruz: Niyet var, ama gereğini yapacak ya akıl ya cesaret yok ya da ikisi birden yok. 

 

İktidarın siyaseten tükenişi

 

Öte yandan, iktidar koalisyonu siyasî cephaneyi tamamen tüketti. Gücünün yettiğini eziyor da eziyor, ancak bunun yegâne sonucu, birilerine daha fazla eziyet etmek, özellikle HDP’nin kolunu kanadını daha fazla kırmak, herhangi bir tercih anında asla kendisinden yana davranmayacak ahaliyi sayıca artırmak, daha küskünleştirmek, öfkesini derinleştirmek oluyor. 

Mevcut iktidar, sandıkta kazanma ihtimalini kendi eliyle yok etti, bu konu kapandı. Bildiği ve şimdiye kadar yararını gördüğü hiçbir yol, yöntem işe yaramıyor. Artık ancak durumu radikal şekilde değiştirecek hamleler yapabilir. Nüfusun büyük kısmının temsil edilmediği, göstermelik meclisli bir baskı rejimini kurumlaştırmaya yönelebilir. Bunun şartlarını da seri cinayetlerle, toplama kampı benzeri uygulamalarla oluşturabilir. Görmediğimiz işler değil burada. Ancak mevcut iktidarın, destek itibarıyla azınlığa düşmüş oluşuna herhangi bir siyasî çare bulması ihtimali yok. 

İktidar bu haldeyse, muhalefetin inisiyatifi devralması beklenir. Nasıl alacak? “Güçlendirilmiş parlamenter sistem”i, AKP, MHP ve devlet koalisyonu bütünüyle tahrip etmeden önceki rejime benzer bir şey sayalım ve bu hayatî faslı bir an için kenara iterek, soruyu yine basit haliyle soralım: Şu andan başlanarak, bu “güçlendirilmiş parlamenter rejim” aşamasına nasıl gidilecek? Neler yapılacak? 

Artık mecburen başka basamaklara geçmeliyiz: Muhalefet seçmeninde, böylesine büyük bir altüst oluş, yeniden düzenleniş atılımına can verecek enerjiyi, azmi, isteği, kararlılığı oluşturacak bir hedef ve yol tarifi kimler tarafından, ne zaman, nasıl oluşturulacak?

 

İki korku

 

Belki bunun kadar önemli bir başka mesele: Korkunun birarada tuttuğu iktidar seçmeni, değişecek durumun kendisi için de hayırlı olacağına nasıl ikna edilecek? Zira birçok kamuoyu araştırması gösteriyor ki, iktidar koalisyonunu destekleyen ahaliye başlıca iki korku yön veriyor: Biri, şu ana kadar kazandıklarının elinden gitmesi; öbürü, güçlü bir yönetici otoritenin oluşamaması ve genel bir kaos korkusu. İkinci türden korkunun 7 Haziran 2015 seçim sonuçlarının fiilen iptalini nasıl mümkün kıldığı ve kaybettiği iktidarı 1 Kasım’da Tayyip Erdoğan’a nasıl yeniden getirdiği herhalde hatırlardadır. İlk korkuyu ise başta Erdoğan, mevcut iktidarın sağladığı imkânlardan yararlanan bütün kadro körükleyip duruyor. “Başörtünüzü bile takamazsınız ortalıkta!” yollu tehditler gırla gidiyor. Tabiî meselenin başörtüsüyle sınırlı olmayıp, haksız yere edinilmiş mevkiler, yetkiler, yalılar, ihaleler, kıçtan ısıtmalı makam arabalarına uzandığı gözönüne alınırsa, bu ilk korkunun can değil ama mal havliyle çok sert tepkilere yolaçabileceği görülür.

Özellikle bu korkuya yönelik siyasî, sosyal-psikolojik kampanya, iktidar değişiminde kendi mazbut dünyası için tehlike görenle haksız çıkarından olmamak için şirretlik edeni ayırt etmeyi gözeterek, kimler tarafından, nasıl yürütülecek? Şüphesiz muhalif siyasî perspektif içerisinde yer tutması gereken bir konu başlığı. 

