• 10.08.2014 00:00
  • (2600)

 Yüzdük yüzdük kuyruğuna geldik... Bugün halkın, yani "cumhur"un tercihi sandıktan çıkacak... Eğer demokrasiye inanıyorsak... Eğer demokrasiyi değişik siyasi görüş ve duruşların birarada yaşaması olarak görüyorsak... Ve seçmenin tercihinin sandıktan çıkacağı konusunda hemfikirsek... "Ama"sız, "fakat"sız sandıktan çıkacak sonucu içimize sindirmek zorundayız... Demokrasi tarihi, henüz, sandıkta buluşan tercihler dışında bir yol tanımadı bugüne kadar... Ülkemizdeki sıkıntı, çok partili seçimler yapıldığından beri, her seçimden sonra, kazanamayanların kazananları tebrik etmemesi ve tam tersine halkın teveccühünü kazanamamalarındaki nedeni kendilerinde aramaları yerine, yakınıp mızırdanmalarıdır... Maalesef bugünkü seçimin sonuçlarının belli olmasındam sonra da bu manzara değişmeyecektir...

Bu seçimin "yeniliği", ilk defa tek kişinin seçimin konusu olmasıdır... Partler, listeler değil, bir tek kişi seçilecek ilk defa... Adaylardan birinden nefret etmek, başka bir adaya sempati duymak ya da hiç bir adayı seçmeye değer bulmamak tamamen kişilere bağlı şahsi duruşlardır... Özellikle adaylardan birinden nefret etmek bizim örneğimizde tüm seçim kampanyasını belirleyen tutumdu... Her seçimde olan tek tük huzursuzluklar dışında üç aday da seçim kampanyasını, kendi olanaklarına göre özgürce yaptı... Elbette adayların olanakları eşit değildi... Bunu adaylara yapılan bağışların miktarında da gördük... Ama bu adayı destekleyen sosyal-ekonomik tabakanın yoğunluğuna ve niteliğine bağlı olarak değişiklik gösterdi... Avrupa ülkelerinde de farklı değil... Ancak devlete ait medyanın (TRT) adaylara eşit zaman ve ilgiyi göstermemesi, bence bu kampanyanın en eleştirilmesi gereken yanıydı... "Adayların hepsi eşitmi ki, ayrılan zaman eşit olsun" gibi demokratik olmayan gerekçelerin arkasına sığınmak, yakışıksızdı... Evet, tüm adaylar devlet açıısından eşit olmalıydı... Maalesef olmadı...

Aslında iki ana politik duruş seçimde adaydı... Birincisi Türkiye'yi 80 sene "biz asılız" mantığıyla yöneten, azınlık olmasına rağmen, çoğunlukmuş gibi davranan ve yavaş yavaş kaybettikleri konumları tekrar kazanmak isteyenlerin adayı bir yanda; öte yanda ise Türkiye'de değişimi, eski ceberrut devlet aygıtının kökten temizlenmesini, tüm kültürlerin ve etnisitelerin eşit haklı vatandaş olmalarını ve her şeyden önce Kürtlerle süren savaşın bütün sonuçlarıyla bitirilmesini isteyen, kendi dünya görüşlerine göre bu hedefleri az ya da çok hedef alan iki siyasi hareketin, AK Parti ve Kürtlerin bugünkü temsilcisi olan HDP'nin adayları... Birinci grubun adayı Ekmeleddin bey, kırdığı potlar ve gerçekten beceriksiz konuşmalarıyla seçim kampanyasının gülünç objesi olmanın ötesine geçemedi...Aslında beni de bu özelliğinin dışında hiç ilgilendirmedi, ilgilendirmiyor...

Ama diğer iki aday, Tayyip Erdoğan ve Selahattin Demirtaş benim izlediğim iki adaydı... Açıkçası önümüzdeki dönemde yepyeni bir Anayasa yapılmasından, kalıcı barışın sağlanmasına kadar bir çok konuda ülkenin geleceği açısından önemli konularda başarıyı birlikte becereceklerine inandığım bu iki adayın, rekabeti daha seviyeli yapmalarını beklerdim... Ama ne Tayyip Erdoğan, ne de Selahattin Demirtaş bence doğru olan "yapıcı" rekabet yolunu seçmediler... En hafif deyimiyle kırıcı, aşağılayıcı ve önümüzdeki dönemde birlikte çalışmayı zorlaştırıcı tavırlar takındılar... Umarım ben yanılırım ve birlikte yaratıcı çalışma bundan etkilenmez...

Seçim kampanyası süresince şöyle yazmıştım:

“Bugün Türkiye'de değişimi, eski ceberrut devlet aygıtının kökten temizlenmesini, tüm kültürlerin ve etnisitelerin eşit haklı vatandaş olmalarını ve her şeyden önce Kürtlerle süren savaşın bütün sonuçlarıyla bitirilmesini isteyen, kendi dünya görüşlerine göre bu hedefleri az ya da çok hedef alan iki siyasi hareket var... AK Parti ve Kürtlerin bugünkü temsilcisi olan HDP... CHP ve MHP'nin ve de onların çevresindeki "mahcup" milliyetçilerin destekledikleri Ekmeleddin beyin bu konulara kafa yorduğu yok... Bunu kendisi ve de destekleyicileri de saklamıyorlar zaten...

Görünen o ki, HDP adayı ikinci tura kalacak olan "en çok oyu alan iki aday"dan biri olamayacak... Bence önemli olan da bu değil zaten... HDP'nin yüzde kaç oyla Kürtlerin ve Kürt olmayan seçmenlerin desteğini alacak olması... Bu oran yüzde on seviyelerine yaklaşırsa ve hatta bu seviyeyi geçerse, önümüzdeki dönemde gerçek bir muhalefetten söz etmemiz mümkün olabilir... AK Parti'nin böyle bir muhalefete ihtiyacı var...” (Cumhurbaşkanlığı, 16 Temmuz 2014)

“Son senelerin ve önümüzdeki zamanın en önemli sorunu Barış ve Kürtlerin "eşit vatandaş" olarak anayasal-yasal haklarının sağlanması, tüm kültürlerin, inançların ve yaşama tercihlerinin eşit haklarla toplum hayatına katılmasını sağlayacak yepyeni bir anayasanın bu bağlamda yapılması değil mi…

 Peki bu konuları ağır-aksak da olsa, mehter yürüyüşü ile de olsa, Kemalistlerin, milliyetçilerin (onlar kendilerine ulusalcı deseler de), cunta meraklılarının ve dahi her türden tutucuların muhalefetine rağmen kimler "sürükledi" bu güne kadar... Oslo'dan bu yana... Kendi sosyal ve siyasi tabanlarının her türden karşı koymalarına, sabotajlarına, eylemlerine rağmen... Bir yanda Abdullah Öcalan'ın iradesinde ifadesini bulan Kürt hareketi, diğer taraftan da Recep Tayyip Erdoğan'ın iradesinde ifadesini bulan AK PARTİ ve onun hükümeti değil mi...” (Sorular, 23 Temmuz 2014)

Bugün de farklı düşünmüyorum... Oyumu hiç kuşku duymadan, vicdanım rahat olarak Recep Tayyip Erdoğan için kullanacağım...