• 26.09.2014 00:00
  • (2431)

 Yurtdışında bir akşam, senelerce önce bir pedagogla sohbet ederken, oğlumdan söz edip, "benim" oğlum demiştim... Bana kapıdaki araba da senin mi diye sorduğunda saçma bulmama rağmen, "evet benim arabam" diye cevaplamıştım... Yüzüme alaycı bir ifadeyle bakıp, "oğlun da senin, araban da senin" dedi... Aralarında fark yok mu diye devem etti... Şaşırmıştım... Kısaca, çocuklara "benim" kavramıyla yaklaşmanın, onlara bir eşya niteliği kazandırdığını, kişiliklerini kendimize göre oluşturduğumuzu, bir ömür boyu ebeveynlerinin parçası/modeli olarak büyümeye mahkum olduklarını anlattı... Bunun çok da saçma bir şey olmadığını düşünmeme rağmen, aklıma, özellikle ebeveynlerin inanç-ahlak-eğitim üçgeni içerisinde çocuklara hemen hemen hiç karar hakkı tanımadığımız konusunda ona hak verdiğimi hatırlıyorum...

İnanç dünyası ve çocukların bu alanda şartlanmaları, toplumdan önce ailede başlıyor... Hemen bütün dinlerde o dine mensup olanların kendiliğindenmiş, doğalmış gibi kabul ettikleri ritüeller çocukları doğumdan itibaren şartlamaya başlıyor... Bu konuda devletin her müdahalesi ise, özellikle yirminci Yüzyılın otoriter rejimlerinde gördüğümüz gibi, devletin "ideal/doğru" bulduğunun kanun ve baskı yoluyla insanlara benimsetilemeyeceğini bize gösterdi... Özünde ve amacında tamamen farklı olsalar da merkezi otoritelerin "yeni insan tipi" için kanunla dayattığı kurallar, görüldü ki, bir Yüzyıl içinde geri tepti ve bu ülkelerde "yeni insan" hayaletinin altından daha da radikalleşmiş bir inanç dünyası çıktı ortaya...

Batı Avrupa toplumları ise, geçmişteki çok acılı ve kanlı deneyimlerinden çıkarak sosyal olanla inanç dünyasına ait olanın uzlaşma içinde birlikte yaşayacakları bir sistem oluşturdular... Böylece sosyal olanla inanç dünyasına ait olan karşılıklı etkileşim içinde evrilerek, bugün bir çok modern insanın imrenerek baktıkları bir harmoniyi yakaladılar...

Sorun çocuklar açısından çok değişmedi aslında... Yine oralarda da çocuk doğar doğmaz vaftiz ediliyor, belli bir yaşa geldiğinde de cemaatin üyesi olmasını belgeleyen komünyon (her mezhepte değişik isimlerle) rütüeliyle o dinin mensubu oluyor... Dikkat edin çocuklara kimse bir şey sormuyor... Devlet de vaftiz yasaktır türünden bir yönlendirme yapmıyor...  Devlet, her aile çocuğunu vaftiz ettirmek zorunda da demiyor... Karar ailelere ait...

Bir musevi erkek çocuğu  ya da Müslüman bir erkek çocuğu sünnet denilen "yaralamayla" sonradan telafisi olmayacak bir ritürle mecbur bıraklılıyor... Çocuğa fikrini soran yok yine... Bugün en laik düşüneni de dahil, devletin sünneti yasaklamasını kaç kişi kabul eder Musevi ya da Müslüman topluluklarda... "Oğlumuz kendi karar vereceiği yaşa gelince kendisi karar versin çükünü kestirip kestirmeyeceğine" diyen kaç anne, kaç baba var içinizde... Örnekse, ben oğlumu aynen bu düşünceyle sünnet ettirmedim... Bugün 23 yaşında ve kesilmemiş organıyla son derece mutlu ve kestirmeyi de düşünmüyor... Şimdi kimse bana sağlık gerekçeleriyle gelmesin... Sorun çocuğun kendi kararını vermesine evet diyor muyuz, demiyor muyuz... Sağlıksa, doktor gerek görür ve bir küçük ameliyatla bu iş her yaşta yapılabilir ki, ben şahsen bunu sağlık açısından da gereğine inanmıyorum...

Şimdi gelelim meselenin en önemli noktasına... Küçük kızların başlarını örtmesine devlet mi karar versin, aileler mi karar versin... Bana sorarsanız, sünnet meselesindeki gibi, çocuğun kendi kararını vereceği yaşa kadar kimse karar vermesin... Ama küçücük oğlan çocuklarının kendisine karar hakkı verilmeden çükünün kesilmesine itiraz etmeyenler, ki sonradan telafisi yok bunun; neden, çocuk büyüyünce başını kendi iradesiyle açma olanağı varken devletten bunun yasaklanmasını isterler anlamak mümkün değil...