• 16.12.2014 00:00
  • (2194)

 70'li yılların başından beri basın-yayın dünyasındayım... basına, yazarlara, gazeteciler baskı ne demektir iliklerime kadar bilirim... Siz, yeni yetmeler, son yıllarda gazete, dergi, kitap toplatma diye bir şey duydunuz mu... O günleri yaşayıp da bugün basın özgürlüğü yaygarası koparanlara değil sözüm... Onlara doktor ne yerse yesin demiş...

Bakın nasıl olurdu... Daha dergi, gazete, kitap tezgahlara girmeden, savcılığa verilen nüsha üzerinden toplama kararını verirdi savcı... Bu ne demektir biliyor musunuz... Daha Türkiye'ye dağılmadan toplatma demekti... Tabi biz de tedbirimizi alırdık ve toplanacak bir kaç nüshadan başka bir şey bulamazdı polis... Tabi yayın da yasaklanmış-illegal yayın olurdu o noktadan sonra... Gelsin yeni bir kaç dava daha... Savcılık, Ağır Ceza Mahkemeleri bizim günlük uğrak yerlerimizdi... Sıkı mı, bir başbakan, bakan, hatta bir vali falan hakkında eleştiri yazmak... Dikkat edin küfür, hakaret ne kelime, eleştiri... En hafifinden 159. Madde takılırdı boynumuza...

Tabi bununla da bitmez, dergi, gazete yasaklanırdı... Bir hakimin iki dudağı arasındaydı bütün bunlar... Hadiii, yeni bir isim bul, yayına devam et... Öyle bir hal alırdı ki bu durum, yeni, uygun isim bulmak da zor olurdu...

Bütün bunlara, bir de, gözden ırak Anadolu'nun köşelerinde bu yayınları satmaya çabalayan isimsiz kahramanları eklemek lazım... Biz İstanbul'da yayınlardık, ama memleketin dört bir köşesinden yayınlar hakkında toplatma, yasaklama kararları alınırdı... Hadii, bir de bütün yurttaki Ağır Ceza Mahkemeleri'ne yolculuk başlardı... Yüzlerce dava, gözaltına alınmalar... 

Büyük gazetelerin sorumluları ve Ankara temsilcileri Ankara'da sık sık Genel Kurmay'a "brifinge" çağrılırdı... İstanbul'da komutanlar yapardı bu "brifingleri"... Bazen de Telefon ederdi memleketin gerçek sahipleri yazıişlerine, uyarırlardı, bazen kibarca... "Ordu rahatsızlık duyuyor şu yayınınızdan..." gibi uyarılardı bunlar... Bugün basın özgürlüğü diye yaygara yapan "büyük" isimli gazeteciler de bu brifinglerde, telefonla ya da davet üzre yapılan uyarılarla uysal uysal görevlerini yaparlardı... Bu "büyük" isimli gazetecileri herkes tanıyor atık...

Bugün tirajı 400bin civarında olduğu söylenen Sözcü gazetesi, her sayısında manşetten "hırsız" diyebiliyor Cumhurbaşkanı'na... Buna karşı bir toplatma, bir yayın yasağı duydunuz mu... En çok olan, Cumhurbaşkanı "kişisel" hakaret davası açabiliyor... Mizah dergileri ve irili ufaklı diğer yayınlarla TV yayınlarını da eklemek lazım... Basına baskıdan söz eden Mehmet Altan, her gün TV kanallarını dolaşıp "hırsız" yayını yapmakta... Günlük E-Gazetelerde yazıları serbestçe yayınlanmakta... Mümkün müydü bunlar 15-20 sene önce... Darbe dönemlerinden hiç bahsetmiyorum... Bütün bunların yanında, sosyal medya denen ağda bir saatlik bir dolaşmak küfrün, hakaretin en aşşağılık seviyesindeki paylaşımları görmeye yeter... Ve bütün bunlar, diktatorya olan bir ülkede, basın özgürlüğünün olmadığı bir ülkede oluyor... Siz kendinizi akıllı alemi aptal mı sanıyorsunuz...