• 19.09.2014 00:00
  • (2463)

 Günlerdir, çok sevdiğim kimi dostlar da dahil, İskoçya "sömürgesinin" Birleşik Krallık'tan ayrılmasını dört gözle beklediler... Avrupa'nın bir kaç on yıldan beri entegrasyonu sürecine rağmen, sınırların kalkıp bir çok konuda ortak yasalar çıkarılmasına rağmen, hala "milli devlet" hülyası görenler hayal kırıklığına uğradılar... Avrupa'da tartışma bitti... En azından İskoçya ile ilgili tartışma... Ama bakıyorum, burada hala yüzde hesapları yapılıyor... Yüzde şu kadar olsaymış şey olurmuş da, acaba oylamada hile var mıymış da... 

Çok hastalıklı olduk mu nedir... Hatta dün bir arkadaşım Almanya'nın eyaletlerini bile ayrılık ihtimalleri arasında saymıştı... Balkanlar'ın bölünen ülkeleri Avrupa Birliği çatısı altında tekrar birleşiyorlar... Ayrılık sevdalılarının ve her şeyden önce de Almanya'nın kışkırtmalarıyla oluşan korkunç savaş hatıralarıyla, binlerce cesedin sırtlarına yükledikleri acıyla ve kinle birlikte...

Birleşen Avrupa'da ayrılık hayalleri henüz bitmedi... Demokratik, eşithaklı, barışçı ve her türlü ayrımcılığı rededen düzenlerde birleşmek için mücadele etmek varken ayrılığı tercih etmenin günümüzde pek sağlıklı olduğunu düşünenlerden değilim... Ama ne yapalım ki serde "ulusların kendi kaderlerini tayin hakkı"na saygı var... Son çözümde uluslar kendileri karar verirler ve bu karara, karşı da olsak saygı duyarız...

İskoçya örneği, bize eşithaklı birleşikliklerde, bir halkın kendi geleceği hakkında karar verme özgürlüğü de dahil ortak karar verme hakkına saygının önemini gösterdi... Olması gereken de budur... Tabi şimdi bunu Türkiye'ye uyarlayarak düşünürsek, bu örneğin eşithaklı olmayan Türkiye birlikteliğine ne kadar yabancı olduğunu görürüz... Birleşik Krallık bu referandumdan korkmadı... Sonuç öteki türlü de olabilirdi... Çok çok Avrupa Birliği'nde birliktelikleri devam ederdi...

Türkiye'de, ben kendi payıma eminim ki, demokratik, eşitlikçi, barışcı ve tüm halklara, kültürlere, inançlara eşit mesafeli bir düzenin ışığı parlasa ve bu, demokratik bir anayasa ile garanti altına alınsa ülkede birlikte yaşama isteği artacağı gibi, bu birliğe daha da katılımlar olacaktır... Bölgede şu an süren kargaşa ortamında özellikle hükümete düşen en acil görev, yaşanası bir ülkenin ihtiyacı olan adımlar için büyük adımlar atmaktır... İkinci sınıf ve daha aşağısı muamele gören bir halkın bu birlikteliği istememesi kadar doğal bir şey olamaz... Bugüne kadar ağır-aksak da olsa süren barış ve demokratikleşme süreci, aynı ağır-aksak makamla sürdürülemez artık... Ankara-İmralı-Kandil görüşmelerine umutla bakmak için her türlü sebep var bence...

Sevgili dostum Memet Arif'in deyişiyle, hadi...