• 10.05.2021 07:24
  • (100)

Sedat Peker, gazetelerden, tv kanallarından gerçekte ne olup bittiğini öğrenemeyeceğini artık iyi bilen yüz binlerce kişi tarafından takip edilen videolarının üçüncüsünde, mealen şöyle soruyor: Yahu, yirmi bin, otuz bin kişi geliyordu davetlerime, siyasetçisi, gazetecisi, şusu busu… Beni en iyi işadamı, en hayırsever falan seçiyordunuz, ödüller veriyordunuz… Ne oldu? Nasıl şimdi suç örgütü lideri oldum? Haklı. Bugün birileri, zavallıca, riyakârca gayret içerisinde, “suç örgütü lideri” klişesini mütemadiyen tekrarlayarak, Sedat Peker’i, belli ki bütün ilişkileri ve marifetleriyle ortayerinde yeraldığı yakın geçmişlerinden uzaklaştırmaya çabalıyor. İmkânsız çaba bu. Onlar üsteledikçe ortaya döküleceklerle, bu imkânsızlık infiallere, paranoya krizlerine, şimdiye kadar bizim bile görmediğimiz aşağılık kıvırtma manevralarına, kısaca, riyakârlık operasına hayat verecek. O da evvelâ ortaoyununa, sonra müsamereye dönüşecek. En müthiş yerli-millî sanatımız.

Yaşananların en berbat tarafı, kötü adamların itiş kakışında biz sözde yurttaşların tamamen enayi yerine konmamız ve gelenin gidenin üstümüzden geçmesi. Peker’in derhal uyandığı, belki uyandırıldığı üzre, ATV’deki dizinin arasına, ona gönderme içeren sahne koymuşlar. Sırf bunun için karakter ve diyalog eklemişler. İnsanlar da kurmaca dizi diye seyrediyor. Toplumca böylesine ucuz numaralarla aşağılanmamızın umarım bu dünyada bir karşılığı vardır.

Yukarıdaki başlık bana ait değil. Milliyet’in 24 Mayıs 2002 tarihli haberi bu başlığı taşıyor.

O halde okuyalım:

“Reis lakaplı Sedat Peker, Turan idealini temsilen, dünyadaki bütün Türkleri internet aracılığıyla buluşturmayı amaçlayan ‘www.ozturkler.com’ sitesini, birbirinden ilginç konukların buluştuğu bir törenle açtı.”

Âdetâ masumiyet devrindeyiz. “Reis lakaplı” :) Sedat Peker’i anlatacak sıfat olarak gazete bunu bulmuş! Üstelik sitenin kuruluş maksadını da, “Karagümrüklü gençler arasında basketbolu yaygınlaştırmak amacıyla” türünden, gayet nesnel bir ifade sayıp, tırnak içine bile almadan aktarmış. Herkes her an “Turan idealini temsilen, dünyadaki bütün Türkleri internet aracılığıyla buluşturmayı” amaçlayan birşeyler yapabilirmiş, “dünyadaki bütün Türkler” lafında hiç acayiplik yokmuş gibi.

Belki diyeceksiniz ki, Sedat Peker’in internet sitesi kurması ve buna görkemli açılış töreni yapması zaten başlıbaşına tuhaf değil mi? 2002 Mayıs’ında sahiden tuhaf karşılanmıştı. “Ne ya bu şimdi?” demişti gazeteciler birbirlerine. Fakat başka birilerine göre değilmiş demek ki. Çünkü, haberden okuyalım: “Sitenin açılışı, Hilton Convention Center’da, 1.500 kişinin katılımıyla yapıldı.” Efendim? Bin beş yüz mü dediniz? Evet.

Devam edelim: “Peker’in kurduğu sitenin tanıtım gecesinde tüm davetlilere girişte 14 ayar altından rozet hediye edildi.”

Burada kessem de olurdu belki. Kesmeyeyim de manzarayı tamamlayalım. Yakın tarih bilgimiz çok eksik.

