• 27.05.2021 23:07
  • (90)

BİR NOT: Kısaltarak aktaracağım bu yazı dizisinin daha uzun ve ayrıntılı -ama daha düzensiz- aslı, vaktiyle (2000’lerin ortalarında), günlük medya eleştirisi sitesi Medyakronik’ten ayrıldıktan sonra yürüttüğüm Haysiyet.com’da yayımlanmıştı.

Olayımız 8 Haziran 1967’de geçiyor. İsrail ile “Arap İttifakı”, “Altı Gün Savaşı”na tutuşmuşken. 

İttifak Mısır, Suriye ve Ürdün’den oluşuyor, Irak, Suudi Arabistan, Sudan, Tunus, Fas ile Cezayir’den asker ve silah yardımı görüyordu. 5 Haziran’da başlayan ve sahiden topu topu altı gün süren savaşta İsrail kesin zafer kazanacaktı.

Savaşa varan gerilim artarken, ABD donanmasına ait istihbarat gemisi USS Liberty, Batı Afrika sahillerinden Doğu Akdeniz’e gönderilmişti. 5 Haziran’da, İsrail anî saldırıyla Mısır’ın hava kuvvetlerini yerdeyken mahvettiğinde, Liberty bölgeye varmıştı. Geminin komutanı William McGonagle, 6. Filo komuta merkezinden Amiral Martin’den, Liberty’ye eşlik edecek bir destroyer göndermesini istemişti, çünkü asıl görevi istihbarat olan Liberty, ciddî saldırıya uğrarsa kendini savunabilecek şekilde donatılmamıştı.

6 Haziran günü, Martin şöyle cevap verdi: “Liberty, uluslararası sularda seyreden, kimliği açıkça belirli bir Amerikan gemisidir, çatışmaya herhangi bir şekilde katılmamaktadır ve herhangi bir ulusun ona saldırması için herhangi bir mâkûl sebep yoktur. İsteğiniz reddedilmiştir.” Amiral yine de beklenmedik bir durum olur ve gemi saldırıya uğrarsa, 6. Filo uçaklarının 10 dakika içinde Liberty'nin üzerine ulaşacağını eklemişti.

7 Haziran akşamı, Liberty Gazze'nin 13 mil açığındayken, Pentagon, ardarda mesajlarla, geminin kıyıdan önce 20 mil, sonra 100 mil açığa çıkmasını istemişti. ABD genelkurmayı, istihbarat gemisinin “fazla göze batmış” olabileceği endişesi duymaktaydı. Neden, kimden çekiniyorlardı? Yanlışlıklar sonucu mesajlar Liberty’ye ulaşmadı. Gemi konum değiştirmedi, 8 Haziran günü, Gazze açıklarında seyretmekteydi. Hep uluslararası sulardaydı.

Sabah saat 09.00'da işaretsiz bir uçak geminin üstünden geçip kıyıya döndü. Saat 10.00’da iki jet daha geldi. O kadar yakından geçtiler ki, Liberty'deki subaylar dürbünlerle, uçaklardaki roketleri saydılar, pilotları gördüler. Geminin etrafında üç tur atan uçakların pilotlarının da gemideki işaretleri ve Amerikan bayrağını görmemeleri mümkün değildi. 10.30’da, bu defa bir nakliye uçağı ağır ağır geminin üstünde turlayınca, Liberty’dekiler bunu geminin kimliğinin tesbit edildiğine işaret saydılar. Aynı uçak yarımşar saat arayla iki tur daha attı.

Saat 14.00’te birden saldırı başladı! İki Mirage birden gemiyi vurmuştu. Beş dakika süren saldırı boyunca Liberty kendini savunamamıştı, Mirage’larla başa çıkabilecek savunma silahları yoktu. Jetler işaret taşımıyorlardı, ama İsrail ordusuna ait oldukları belliydi, çünkü Araplarda Mirage yoktu.

Gemi komutanı McGonagle Deniz Harekât Komutanlığı’ndan yardım istedikten hemen sonra, yine hiçbir işaret taşımayan üç Super-Mystère uçağı belirdi. Gelip gemiye düzinelerce roket ve napalm attılar. Kısa bir aranın ardından yine iki Mirage gelip gemiyi vurdu. Hepsi 22 dakika sürmüştü.

