• 9.12.2014 00:00
  • (3444)

 Rasih Nuri'nin ölüm haberini, TKP'nin son Genel Sekreteri Nabi Yağcı'nın, temsil ettiği tarihi kişiliğine uyan olgunluktaki şu notuyla paylaştım: "Rasih Nuri TKP 40'lı kuşak geleneğinin içinde bir komünist idi, bu kuşak cumhuriyet tarihi içinde komünistlerin benzersiz baskılara uğradığı TKP'nin en dramatik kuşağıdır ama aynı zamanda ağır anti-komünizme, ağır faşizan baskılara, eziyetlere, tabutluklarda işkencelere, ölümlere rağmen direngen bir kuşaktı. Yanlışları, doğruları bir yana sırf bu nedenle bu kuşak saygıyı hak eder. Güle güle Rasih Nuri."

Bu paylaşımımın altında, Rasih Nuri ile başlayıp, tarihi TKP'nin sözde eleştirisne varan yorumlar geldi... TKP'nin TBKP olması anından itibaren üyesi olmadığım için, serüven hakkındaki bilgilerim "seyirci" olmanın ötesinde değil... Dikkat edilirse, ülkenin sol yelpazesindeki tüm oluşumlar, hatta hayatında hiç bir yerde sorumluluk almamış olanlar geçmişi, geçmişin "özeleştirisini" yazarken, önce TKP eleştirisiyle başlarlar... Kronik bir "TKP nefreti" içerir bu yazılar...Kendi "ayıplarını" gizlemek için olsa gerek, 80 öncesinin aforoz edilmesi gereken siyaseti olarak hep TKP'yi gösterirler... TKP'nin sorumluları, başta son yasal Genel Sekreteri olmak üzere değişik yazılarında, konferanslarda özeleştiriyi, başka hiç bir "sol" oluşumun kendini ve geçmişini eleştirmediği şekilde yaptılar... Yapıyorlar... Bana göre eksik kalan, TKP'nin "özeli"yle kardeş partilerle ve SBKP ile olan bağlılığı çerçevesinde sorumluluklarının sorgulanmasıdır... Ben yukarıda sözünü ettiğim paylaşımın altındaki yorumların üzerine aşağıya yapıştırdığım notu yazdım:

"Türkiye Komunist hareketi'nin tarihi ile ilgili otobiyografik çalışma yapanların kendilerini 'savcı' koltuğuna oturtup, herkesi ya da 'sevmedikleri' bazılarını idama mahkum etmelerine alıştık... Kendileri, nedense pür-i pak ve kusursuzdurlar... Geri kalan herkesi yargılama, sorgulama yetkileri vardır... Ben bugüne kadar bu kuralın dışında bir 'değerlendirmeye' rastlamadım... Türkiye İşçi Partisi üyeliğiyle birlikte onlarca yılımın geçtiği bu siyasi harekette, tanıdığım bildiğim eski yol arkadaşları da dahil, kim bir şey yazdıysa hep yukarıda sözünü ettiğim koltuğa oturttu kendini... O yüzden okumuyorum artık...

TKP tarihi SBKP tarihinden ayrı tartışılmamalı... Üçüncü Enternasyonal'in, daha sonra bu ad terkedildiğinde de SBKP'nin gelişimi, dünyaya bakışı, bu arada 'kadeş partiler' adı verilen işçi ve komunist partilerinin stratejilerini tayin etmiştir... Özellikle Sovyetler Birliği'ne sınır komşusu olan Türkiye'nin komunist partisi, kuruluşundan itibaren iki devletin ekonomik ve diplomatik ilişkilerinde, tabiri caizse, pin-pon topu gibidir... Bu konuda başka bir yerde yazdığımda bir dayak yemediğim kaldı... Bu konuların birebir tanıkları hayattayken bu konular konuşulmadığı sürece söyleyeceğimiz her şey, körlerin fili tarif ederken tuttukları yeri tarif etmesinden öteye geçmez... Bu ifadem ne SBKP'yi kötülemek, ne de suçu başkasına atmaktır... Gırtlağımız yırtılıncaya kadar 'yaşasın Sovyetler Birliği' diye bağırdığımız günlerde komunist hareketin onurlu ihtişamının gururunu taşıdıysak, etimiz-budumuz kadar tüm kardeş partilerin de sorumluluğunu taşımak durumundayız... Kimseyi, hiç bir partiyi 'tu-kaka' ilan etmeden geçmişi tartışmak başka bir şey; 'filin tuttuğumuz yerini' ele alıp aşağılamak, insanlara hakaret etmek başka bir şeydir... Bence..."