• 1.11.2014 00:00
  • (2520)

 Hafızalarımızda çok taze... "Bayrak Mitingleri"... "Ordu göreve" sloganları... İzmir'de kıpkırmızı bayrak seli gibi dolu dolu alanlar... Yenilgiyi, "biz asılız, bu ülkede bizim istemediğimiz bir şey olamaz" dedikleri önceliklerinin kaybolduğunu hissedenlerin son adres olarak "orduyu göreve" çağırmaları... Çaresizlikleri arttıkça, halkın %60'nın aptal olduğunu öne süren çok sevdikleri bir "bilge" adamın sözüne sarılıp, "benim oyumla çobanın oyu nasıl bir olur" yakarışları...

Hafızalarımızda çok taze... "Bayrak Mitingleri"... "Ordu göreve" sloganları... İzmir'de kıpkırmızı bayrak seli gibi dolu dolu alanlar... Yenilgiyi, "biz asılız, bu ülkede bizim istemediğimiz bir şey olamaz" dedikleri önceliklerinin kaybolduğunu hissedenlerin son adres olarak "orduyu göreve" çağırmaları... Çaresizlikleri arttıkça, halkın %60'nın aptal olduğunu öne süren çok sevdikleri bir "bilge" adamın sözüne sarılıp, "benim oyumla çobanın oyu nasıl bir olur" yakarışları...

Daha sonra çıkarılan bütün kargaşa denemelerinde, seçilmişlerin düşeceklerini beklemeler... Silivri'den, ülkeyi kargaşa, yağma ve güvensizlik ortamına sürükleyenlere "sallayın düşmesi yakındır" mesajları göndermeler...

Bu da olmayınca, devletin içine çöreklenmiş, görünen devletten başka bir devlet gibi çalışan uyuyan "güçlerinin" yardımıyla seçilmişleri itibarsızlaştırma denemeleri...

Cumhuriyet tarihinde bu yapılanların küçük bir kısmıyla bile hükümetlerin nasıl "şapkayı alıp" gittiğini bildikleri için, bunca çabaya rağmen "sallaya sallaya" seçilmişleri düşürememenin verdiği telaşla en son kozlarını oynuyorlar...

Son iki senenin başarılı olan ülkeyi huzura taşıyan gelişmesini bozma girişimleri... Provokasyonlar zinciri...Onyıllardır ölüm haberlerinden, işkenceden, zulümden başka haber gelmeyen ülkenin Kürt bölgelerini karıştırma girişimleri...

Bütün bunlar şaşırtıcı değildi... Her aklı başında ve bu ülkenin insanları için huzuru isteyen kişi bunlara hiç şaşırmadı bence... Seçilmişlerin zaman zaman dengesizliği, aşırı güç kullanma beceriksizliklerine rağmen ülkenin huzurunu bozmayı başaramadılar...

Ama "su uyur düşman uyumaz" sözünü kanıtlarcasına, uyutularak bekletilen en son hücreler de "savaşa" sürülmeliydi... Akan kanın durması, ülkenin huzura kavuşması için silahlı mücadele ile edinilen kazanımları politika sahnesine devretmek isteyen Abdullah Öcalan'ın itibarsızlaştırılması ilk hedefti... Bunun için, Öcalan'ın öneri ve kararlarına itaatsizlik başladı önce... HDP içine alınan hayatı boyunca hiç bir şey başaramamış "goşist" temsilcilerle "Türkiyelileştiği" iddiasını öne süren Kürt siyasal hareketi, uzunca bir zamandır CHP ile flört etmeyi politikasının temeline oturttu...

Geçtiğimiz haftalarda Tüm ülkeyi kargaşa, yağma, talan ve kan gölüne çevirme çağrısı bütün bu gelişmelerin üstüne tüy dikti... Başbakan'la konuşup çıkarken başka, kitleleri yağmaya ve talana çağırırken başka konuştular...Tüm dünyada takdirle karşılanan Kobani'de ki Türkiye tavrına çamur atmaya devam ettiler... Kendileri gibi düşünmeyen Kürtlerin işyerlerini yakıp yıktılar... Kendileri gibi düşünmeyen Kürtlerin başlarını taşla ezerek öldürdüler... Yapılan talanın, yağmanın, yakıp yıkmanın ve dökülen kanın suçluluk duygusuyla medyanın önüne çıktılar... Sınavda terleyen çocuklar gibi, boncuk boncuk terler dökerek suçlarında tevil yoluna gitmeye çabaladılar...

Bütün bunlar, Kürt siyasal hareketindeki çatlağı, ayrışmayı ortaya çıkardığı gibi, içlerindeki hiç de küçük olmayan "İslamofobi" kliklerini de deşifre etmeye yetti... Bunun zirvesi ise, Aysel Tuğluk isimli, içlerine aldıkları "goşist"lerle yakınlığı bilinen kişinin T-24 adlı haber portalında yazdığı yazı oldu... "Seküler güçler görev başına" ifadesiyle özetlenebilecek yazısıyla Tuğluk, yakın geçmişte "ordu göreve" diye sokaklara dökülenlerin başlattığı daireyi tamamlıyor... Kendi içlerinden, bu tavırlara en güzel cevabı Sırrı Sürayya Önder verdi dün...

Aysel Tuğluk hanımefendinin çağrısına uyup da "görev başına" gelmeye güçleri yeterse, o "seküler güçlerin" neler yapacağını onların geçmişte yaptıklarıyla bilmesi gerekmez mi Aysel Tuğluk hanımefendi... Bilir, bilmesi gerekir... Ama, dedik ya, bu virüs, kanla ve ölümle beslenen virüs bir defa girdi mi vücuda bir daha çıkarmak için gerekli antivirüs henüz bulunmadı...

Bütün siyasi stratejilerini Tayyip Erdoğan düşmanlığı üzerine kurmakla politika yapılmayacağını ve sittin sene seçim meçim kazanılamayacağını öğreninceye kadar bunlardan kurtulmak mümkün olmayacak... Bereket, Kürt siyasi hareketi sadece bunlar demek değil ve Abdullah Öcalan hala Kürt halkı arasında tamamen itibarsızlaştırılamadı... Ayrıca devlet, yani devleti yönetmek için seçilmişler de barışın, huzurun tesis edilmesi yolundaki kararlılıklarını sürdürüyorlar... Kötü bir kırılmayı, herşeyin başaşağı olacağını düşünmek bile istemiyorum...

Enseyi karartmayalım (Çetin Altan'a bu sözü için de sevgi ve saygılar)... Kervan hala yürüyor ve yürüyecek...