Gemidekiler 6. Filo ile irtibat kurmak için didinmişlerdi. Jet pilotları Liberty'nin kullandığı telsiz frekanslarını bloke ettiğinden bu çok zordu. Sadece roketlerini ateşledikleri sırada frekans açılıyor, bu birkaç saniye içinde telsizci bağlantı kurmayı başarabiliyordu. 

Liberty'nin imdat çağrısını ilk alan, uçak gemisi Saratoga'ydı. On iki F-14 Phantom uçağı ve dört tanker uçağına Liberty'yi savunmak için kalk emri verildi. 6. Filo amiral gemisi Little Rock'a da mesajlar ulaşmıştı. Liberty’ye “yardımınıza geliyoruz” haberi verildi.

Yardım gelmedi. Washington ile temas kurulduğunda on iki uçak henüz kalkmıştı. Savunma Bakanı Robert McNamara bizzat telsiz başına geldi ve, "O uçaklar derhal geri çağırılsın," dedi. Liberty’ye yardım için uçak göndermeye bir defa daha kalkışıldı, ona da Washington engel oldu. Beyaz Ev, sahadaki askerlere Pentagon aracılığıyla, İsraillilerin yaptıkları "yanlış"ın farkında olduklarını, saldırıyı durdurduklarını, gemiye yardım edeceklerini bildirdi.

Uçakların saldırısında dokuz denizci ölmüş, altmışı yaralanmıştı. 

Saldırı bitti sanılırken sahneye hücumbotlar çıktı. Gemiyi batırma niyetlerini açıkça gösterir şekilde, su kesimi hizasına torpil atıp koskocaman delik açtılar, toplarını ateşlediler. Liberty’nin tahlisiye botlarının çoğu harap olmuştu. Üç kurtarma salı sağlamdı, mürettebat onları indirdi. İsrail hücumbotları sallara ateş açıp ikisini tahrip etti -ki, bu başlıbaşına savaş suçuydu-, üçüncüsünü ele geçirdi.

Sonuç katliamdı. 34 ABD denizcisi ölmüş, 171'i yaralanmıştı. Kendileri açısından “işlem tamam” manzarasını gördükten sonra İsrailliler, sağ kalanlara yardım önerdiler. Liberty mürettebatı kabul etmedi.

Liberty Malta’ya çekildiğinde, gövdesinde 821 roket, 3.000 mermi izi vardı. Milyonlarca dolar değerindeki özel donanımlı gemi harap olmuştu.

Olayı soruşturan askerî mahkeme heyetinin başındaki Amiral Isaac Kidd Jr. Malta’da Liberty gazilerini grup grup karşısına alıp yaşadıklarını anlattırdı. Her defasında rütbe işaretlerini çıkarıp kenara koyuyor, “Şimdi erkek erkeğe konuşuyoruz, her şeyi anlatın,” diyordu.  Anlattılar. Ama amiral onları dinledikten sonra yıldızlarını takıyor, “Şimdi resmî olarak konuşuyorum,” diyordu. “Bunlar hakkında, hiçbir zaman, tekrar ediyorum, asla hiç kimseyle, eşlerinizle bile konuşmayacaksınız. Konuşursanız, askerî mahkemeye çıkar ve ömrünüzün gerikalanını hapiste geçirirsiniz - daha kötüsü de olabilir!”

Sağ kalanların çoğu yıllarca sahiden sustular. Sonra, olanları hazmedemeyip konuşmaya başladılar.

Liberty'nin Araştırma Departmanı'nda görevli Ön Yüzbaşı David Lewis, kendilerine destek göndermekle görevli olan 6. Filo amirali Lawrence Geis ile olaydan kısa süre sonraki görüşmesini açıkladı, meselâ. Amiral, McNamara’nın yardıma yollanan uçakları geri çağırttığını doğrulamış, hattâ bu emri tuhaf bulduğu için teyit ettirdiğini söylemişti. Teyit büyük yerden gelmişti: Başkan Johnson’dan. Amiral diyordu ki: Kimin öldüğünü veya gemiye ne olduğunu önemsemiyorlardı.

McNamara’nın ilk parti uçakları geri çağırtışı, Washington’ın henüz saldırganların kimliğinden emin olmayışına ve eğer saldıranlar Ruslarsa bunun onlarla savaşa tutuşmayı gerektirebileceğine bağlanıyor. İkinci geri çağırma emriyse, İsrail “kaza” haberini verdikten sonra gelmişti.

