• 26.05.2014 00:00
  • (2528)

  Aslında Köln'den öğrenmemiz gereken demek daha doğru olur belki... Dün neler oldu... Hem Avrupa, hem de Türkiye medyası aldıkları pozisyona uygun olarak Köln toplantısını değerlendirdi ve haber yaptı... Rakamlar her iki taraf için de abartılıydı... Bunu normal karşılamak lazım... Bu her zaman böyledir... Her nümayiş, münfiri ve münafığı tarafından değişik değerlendirilir... Ama bu değerlendirmelerde değişmeyenlere bakarak dersler çıkarabiliriz...

Bence dikat edilmesi gereken en önemli unsur, Köln şehrinin politik ve idari sorumlularının toplantı öncesi çıkarılan Erdoğan aleyhindeki fırtınalara rağmen, olaya sakin ve devlet adamı ciddiyetinde bakması ve öyle davranmasıdır... Aynı anda, nüfusu ve alanı itibariyle İstanbul'un yüzdeonu kadar olan bir çok uluslu-kültürlü bir kentte SEKİZ ayrı nümayiş-toplantı düzenlendi... Toplantılardan biri "hedef" toplantı, yani Tayyip Erdoğan'ın toplantısıydı... Resmi-polis rakamlarına göre onbinlerce insan Almanya'dan ve civar ülkelerden bu toplantı için Köln'e akmıştı... Diğer yedi nümayiş ise, Erdoğan karşıtlarının, Alman ve çok uluslu (tabi Türkiyeli) soldan sağa tüm fraksiyonlarının temsilcilerinden oluşan, yine resmi-polis rakamlarına göre, toplam 30bin dolayında katılımcıyla sokaklardaydı... Bir kere toplantı ve yürüyüş yerleri önceden müracaatlarla ve verilen izinlerle, şehir yönetiminin izin verdiği yerlerde ve caddelerde yapıldı... Sekiz toplantı-nümayiş şehrin öyle yerlerine dağıtıldı ki, gruplar birbirlerini görmediler bile... Almanya'nın ünlü özel polis kuvvetleri (Sınır Muhafızı Polisler) her yerde tam teçhizatla hazır bekledi... Ne polise bir taciz vardı, ne de polisin müdahalesi... Tabii İstanbul'da görmeye artık alıştığımız "silahlı-külahlı" sözde "devrimciler" de yoktu ortada... Dolayısıyla çatışma falan da olmadı...

Demokratik bir ülkede, demokratik protestonun nasıl yapılacağının da bir örneğiydi Köln toplantı ve nümayişleri... Bir kere protestocular, "hayır bize gösterilen yerde değil, Erdoğan'ın toplantı yaptığı yerin etrafında toplanacağız" diye dayatmayı düşünmediler, düşünemediler bile... Şehrin siyasi ve idari sorumluları ne dediyse onu kabul ettiler... Böyle yaptıkları için ne protestolarının kamuya yansıması, ne de görüşlerinin medya tarafından aktarılması daha az olmadı... Tam tersine... Yani üzüm yediler... Protestocular yukarıda değindiğim gibi Almanya'da ve çevre ülkelerde yaşayan değişik uluslardan sol-sağ-faşist bir karmaydı... Aralarına "silahlı-külahlı" kimseyi sokmadılar... Sayıları şu kadar az, şu kadar fazla/abartılı verilse de, meramlarını dile getirdiler, medyada da yankısını buldu bu protesto...

Olayın Türkiye tarafı çok ilginçti bence... Kimileri, "bakın orada polis saldırmıyor... Ne TOMA var ve gaz..." gibi verdiler olayı... Tabi her zaman olduğu gibi resmin tamamından kopuktu bu "gözlemler"... İstanbul'daki "silahlı-külahlı" katiller ortaya çıksaydı, çöp bidonları devrilip ortalık ateşe verilseydi, polise molotof kokteyli, ev yapımı çok parçalı bombalar ve ateşli silahlarla saldırılsaydı görürlerdi o zaman Alman Sınır Muhafızı Polislerin nasıl karşılık verdiğini... Bunun örnekleri çok yaşandı buralarda... Sırf Almanya'da da değil tüm Avrupa ülkelerinde... Bir grup da, toplantı ve nümayişlere katılanların sayıları ve özellikleriyle ilgili abartılara, yalanlara yer verdiler "değerlendirmelerinde"... Ciddi diye tanıdığımız insanların yönetimindeki e-medyada da bu tür yalan-abartılmış-yanlış "değerlendirmeler" vardı... Artık şunu anlamalı-kafalarına sokmalı bu ülkede muhalefetim diyenler... Böyle yalan-yanlış bilgilendirmelerle Erdoğan'ı devirmek değil, onun ömrünü uzatıyorlar... Artık muhalefet yapmayı öğrenseler iyi olur...

Bu kadar uzun olacağını sanmıyordum yazımın... Ama uzadı işte...Pazar sabahınızı işgal ettiğim için üzgünüm... Herkeşlere güzel,huzurlu, sevgi ve yaramazlıklarla dolu bir pazar günü diliyorum... Hala uzaklardan...