• 2.01.2022 10:00

Yılın ilk günü belki iyi bir yazı değil ama…
Hepimize iyilikler dilesem de, 2022 için emin olduğumuz tek mesele de bu muhtemelen.
Başlık da biraz yanıltıcı olabilir, kabul ediyorum.

 “Omicron”un bu topraklardan çıktığını biliyor muyduk?
İlkel halinin Akdeniz kıyılarımızdan, modern biçiminin ise tam olarak Foça, yani İzmir civarından?

Salgına adını veren “küçük o harfi” yani “O-micron”un alfabede, seste, yazıda serpildiği yer buralar.
Bunu biliyoruz ama şu anda dünyada 1 milyon (veya isterseniz 100 bin) nüfus başına Covid19-Covid21 vakasının olduğu bu topraklarda, ölümlerin gerçek sayısını tam bilemiyoruz.
Çünkü vaka-ölüm oranı, vaka oranının bizimki gibi yüksek olduğu birçok ülkenin epey altında.
Ya iyi korunuyor, iyi koruyoruz birbirimizi. Etrafımıza bakınca, “acaba” şüphesiyle beraber.
Ya aşılama seviyesi iyi savunuyor ya genç nüfus oranı… ve ille de yumruklu yahut sistemli saldırıya uğrasalar da, sağlık çalışanları.

Fakat artık şunu biliyoruz:
Türkiye’deki kısıtlı araştırmalarda da, ABD, İngiltere, Fransa, İtalya gibi ülkelerdeki daha geniş ölçekli çalışmalarda da, aslında hepimizin bilebileceği gerçek kanıtlanıyor:
Corona, Covid ve şimdi de hakim virüs türü olan Omicron, esasen bir “çalışan sınıf” hastalığı.
Daha açık biçimde de, hizmetlerde, temizlik işlerinde, sağlık alanında, kalabalık işyerlerinde çalışan mavi-beyaz yakalı işçilerin, memurların!

Kalabalık evlerden çıkıp kalabalık ulaşım araçlarına binip kalabalık işyerlerine veya çok sayıda temasa maruz kaldıkları iş ortamlarına gidip kalabalık yemekhane veya lokantalarda karnını doyurup kalabalık yerlerden bir poşet doldurup kalabalık taşıtlarla kalabalık hanelerine dönenlerin!

Virgülsüz ve soru işaretsiz. Ünlemli.

Böyle o kadar çok çalışma var ki.
Burası “sınıfsal ve etnik ayrım yapılmayan bir memleket olduğu için” değil mi Sayın Koca; başka ülkelerde, misal ABD’de o çalışanların en kötü durumda olanlarının da Kızılderililer, Latin kökenliler ve siyahlar olduğu da ortaya çıkmış.
Öyle ki, Corona ölümleri erkeklerde kadınlara göre daha yüksek olduğu halde; bu “alttakiler”den olup çalışan kadınların vaka ve ölüm oranı “beyaz erkekler”e göre daha da yüksek.

Siz de kendi ülkenizde bu tanımlara en yakın, en münasip kardeşlerinizi bulabilirsiniz tabii!
Covid teşhisiyle sayılmışsa ve çok şükür yenmiş ve hala sağsa.
Yoksa ölüm nereden gelirse gelsin, nasıl gelirse gelsin acı tabii ve ölüm istatistiklerinde Corona tam sayılmamış olabiliyor.

Sadece ulaşım, çalışma, barınma koşullarından ötürü değil; Corona’nın herkese açtığı, ama araştırmalara göre sınıf savaşına dönüşen saldırılarında yenik düşmek.

ABD’de yapılan araştırmalara göre; misal şeker, solunum yolları hastalıkları gibi bedeni eriten, tüketen, zayıf düşüren ne varsa, en alttaki yüzde 20 nüfusta en üstteki yüzde 20’ye göre üç kat daha fazla.

Yetersiz beslenme, karın doyurma, açlık bastırma, konutta sağlıksız, hijyenden uzak şartlar, sağlık sistemine uzaklık, “kendine dikkat et” temennilerinin eksikliği gibi faktörler tamam da…
Esas sorun, açlık ve işsizlik endişesini sırtında taşıyan ve daha genç yaşlarda bitkin düşen bu bedenlerin, zihinlerin, ruhların, kalplerin; “çok şükür iş” ortamlarında maruz kaldıkları da.

Erkenden çürümeye yüz tutan ciğerler, yorulan kalp, bedenin her köşesine sızan kimyasallar, dumanlar, tozlar, zehirler; meslek hastalıkları, sınıf hastalıkları!

Maskeyi, hele aşıyı filan umursamayanlardansanız…
Hiçbir şikayetiniz, belirtiniz yokken dahi…
Milyonlarca virüs zerreciği (yoksa milyarlarca mı) taşıyabileceğinizi, sevdikleriniz başta, hiç tanımadıklarınızı da ölümün veya kalıcı hasarların kıyısına taşıyabileceğinizi de bir ara düşünecek vaktiniz vardır belki.

Hele o kişiler, sizden de zayıf bir ciğere sahip, emeğinin karşılığı olarak bu sinsi ve hain dünyanın üstüne kustuğu bedensel saldırılara maruz ise.

Belki de o sizsiniz zaten!

“Omicron” harfinin mucidi Fenikeliler, ticaret, gemiler ve kolonilerle bir Akdeniz imparatorluğu kurmuştu adeta.
Daha da genişlerken onları ilk alt eden, o günkü versiyonu veba olan bir dizi salgındı.
Veba salgını ile mücadele de, ilk büyük dehayı biraz daha bekleyecek, o da Galen adıyla yine bu topraklardan, Bergama’dan çıkacaktı!

O yüzden, yazdıklarım bir yana, umut bu toprakların dokusunda da kokusunda da vardır.
Yeter ki gün eksilmesin pencerenizden!