Geis, Liberty'deki felâketi yaşayan meslektaşından, kendisi ölene kadar bunları kimseye anlatmaması sözünü almıştı. Amiral 1980'de hayata gözlerini kapadığı için bunları öğrenebildik.

 

“Kazaydı” yalanı

Sadece Akdeniz'deki ABD 6. Filo’sunun kumanda merkezi değil, 9500 kilometre ötede, Washington’da bulunan yetkililer de Liberty’nin kasıtlı saldırıya uğradığını biliyorlardı. Çünkü Lockheed EC-121 tipi ABD casus uçağındakiler USS Liberty’nin yakınında dolaşıyordu; olayı izlemiş, saldırıyı düzenleyenlerin telsiz haberleşmesini dinlemişlerdi.

Her şey ortadayken ABD Başkanı Lyndon Johnson geminin “yanlışlık kurbanı olduğu” masalını yutmuş görünecek, özürleri kabul edip konuyu kapatacaktı.

İsrailliler geminin kullandığı telsiz frekanslarını nereden bildiklerini ve niçin bloke ettiklerini hiçbir zaman açıklayamadılar. Uçaklarında niçin hiçbir işaret bulunmadığını da.

ABD ordusunun uzmanları ve gizli servis elemanları, ortada yanlışlığın filan olmadığından, İsrail'in gemiyi özel olarak hedef aldığından emindi. Hattâ, “gemideki bütün mürettebatı farelerle birlikte denizin dibine göndermek istedikleri” o kadar belli ki, demiş bazıları, tahlisiye sallarına bile ateş ettiler. Etmişlerdi.

Dünyanın en büyük, en gizli ve en modern casusluk örgütü” NSA üzerine çalışan araştırmacı gazeteci James Bamford, 2001 Nisan'ında, ABD'nin büyük istihbarat başarılarını ve skandallarını birarada ele aldığı Body of Secrets adlı  kitabını çıkardı. Der Spiegel dergisinde Siegesmund von Ilsemann, aynı ay içinde, Bamford’un kitabındaki en çarpıcı bölümlerden birini özetledi. Anlattıklarımın bir bölümü bu yazıya dayanıyor.

Washington Report On Middle East Affairs’deki iki yazı da kaynaklarımızdan. Derginin aralık 1999 sayısında yeralan yazı, 1976'da emekli olmadan önce ABD'nin Suudi Arabistan büyükelçisi olarak da görev yapan James E. Akins’in Washington Filistin Politikası Araştırma Merkezi'nde yaptığı konuşmanın derlenmiş metni.

 İkinci yazı, derginin Haziran/Temmuz 1997 sayısından: “30 Yılık Bir Soruşturmanın Anatomisi”. Lejand şöyle: “USS Liberty: Periskop Fotoğrafı Sonunda Gerçeği Ortaya Çıkarabilir”. Yazarı, James M. Ennes, Jr., USS Liberty saldırıya uğradığı sırada onun güvertesinde yaralanan teğmen. Gemisinin başına gelenler üstüne yazdığı bir kitap var: Assault on the Liberty.

Bunun gibi, birinci elden bir kaynağımız da USS Liberty gazilerinin web sitesi. Dehşeti yaşayan, kurtarma sallarının bile tarandığını gören ve her şeye rağmen sağ kalan insanlar, o gün bugündür olayın peşini bırakmadılar.

“8 Haziran 1967’de, USS Liberty'i İsrail devleti silahlı kuvvetlerinin düzenlediği bir kombine hava-deniz saldırısına karşı savunmaya çalışırken hayatını kaybetmiş 34 genç insanın anısına” hazırlanan sitede, öfkeden çok vakar ve hüzün havası var. Oysa öfke için de bol sebep var. USS Liberty'nin başına gelenleri Hitler sempatizanı Neo-Nazilerin İsrail karşıtı propaganda malzemesi haline getirişine tavır koyuyorlar, Neo-Nazi’lerle hiç ortak yönleri bulunmadığını, onlardan gelecek desteği istemediklerini ilân ediyorlar. (Aktardıklarımla ilgili fotoğraflar için sitenin galeri bölümüne göz atabilirsiniz.)