Bu konuda muhalefetten görebildiğimiz teşebbüsler genel olarak, Erbakan fotoğrafı önünde hizalanmaya rahmet okutturacak işler. Karşı tarafça ancak “endişelenmeyin, her şeyi sizin istediğiniz şekilde yapacağız” gibi anlaşılacak jestler. Yani kendi sağlam hedeflerini ve perspektifini ikna edici tarzda ortaya koyma ve bu şekilde kendisine yönelik güven oluşturmanın yerini tutmayan, aksine tedirginlik yaratan yapay samimiyet hamleleri. 

 

Muhalefetin m’si

 

Evet, bir vakitlerin gözde tâbiriyle “silkelense” düşecek bir iktidar var, askerî-polisiye şiddetinden ayrı, yalnız siyasî niteliğiyle ele alındığında. Bundan böyle yalnız daha fazla şiddet, gürültü, korku, toz-dumanla orada kalabilir. Ülkeyi savaşa sokup mahvetmeyi göze alır mı? Belki onu bile alır. Yapabilecek gücü var mı? Var, çünkü başta kalmak dışında kaygısı yok. İHA’larımız, SİHA’larımız falan derken, kendimizi belanın ortayerinde bulabiliriz.

Lâkin bu defa bu senaryoyu baştan iğdiş eden bir etken var, şimdilik sadece karanlığın içerisinden ucu gözükmüş bulunan: Muhalefet alışıldık kanlı oyuna bir defacık iştirak etmedi, muhalefetin m’sini gösterdi, gördük, ne oldu! Kurulu oyun düzeni zangır zangır sallandı. Sadece bir kerecik itirazla! Eğer muhalefetin iktidarı devirip yerini almaya dönük sağlam bir oyun planı olsaydı, Garê felaketi ertesinde bu planın birkaç aşaması birden geçilmiş olurdu, sanıyorum. 

Ancak mevcut şartlarda buradan sadece bir yön tabelası çıktı. Çoğumuzun tarif ve tasvir etmekten dilinde tüy bitmiş olan şu mâhut tabela. Yine de iktidar katındaki şaşkınlık ve sarsıntı büyüktü.

Fakat bunu hemen İYİP’in işgüzar gevezesinin “fezlekelere evet deriz” çıkışı izledi. Ve muhalif enerji, hırçın dalgalı denizde midesine hakim olmaya çalışan yolcunun çırpınışına harcanmaya başlandı yeniden, vapura yol vereceği yerde.

Bildiği yöntemlerle artık yönetemeyen, çıkar veya korku bağıyla kendisine bağlı olanlar dışında kimseyi ikna edemeyen, cezbedemeyen iktidar bir yanda, hedefi soyut, belirsiz, hangi adım için hangilerinin hangileriyle ne kadar anlaşabildiği ve birlikte yürüyebileceği belirsiz, ortak irade ve güven yaratabilme kapasitesi bu yüzden düşük, parçalı muhalefet öbür yanda; tıkandık kaldık.

İktidar, seçmen örgütlülüğü ve oy kapasitesi bakımından anahtar parti konumundaki HDP’yi ezip fiilen yok etmeye çabalarken muhalefetten doğru dürüst ses çıkmıyor. HDP’yi partiden sayıp yanlarına alsalar mı almasalar mı, tereddütler içerisindeler. Başka şansları varmış gibi.

Tıkanıklığı açmayı sağlayacak zorlu temasları, tartışmaları, çekişmeleri, itişmeleri, küsmeleri, barışmaları açık zihniyle, sağlam perspektifiyle, zekâsıyla, güvenilirliğiyle, enerjisiyle, kararlılığı ve güleryüzüyle aşabilecek siyasetçilerimiz var mı? 

Tam da bu tarife uygun birini tanıyorum.

  • Abone ol