Haber, “Eken’e alkış yağmuru” arabaşlığıyla devam ediyor. Bahsedilen, Susurluk Skandalı kahramanlarından Korkut Eken. Ama sırada önce “Türklük haritası” var: “Davetliler, duvarlardaki Türk hükümdarlarının fotoğraflarına bakarak gözlemelerini yerken, dev bir Türklük haritası önünde demir dövüldü. Otağ gibi düzenlenen mekânda Mehteran grubu da bir gösteri sundu. Gecenin sunuculuğunu Erkan Yolaç üstlendi. Eski Devlet Bakanı Mehmet Ali Yılmaz, Türk dünyasına hizmeti geçen Türkçülere birer plaket verirken; cezaevindeki Korkut Eken’in plaketi oğlu Koray Eken’e verilirken salon alkışlarla inledi. Emekli orgeneral Muhittin Fisunoğlu ise plaketini almaya gelmedi.” Haberi yazan ve Milliyet yazıişleri “Türklük haritası”nı gözünde nasıl canlandırdı, merak ediyor insan. Sizden de, değerli genç okurlar, yine Google araması yapmanızı rica edeceğim, “Korkut Eken” yazıp. Bakan Mehmet Ali Yılmaz’ın eski Trabzonspor başkanı olduğunu sizi zahmete sokmadan ekleyeyim. Önemsiz olmayan ayrıntıdır.

“Peker plaketini almadı”. Sonraki arabaşlık bu. “Töreni uzaktan manevi oğlu olan şarkıcı Küçük Onur’la izleyen” Peker, plaketi niye almamış? Kendi hazırlattığı için olabilir mi? Yok. Şöyle demiş: “İnsanlar layık oldukları şeyleri almalı. Ben bu ödüle layık değilim. Ülkemize daha çok hizmet etmemiz lazım.” Bunları ödülü icat eden olarak söylüyor. Tevazu başka şey.

O halde devam: “Ödül töreninin ardından modern dans grubu Kafkas oyunları sergiledi. Gecenin sonuna doğru Muazzez Abacı sahne aldı.”

Geceye katılan tek ünlü elbette Abacı değil. Sahne almadan orada bulunan ünlüler de var. Bin beş yüz kişiden sözediyoruz: “Geceye Futbol Federasyonu Başkanı Haluk Ulusoy, Abdülhaluk Çay, Sadi Somuncuoğlu, emekli general Veli Küçük, Prof. Şener Üşümezsoy, Ord. Prof. Reha Oğuz Türkkan, İbrahim Tatlıses, Mehmet Ali Erbil, Adnan Şenses, Seda Sayan, Gönül Yazar, Osman Yağmurdereli, Hakan Altun, Şenol İpek ve Cengiz Kurtoğlu da katıldı.”

Gazeteciler bazılarından görüş almış. Veli Küçük, meselâ, “Türk birliği mutlaka tecessüs edecektir,” demiş. “Asil Türk milletinin yolu Tanrı dağlarından, Ergenekon’ dan geçecek. Globalleşmeye ve Avrupa Birliği’ne karşı değiliz. Ancak onurluca girmek istiyoruz. Yalvarmayacağız. Dostum Peker ne iyi etmiş.”

Bu “yalvarmayacağız, onurumuzla gireceğiz” motifi bir dönem, AB karşıtlarının tekerlemesiydi, tahmin edebileceğiniz üzre. AB’ye uyum için gereken her şey -kabaca, demokrasi, hukuk, vs.- onurumuzu zedeliyor sayılırdı.

Hilton’da, girişte altın rozet dağıtılan 1500 kişilik davetle açılan -herhalde dünyada tek- sitenin sahibi Sedat Peker de “Turan ideali”nden sözetmiş, onu “sanal ortamda sağladık”larını ileri sürmüş. “Dünya üzerinde yaşayan 300 milyon insana ulaşmak için böyle bir internet sitesi kurduk,” demiş. Ardından söyledikleriyse, bugün epey mesele çıkarabilecek şeyler: “Siteyi Türkçenin yanı sıra, Rus mezalimi altında yaşayan Türklere ulaşmak için Rusçada da yaptık.”

İbrahim Tatlıses de havaya uyup Türklük şuuruyla konuşmuş: “Dostum Peker’in böyle bir internet sitesini hizmete açması çok güzel. Londra’ya, Paris’e gidiyorum. Oradaki insanlar tarihlerine sinek bile kondurmuyor, biz böcek bile konduruyoruz. Türklerin birliği için önemli.”

