• 28.09.2014 00:00
  • (3342)

 Türkiye Cumhuriyeti'nin Cumhurbaşkanı Birleşmiş Milletler Genel Kurulunda yarıya yakın boş salona konuşma yaptı... Yabancı basından yansıyan fotoğraflar böyle gösteriyor

Hiç kimse Cumhurbaşkanı'nı sevmek zorunda değil... Hiç kimse AK Partili olmak zorunda değil... Hatta Cumhurbaşkanı'ndan netret etmek bile suç değil... Ama sevsek de sevmesek de bu adam bu ülkenin halk tarafından seçilmiş ilk Cumhurbaşkanı...

Bir uluslararası forumda yaptığı her konuşmayı beğenmek zorunda da değiliz... Hatta "saçma sapan" bir konuşma yaptıysa eleştirir, dalga bile geçebiliriz... Demokratik kültürde bu var...

Ama ne söylediğine bakıp, sözlerinde neleri beğenmediğimizi, nelere karşı olduğumuzu belirmek, ona göre tavır almak zorundayız...

Birleşmiş Milletler Genel Kurulu salonunda önemli sayıda delegelerin salonu terk etmiş olması, eğer Cumhurbaşkanı'nın konuşması gerçekten saçma sapansa, Cumhurbaşkanı ülkemizi, ülkemizin pozisyonunu yanlış temsil ettiyse, bizi elbette üzmeli ve salonu terk eden delegeler haklı bulunmalıdır, Tavırları demokratik "dinleme ahlakına" uymasa da...

Cumhuriyet'den T24'e, Sözcü'den bilmem ne adlı yayın organlarına değil sözüm... Onlar yeminli görevlerini yapıyorlar, yapacaklar...

Gazze sorununda; Birleşmiş Milletlerin adil olmayan tutumları konusunda; Birleşmiş Milletler'in kararlarını hiçe sayan İsrail devleti konusunda; Güvenlik Konseyi'nin milletler topluluğunun kararlarına kulak asmayıp, bir türlü ortak karar alamaması, birinin ya da diğerinin veto ederek bu topluluğun iradesini hiçe çıkarması konusunda; Kıbrıs sorununun uzayıp gitmesinde adalı Rumların uzlaşmaz tavırları konusunda ve konuşmada sözü geçen noktalar konusunda sokaklara dökülen, siyasi tavırlarını defalarca ortaya koyan ve kendilerine "sol-sosyalist" vesaire diyen, hatta üstelik de çevreci olanlarla bu konuda tavırları açık olan Kürt hareketinin temsilcilerinedir sözlerim...

Cumhurbaşlkanı'nın aşağıya yapıştırdığım noktalardaki hangi görüşüne katılmadığınızı sırayla söylemeden, salonu terkedenleri haklı bulmaya ve bu konuda geyiklerinize devam etmeniz, sadece ne kadar zavallı olduğunuzu gösterir... Sadece kinle ve düşmanlıkla hareket ettiğinizi gösterir... Ve anlamayacaksınız ama, sizden cacık bile olmayacağını gösterir...

Buyrun, konuşmanın satırbaşları... Birlikte okuyalım ve düşünelim... Bunlardan hangisi yanlış, hangisine katılmıyorsunuz:

"Açık söylemek zorundaydım ki, Birleşmiş Milletler bugün insanlığın umutlarını insanlığın geleceğini tehdit eden korkulara galip kılacak bir liderlik sergileyemiyor. BM, ne yazık ki, belli ülkelerin çıkarları ve vesayeti istikametinde değil, bütün insanlığın hukukunu korumayı esas almak üzere yeniden yapılanmak ve vizyonunu yenilemek zorundadır."

"Bizim açımızdan Birleşmiş Milletler, kaba kuvvet ve zulüm yerine, uluslararası hak ve adaleti; çatışmayı değil barışı, basit çıkar ve denge arayışlarını değil, insanlık vicdanını hakim kılmaya çalışması gereken bir idealin adıdır. Ben Birleşmiş Milletler'i böyle anlıyorum."

"Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin bu konuda bugüne kadar aldığı bağlayıcı nitelikteki, -bunun altını çiziyorum- 89 karara İsrail uymamıştır. Ayrıca Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nun, yani bu çatının altının aldığı fakat İsrail'in hiçe saydığı yüzlerce karar vardır. Daha da acısı, Birleşmiş Milletler, Filistin halkının yaşadığı insanlık dramının sona ermesini sağlayacak hiçbir adımı atamayacak kadar aciz kalmaktadır.Soruyorum: Acaba Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi, farklı ülkeler için, bu tür yaptırım kararları aldığı zaman, bu kararlara uymayanlara, aynen İsrail'e uyguladığı gibi, sessiz mi kalıyor? Yoksa yaptırımları Sudan'da yaptığı gibi sonuna kadar uyguluyor mu? Bunu kendimize sormak suretiyle, şöyle bir kendimizi çek etmeliyiz."

"Bu kürsüden özellikle vurgulamak istiyorum. İsrail halkı ile sorunumuz yoktur. Sorun şimdiki İsrail hükümetinin saldırgan politikalarından kaynaklanmaktadır. Nitekim önceki İsrail hükümetleri döneminde çok yapıcı çalışmalar yaptık, pek çok konuda ilerleme kaydettik. Şimdi ise gerilimin kaynağı sadece sadece mevcut İsrail hükümetidir."

"Kıbrıs'ta yarım asırdır devam eden sorunun artık adil, kapsamlı ve kalıcı bir çözüme kavuşması gerekiyor.2004 yılındaki BM Planı, çözümün parametrelerinin belli olduğunu, ancak Rum tarafında çözüm iradesinin olmadığını göstermiştir."