• 7.12.2014 00:00
  • (2457)

 Osmanlıca konusu gündeme gelince, çok yakın geçmişte yaşadığım bir olay geldi aklıma...

Yakın arkadaşlarım ve beni izleyenler bilirler... Latin alfabesine geçiş ve dilin sözümona "arılaştırılması" girişimlerine devrim adının verilmesini hiç bir zaman kabul etmedim... Ekim ayında İstanbul'a gelen ve buluşup bir kaç gün birlikte olduğum Alman sendikacı meslektaşların çoğu, işçilikten yetişip üniversite okuyan, ama eyalet düzeyinde yüksek politik görevler de yapan aydın insanlar... Bir çok politik konuları konuşurken, ben, bu alfabe ve dil konusundaki olumsuz görüşümü de anlattım... Bunun üzerine bir hayli tartıştık ve ben bir şeyler öğrendim...

Hep söylediğimiz şeyi, "dedesinin mezar taşını okuyamayan tek halk..."konusunu açtığımda, Hessen Eyaleti Başbakan Danışmanlığın da yapmış olan ve benden 8-10 yaş daha genç bir meslektaş, "sen ne diyorsun, eski Alman-Gotik alfabeyle yazıldığı için, babaannemin yemek tarifi notlarını okuyamıyorum ben..." demez mi... Demek ki yalnız değilmişiz diye düşündüm...

Sonra konuyu enine boyuna tartıştık... Özellikle Birinci Dünya savaşı sonrası başlamış onlarda da Latin alfabesine geçiş... Dille oynamamışlar onlar, ama alfabe konusu benzer bir macera yaşamış... Dilin değiştirilmesi, "millileştirilmesi" onları da şaşırttı... O konuda aynı düşüncedeydik... Ama alfabe konusuna getirdikleri izahat beni baya ikna etti...

Almanya'da alfabe konusu değişime başladığında, artık kapitalizmin ülke sınırlarını aşıp dünyaya yayılma dönemi de belirgin bir biçimde yoğunlaşıyor... Endüstri üretimi ihraç eden Almanya daha ikinci savaştan önce, alfabesinin zorluklarıyla karşılaşıyor ve onların ifadesiyle,"kapitalizmin bir dayatması sonucu" Latin alfabesi bir zorunluluk oluyor...

Cumhuriyet'in daha başında İzmir İktisat Kongresi'ni, "Yeni" Türkiye'nin hemen Kapitalist sistemi seçtiğini anlattım... Onlar da Türkiye konusunda o kadar çok şey biliyorlar ki, inanılmaz... Sonuçta, birlikte ulaştığımız sonuç, gerçekten de Latin alfabesi aynı zamanda kapitalizm seçiminin bir sonucudur... Yine birlikte tartışarak buluştuğumuz nokta, Anadolu'nun Türkleştirilmesi önceliği Cumhuriyeti kuran kuşakta egemen olsa da, bu öncelik Kapitalizm tercihiyle birleştiği için oldukça çabuk yapılmıştır Alfabe değişikliği...

Dilin "arılaştırılması" ve böylece 600 yıllık bir kültür dilinin yok edilmesi konusunda görüşlerimiz hemen hemen aynıydı... Bugün Latin alfabesiyle yeniden basımı yapılan en eski edebiyat eserleri bile anlaşılır durumda Almanya'da... Elbette dil kendi dinamiğiyle, yeni bilimsel ve teknik gelişmeyle, dünyasallaşmanın etkisi sonucu dile giren yabancı kelime ve kavramlarla gelişiyor orada da... Ama bunlar, orada, ortalama bir lise mezununun mesela 200 sene önce yazılmış bir edebi eseri ya da herhangi bir belgeyi anlamalarına engel değil...

Türkiye'deki trajedi, açıkça teslim etmeliyim ki, benim şimdiye kadar inançla ifade ettiğim gibi esas olarak alfabe değil, esas olarak dilin"arılaştırılması" adına, dilin iğdiş edilmesidir...

Bu bağlamda Osmanlıca'nın okullarda öğretilmesi konusuna baktığımda, eğitimde her türlü zorlamaya karşı olduğum için, Osmanlıca'nın da seçmeli olarak okutulmasının faydasına inanıyorum... Ama bir çok ders dalında olduğu gibi, haftada 2 saatlik alibi dersler olarak değil... Gerçekten bu dersi alan bir lise mezununun bizim nesiller gibi fakir kalmayarak, bizim lügatle okumaya çalıştığımız edebi eserleri anlayabilmesi sağlanmalıdır...