• 4.05.2014 00:00
  • (2482)

 Buralardan bakınca ve buradaki aydın ve sendikacı dostlarla konuşunca, Ukrayna resmi daha açık göründü gözüme… Günümüzün dünyasallaşması (globalleşmesi) insanın kendi “kümesinden” çıkmasıyla daha iyi hissediliyor… Sorunlar aslın da “özel gözetilerek” ama aynı lisanla anlatılıyor ve okunuyor her yerde… Sarkıp etrafa bakınarak, “ama bizim ülkemizin şartları…” gibi teranelere kapılmadan dünyayı ve özeli okumaya çalışmanın doğruluğuna bir kez daha inandım… Bizde genellikle “sol” yelpazedekiler ve muhafazakarlar söze hep “ama bizim ülkemizin şartları…” diye başlarlar ve bu yüzden hep dünyadan koparalar…

Batı’nın dünyayı ve özellikle bölgemizi yeniden dizayn etme projesinin önemli bir durağı Ukrayna… Burada ayakları dolanmaya başladı… Bu proje ülkeyi kargaşaya, ülke insanlarını da felakete sürüklüyor her geçen gün… Almanya’dan özel olarak teçhizatlandırılmış olarak Ukrayna’ya gönderilen Dünya ağır sıklet boks şampiyonu Kliçko’nun siyasal hereketi, her geçen gün daha da “Nazileşiyor”… Bunu Almanya’dan görmek daha da önemli… Ukrayna resminin bütününü doğru analiz etmeden, Türkiye’nin son bir yıldır yaşadıklarını doğru analiz etmek mümkün değil… Hiç bir ülke dünyada yalnız, tek başına değil… Dünyasallaşmanın sonucu olarak bu normal…

Türkiye’deki dönüşümlerde yaşam tarzlarını tehlikede gören her katmandan insanların sıkıntılarını, bir “halk hareketine” dönüştürebileceklerine inananların, halkın çoğunluğunun bu “dönüşümlerden memnun olduğu” gerçeğini görememeleri, daha da önemlisi her zaman kullanmaya alışık oldukları silahlı kuvvetleri kullanma alışkanlıklarına yeni komutan kademesindeki generallerin olanak tanımaması “projeye umut bağlayanları şaşırttı ve daha saldırgan hale getirdi… Oysa ülkeyi seksen sene yöneten ceberrut poitikayı ve ideolojiyi kurtuluş olarak görmek yerine, eğer hiç sevmediğiniz Tayyip Erdoğan’a ve onun iktidarına karşı halkın sempatisini kazanmak istiyorsanız, AK Parti’den daha demokrat olmalısınız… Ceberrut devletin ve onun ideolojisinin izlerinin yok edildiği çağdaş ve demokratik bir anayasa konusunda ısrarcı olmalı ve bu yolda iktidarı sürüklemelisiniz… Bu sizi ilk ağızda iktidara getirmeyebilr… Ama unutmayın, daha ileri olan, daha demokratik olan ve halkın desteğini hak etmiş bir muhalefet iktidarın keyfiliğini, aymazlığını frenleyerek onu dengeye getirebilir… Biraz pencerenizden sarkıp etrafa bakın… Eğer halkın desteğine sahip bir sosyaldemokrat  hareket (SPD) olmasa, eğer toplumun saygısını kazanmış bir yeşil hareket olmasa, giderek kendi ayakları üzerinde duran bir sol-komunist hareket (die LİNKE) olmasa, hatta Liberaller olmasa, bütün bunlara ilave olarak milyonlarca üyesiyle Avrupa’nın en güçlü sendikal hareket ve ülke sathına yayılmış gerçek sivil toplum örgütleri (Hükümet/devlet dışı örgütler) olmasa, bayan Merkel ve onun Hristiyan Demokrat Birliği partisi ülkeyi böyle mi yönetirdi… Ülke muhalefetteyken de yönetilir… İktidarı “iterek”, iktidarı “frenleyerek”, olumlu adımlarda iktidarla “birlikte çalışarak”…

Pencereden dönüp baktığınızda yukardaki örnekte olduğu gibi bir siyasal muhalefet yelpazesi olmayan, yarı devletsel meslek örgütlerinin “sivil toplum örgütü” diye yutturulmaya çalışılan, Ülkede çalışan nüfusun yüzde birini bile örgütleyememiş ama her boka maydonoz “sendikaların” olduğu, bütün siyasi ve sosyal politikanın bir insana ve onun siyasi partisine karşı düşmanlık ve kin üzerine kurulu olduğu ülkeyi görürsünüz… Bu durum açıkça gösteriyor ki, Türkiye’de bir iktidar sorunu değil, bir siyasi ve sosyal muhalefet sorunu var… Bir demokratik sistemde, muhalefetin önemini sadece “iktidara gelince…” diye tarif ettiğiniz sürece, iktidar kendi keyfiliği içinde ve kendi işine geldiğince demokrat olur… Buna da hiç şaşırmayalım…

Yaklaşık üçbin kilometre öteden güzel yurdumda herkeşlere güzel, huzurlu, sevgi ve yaramazlıklarla dolu bir gün diliyorum…