Milliyet’in haberindeki rahatlığa hayran olmamak elde değil. Ya da kanımız donacak. Arası yok. Haberin devamı, “Sanal ortamda çatışma çıktı” arabaşlığıyla geliyor: “Sitede, ülkücülerle sol görüşlü olanlar arasında sokak çatışmaları kadar ürkütücü mesaj çatışmaları yaşanıyor.” Haberi yazan ve sayfaya koyanların sokak çatışması nedir bilmedikleri nasıl da belli! Devam: “Cahit Sıtkı Tarancı’nın ‘Ben ölecek adam değilim’ adlı şiirinin altında yer alan görüşler kısmında, kendisini Marmara Üniversitesi Yurtsever Demokrat Öğrenci Lideri olarak tanıtan Ali Ekber Kul, ‘Koyu bir sosyalist olarak size sesleniyorum; yolumuz devrim yolu, gelin kardeşler gelin, yurdumuza faşist doldu, vurun kardeşler vurun’ diye yazıyor.”

Sosyalistliğini “koyu” sıfatıyla tanımlayacak sosyalist var mıdır, pek şüpheli. Muhabirle yazıişleri bununla ilgilenmemişler, eğlenmişler belli ki. Binlerce insanın öldüğü eski sokak çatışmaları benzetmesini hoş buldukları gibi, gerisi de aynı şuursuzlukla geliyor: “İnfaz kararı aldılar” diye arabaşlık atmışlar: “Ülkücüler de ‘Senin bu sitede ne işin var. Defol git Rusyaya!’ ya da ‘Unutma ki her sözün bir bedeli vardır ve sen bu bedeli ağır ödeyeceksin!’ diye tepki gösteriyor. Sol söylemlere en büyük tepki ise, Türk İntikam Tugayı imzasıyla dile getirilmiş: ‘10.05.2002’de www.ozturkler.comda sosyalist söylemler yapan Ali Ekber Kul hakkında infaz kararı oybirliğiyle alınmıştır. İnfaz en kısa zamanda gerçekleştirilecek.’ Bu arada siteyi beğenmediklerini belirtenlerin bağlantısı anında kesiliyor.”

Türk İntikam Tugayı (TİT), birçok cinayetin altına imza atmış, sahici bir cinayet örgütü. Muhtemelen devletçe korunan kollanan -ya da bizzat kurulup sahaya sürülmüş- suikast timi olarak görev yapmıştı. Faşistler bazen bu adı kullanarak hava basarlardı. Burada da muhtemelen biri o adı kullanıp caka satıyor. Gazete de hiiiç oralı olmadan aktarıyor.

Haberin devamında bir kısa Sedat Peker biyografisi yeralıyor: “…Adı ilk kez ‘Uyuşturucuyla mücadele eden baba’ olarak duyulan Peker, Susurluk Raporu’na da girdi. ‘Tehditle tahsilat yapmak’, ‘zorla alıkoymak’, ‘adam öldürmeye azmettirmek’ suçlarından 7 ay aranan Peker, teslim olacağını bildirerek, 19 Ağustos 1998’de Romanya’dan Türkiye’ye geldi. Ekim 1998’de Peker ve 12 adamı hakkında İstanbul DGMde, ‘Çete kurmak ve yönetmek’ suçundan dava açıldı.”

Muhtemelen basın tarihinin en aldırışsız, en rahat haberi ödülüne oynayan meslektaşlarımız, “Hapiste rokfor keyfi!” arabaşlığıyla devam ediyorlar: “Peker, 24 Mayıs 1999’da tahliye edildi. Peker’in halen tutuksuz yargılandığı dava, ‘çete’ suçları DGM yetki alanından çıktığı için İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi’ne gönderildi. Bayrampaşa Cezaevi’nde tutuklu bulunduğu 8.5 ayda Peker krallar gibi yaşamıştı. Rokfor peynirinden çamaşır makinesine kadar her istediğini cezaevine getirtmişti. Kokoreç makinesi dışında…”

Hilton’da altın dağıtmalı, mehteranlı, otağlı, bin beş yüz kişilik “site açılışı” haberi böyle. Peker’e isnat edilen suçlar yukarıda. Sitenin Türk dünyasını birleştiremediğini biliyoruz, ama o salonda birleştirdiği bir topluluk vardı işte. Şimdi Peker’in her adı geçtiğinde “suç örgütü lideri, suç örgütü lideri…” diye bağırarak tüyüp kuytu köşelere saklananların aralarında olduğu.